Gül: İktidar, eğitimdeki sorunların çözülmesini istemiyor
Eğitim-Sen 7 Nolu Şube Başkanı Sinan Gül, iktidarın eğitimdeki sorunların çözülmesini istemediğini ve bu nedenle sorunların çözümünün örgütlü bir mücadeleden geçtiğini ifade etti.
Eğitim-Sen 7 Nolu Şube Başkanı Sinan Gül, iktidarın eğitimdeki sorunların çözülmesini istemediğini ve bu nedenle sorunların çözümünün örgütlü bir mücadeleden geçtiğini ifade etti.
Türkiye’de 2004-2025 eğitim-öğretim yeni dönemi 8 Eylül’de başladı. Okullar, ana sınıfından itibaren, bir öğrenci için yapılacak tüm harcamaları “ihtiyaç listesi” adı altında velilerden talep etmeye başladı. Her ne kadar Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) “bağış” ve “ihtiyaç listesi” adı altında talep edilenlerin kanuna aykırı olduğunu dile getirse de okul yönetimleri bu uygulamadan vazgeçmedi.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) 7 Nolu Şube Başkanı Sinan Gül, eğitim sisteminde yaşananları ANF’ye değerlendirdi.
Okullarda yaşanan sorunların çok uzun süredir devam ettiğini ve bunun birçok sebebinin olduğunu belirten Gül, “Çok uzun zamandır devam eden örtülü bir gelenek olarak, okulların kayıt dönemlerinde ve açılış haftalarında velilerden ‘okula destek’ adı altında bağış paraları, kırtasiye malzemeleri (A4 kâğıdı, tahta kalemi, tahta silgisi, çöp kutusu, temizlik malzemesi) talep edilmekte ve toplanmaktadır.
Son yıllarda okul yönetimlerinin bu taleplerinin gözle görülür oranda arttığını gözlemliyoruz. Bunu birkaç nedenle açıklamak mümkün: En önemli nedeni, iktidarın eğitim alanını politik kaygılarla yönetmesi sorunudur. Çünkü güncel olarak eğitimin piyasalaştırılması, ücretli hale getirilmesi ve bunun toplum nezdinde meşrulaştırılması süreci işletilmektedir. Bu doğrultuda okullara temel ihtiyaçların karşılandığı ve okul ikliminin iyileştirilmesi yönünde yapılacak harcamaları sağlayacak olan ödeneklerin giderek kısıtlandığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla okul yönetimleri, okullardaki temel ihtiyaçların karşılanması için velilere daha yoğun bir taleple gitmek durumunda kalmaktadır.
Bu açıklamalarla bağlantılı olarak, son yıllarda yaşanan enflasyona bağlı artan maliyetler ve okullara ayrılan ödeneklerin aynı oranda artırılmamasının bir sonucu olarak, okul idarelerinin talepleri giderek daha büyük miktarlara dönüşmüştür. Eylül ayında velilerden alınan ayni ve nakdi desteklerin yıl içerisinde yeniden alınmasının zorluğu ve okulların açılmasından dört ay sonra aynı ihtiyaçların aynı fiyatlarla karşılanamayacağını bilen okul idareleri, ilk taleplerini yüksek tutmaktadır.
Uzun bir süredir uygulanan siyasal politikalar neticesinde etik anlayışın ve temel hakların erozyona uğramış olması da bu artışların bir başka nedenidir. Eğitimin kamusal temel bir hak olduğunu unutan veya unutturulan toplumun bu taleplere örgütlü bir ses yükseltememesi; okul idarelerinin de bu taleplerde bulunmakta herhangi bir beis görmemesi de etkilidir” diye konuştu.
İKTİDAR, BU SÜRECİN ÇÖZÜMÜNÜ İSTEMİYOR
İktidarın bu sürecin önüne geçmek istemediğine dikkat çeken Gül, şöyle devam etti: “Sorunuza son cümlenizden başlayarak yanıt vermek daha yerinde olur. İktidar gerçekten bu sürecin önüne geçmek istiyor mu? Biz, bu durumu engellemek yerine velilerden bu taleplerin önünün açılmasını pratikleriyle desteklemekte olduğunu görüyoruz.
‘Hiçbir şekilde okullarda para toplanmasına müsaade etmeyeceğiz’ minvalinde üst perdeden söylenen sözlerin, okul bileşenlerinden olan veliye hoş görünmeye çalışmaktan öteye geçmediğini biliyoruz. Evinde bu sözleri televizyonlardan dinleyen veli, ertesi gün kendini okula bağış adı altında ödemeler yaparken buluyor. Bu durumun bir başka sonucu ise, eğitim camiası ile veli arasındaki barışı bozma işlevi görmesidir.”
EĞİTİM ANLAYIŞI KAMUSAL İLKELERDEN DEĞİL, NEOLİBERAL KAYGILARDAN BESLENİYOR
Türkiye’deki eğitim anlayışının neoliberal bir anlayış üzerinden şekillendiğini belirten Gül, “‘Kötü olan, kötüleşen’ kamuoyunda tartışılır. Bu işin tabiatından olsa gerek. Özellikle eğitim, sağlık, hukuk gibi topluma doğrudan nüfuz eden alanlardaki niteliksizleşme veya niteliksizleştirme adımları her dönemde daha sert tartışılır.
Eğitim anlayışınız kamusal ilkelerden değil de neoliberal kaygılardan besleniyorsa kötüleşir.
Okul müfredatlarına bilimsellikten ve pratik beceriler kazandırmaktan uzak bir felsefe yerleştirdiğinizde; öğretmenleri düşük ücretlerle yaşam kavgasına sürüklediğinizde ve buna bağlı olarak başka işlerde çalışmak zorunda bıraktığınızda; mobbing ve siyasi söylemlerle değersizleştirip mutsuzlaştırdığınızda, işini kaybetme kaygısını onlara yaşattığınızda, aidiyet duygusunu ciddi ölçüde yok edersiniz. Şu anda bu süreç yaşanmaktadır.
Bir taraftan aidiyet duygusu kaybettirilmiş eğitim camiası, diğer taraftan okullardaki müfredatların niteliksizleştirilmesi ve okulların ekonomik-pedagojik yoksunluk içerisine sokulması sonucu, kaos havası içerisinde ilerleyen bir durum ortaya çıkmıştır” tespitinde bulundu.
‘PARASIZ, BİLİMSEL EĞİTİM’ SÖZÜ ARTIK NOSTALJİK BİR SLOGANDIR
Sinan Gül, eğitimde yaşanan sorunların genel geçer tepkilerle çözülemeyeceğini, bunun için mücadelenin örgütlenmesi gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: “Eğitimin kamusal bir alan olduğu bu bağlamda, parasız eğitimin anayasal bir hak olduğunun içselleştirilmesi ve bu yönde toplumsal bir tepkinin oluşması gereklidir. Bu, önümüzde büyük bir sorun olarak durmaktadır.
Bir diğer sorun, mesleğin asli unsuru olan öğretmenlerin, sınıfa dayalı sendikal anlayışı yeniden örgütlemesi ve bunu yaşamsal mücadelenin bir parçası haline getirmesidir.
Bu amaçla öncelikli olarak, sendikaların ve sendikal anlayışın bu yeni süreçte daha yerele ulaşma kabiliyeti göstermesi, fiili refleksler geliştirmesi ve üst paragrafta da vurguladığımız toplumsal ayak olan veli ile olan bağı güçlendirmesi gerekir. Sorunlara genel geçer tepkilerle yaklaşmak, bu sorunları çözmeye yetmemektedir.
Yereldeki gelişmelerle sorun çözebilen; ancak bunun yanında üniversitelere el atan, ücretli öğretmenleri dert edinen, özel sektör öğretmenleri ile dayanışan geniş bir dayanışma zemini, bu sürece etkili müdahale getirebilir. Bu açıdan tamamlamak gerekirse, günümüz koşullarında ‘Parasız, laik, bilimsel eğitim istiyoruz’ sözü artık nostaljik bir slogana dönüşmeye başlamıştır.”