Gülcan Kaçmaz: Sürecin özü halkın birliğidir

Demokratik Birlik İnisiyatifi Eş Sözcüsü Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, Kürt meselesinin çözümünün, Kürt halkının gerçekliği ve örgütlü toplumu esas alan bir yaklaşımı zorunlu kıldığını vurguladı.

Ortadoğu’da derin bir siyasal dönüşümün yaşandığı, Kürt meselesinin yeniden bölgesel ve uluslararası bir boyut kazandığı bir dönemde kurulan Demokratik Birlik İnisiyatifi’nin Dönem Eş Sözcüsü DEM Parti Milletvekili Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, ‘Demokratik Toplum ve Barış’ sürecine ilişkin ANF’nin sorularını yanıtladı.

Gülcan Kaçmaz, bu kapsamda sürecin Kurdistani alandaki toplumsal karşılığını, Meclis merkezli çözüm tartışmalarını ve ulusal birlik perspektifini değerlendirdi.

 Demokratik Birlik İnisiyatifi, Meclis merkezli çözüm süreciyle ilişkisini nasıl tanımlıyor? Bu süreçte bağımsız bir toplumsal aktör olarak rolü ve müdahale alanı nedir?

Dünya ölçeğinde kapitalizm kriz içinde; Ortadoğu’da sosyo-politik bir altüst oluş var. Güneydoğu Asya’dan Doğu Avrupa’ya uzanan yelpazede toplumsal gerginlik ve sürekli bir savaş hali yaşanıyor. Dolayısıyla ulus-devletler de devlet dışı aktörler de yeni bir konumlanma ihtiyacı duyuyor. Özellikle ulusal ve uluslararası bir statüye ve korumaya sahip olmayan halklar açısından riskli bir dönemdeyiz. Bu sebeple Kürtler de yaşadıkları her yerde kendilerini yeniden konumlandırıyor ve yerleşik konumunu güçlendiriyor. Suriye’de bir altüst oluş varken Kürtler buna seyirci kalamaz. Çünkü Kürtler açısından “norm dışı unsur” olma hali artık kabul edilemez. Bugün daha küçük bir nüfusa sahip halklar dahi BM’de temsil ediliyorken, nüfusu 50 milyonu aşan Kürtlerin temsil edilmemesi ancak bir paradoks olabilir.

Kürtler, artık kendi aleyhlerine işleyen tarihsel diyalektiğe karşı bir itiraz halinde. Barış ve Demokratik Toplum sürecine en geniş çerçevede müdahil olunmasının sebebini de burada aramak gerek. Sayın Öcalan da ısrarla sürece sahip çıkılması gerektiğini belirtiyor ve toplumsallaşma ayağının taban örgütlenmesiyle güçlendirilmesinden bahsediyor. Burada bir diyalektik işleyiş var. Yani demokratik toplum ancak örgütlenmiş toplumla mümkündür. Buna gidecek yolu açacak anahtar da ulusal birliktir. Sadece Kürtleri içeren bir ulusal birlik değil; Kürdistan sathında yaşayan tüm halkları ve inançları da içeren bir ulusal birlik ve toplumsal dayanışmayı kastediyoruz. Demokratik Birlik İnisiyatifi’nin müdahil olduğu nokta da burada, yani halkların söz konusu olduğu yerde başlıyor.

Bizim açımızdan sürecin anahtarı demokratik müzakeredir. Ancak sürecin sigortası demokratik toplumdur. Kürtlerin hukukun içine dahil edilmesiyle tüm sorunlar bitmiyor. Daha karmaşık ve uzun soluklu bir toplum inşası süreci var önümüzde. Dolayısıyla İnisiyatif, bazı noktalarda sürecin tam göbeğinde yer alırken, bazı aşamalarda ise daha az görünür bir halde. Kürtler şahsında, Kuzey Kürdistan’da tüm halkların ortak tutumunun bir adresi olmak zorunda. Halklar ortaklaştıkça, toplum örgütlendikçe ve Kürtler birliklerini sağladıkça, ulus-devlet aklı da doğru sinyaller almaya başlıyor. Bu yönüyle İnisiyatif, halkların sürece kolektif müdahil olduğu bir sivil platformdur. Demokrasi ise ancak sivil toplumun örgütlendiği yerde özümsenerek yaşanabilir. Dolayısıyla İnisiyatif’in sürecin dışında kalması ya da gelişmelerin bir parçası olmaması düşünülemez.

Önder Apo’nun başlattığı sürecin bugün Kürdistani alanda yarattığı karşılığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu çağrının yalnızca siyasi partilere değil, Kürt toplumunun tüm toplumsal dinamiklerine yönelik olduğu dikkate alındığında, bunun demokratik toplum inşası açısından anlamı nedir?

Bölge devletleri, on yıllar boyunca Kürt meselesine bigâne kalmayı tercih ettiler. Kürt olgusu kendini dayattığında ise onu basit göstermek istediler. Burada en katı tutumu gösteren devlet daima Türkiye olmuştur. Ama onlar bir ulusal meseleye kayıtsız kaldıkça ve güvenlikçi politikalara yöneldikçe, mesele de bölgeselleşti, hatta uluslararası bir boyut kazandı. Tabii bu, kendi kendine gelişen bir süreç değil. Kürt halkı büyük bir direniş gösterdi, barış idealinden uzaklaşmadan her türlü mücadeleyi verdi. Sayın Öcalan da daha 90’lı yılların başından itibaren birçok defa demokratik çözüm çağrısında bulundu. Aslında otuz yıl önce söyledikleri de güçlü fikirlerdi ve ciddi bir perspektifti. Ama savaş yanlısı odaklar yüzünden çözüm çağrıları Türkiye toplumuna ulaşamadı.

Bir taraftan Sayın Öcalan’ın fikirleri tecrit edilirken, diğer taraftan Türk toplumu manipüle edildi.

Bunun farkındaydık. Bu sebeple yıllarca “İmralı’nın kapıları açılırsa toplum nefes alacak” dedik. Dolayısıyla 27 Şubat’ta açıklanan ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ önemli bir sınamaydı. Kıtalar arası bir etki yaşandı. BM dahil olmak üzere uluslararası siyasi ve sivil organizasyonlar 27 Şubat çağrısına olumlu tepkiler verdi. Bunu, 6-7 Aralık’ta İstanbul’da yapılan konferansta da gördük. Şüphesiz Kürdistan’daki etkinin bundan daha güçlü olması kaçınılmazdı. Elbette bunun rasyonel ve duygusal sebepleri var. İmralı’da mutlak tecrit ve izolasyon sürdükçe Kürtlerin fikirsel refleksi de zayıfladı. Kapitalist dünya kaynıyorken, Ortadoğu hareketleniyorken Kürtlerin de tutum belirlemesi gerekiyordu. Bunun yolunun da ancak Sayın Öcalan gibi güçlü bir liderlikle açılacağı, rasyonel aklın bir gereğiydi zaten.

Bugün Sayın Öcalan’ın çağrısının uluslararası arenada ve siyasi zeminde etkileri ortada. Ama 27 Şubat çağrısının en önemli sınaması, dört parça Kürdistan’da oldu. Çünkü farklı devlet sistemleri ve siyasi koşullarda yaşayan bir Kürt olgusu var karşımızda. Buna rağmen, Sayın Öcalan’ın fikirlerinin Kürt toplumunda bir dinamizm yarattığı ortada. Ekolojik toplumdan demokratik ulusa, ulusal birlikten halk dayanışmasına uzanan geniş bir yelpazede fikirsel bir canlılık var. Özellikle Kürt ulusal birliği, en önemli başlıklardan biri haline gelmiş durumda. Dört parçada Kürtler arası ilişkiler yeniden yapılanıyor ve karşılıklı iş birlikleri gelişiyor. Rojava’da ortak tutum ve birlik konferansı gerçekleşti. Süleymaniye ve Duhok’ta farklı parçalardan Kürtler bir araya geldi. Kürt kadınlarının birlik çalışmaları arttı, birlik platformları kuruldu. Şu anda da temel gündem Kürt ulusal kongresinin toplanması.

Bütün bunlar, 27 Şubat 2025’ten bugüne yaşanan gelişmelerdir. Demek ki Kürt toplumu da sürecin odağına örgütlenme ve ulusal birliği koymuş durumda. Yani Kürt toplumunun anlam dünyasında doğru bir temelde oturan bir süreç var. Kürtler, sürecin başında durup akmasını izlemiyor; ona kendi renklerini veriyor ve değerlerini katıyor. Bana göre bu, bilinçli bir ulusal anlamlandırmadır.

‘Kürdistani perspektif’, mevcut parlamenter çözüm diline hangi somut başlıklardan itiraz ediyor? Sizce Meclis’te kurulan komisyonun çözüm çerçevesi, Kürt meselesinin coğrafi, tarihsel ve siyasal gerçekliğini yeterince içeriyor mu?

Kürt meselesi, yüz yılı aşan tarihsel, coğrafik ve politik bir mesele. Çok katmanlı ve eklektik bir yapı var karşımızda. Dolayısıyla Kürt meselesine yüzeysel yaklaşmakla sorun çözülmez. Geçmişte siyasi iktidarların en büyük hatası da meseleye yüzeysel yaklaşmalarıydı. Bunu son on yılda da gördük. Sayın Öcalan da birçok defa devlet aklını ve iktidarları ciddiyete davet etme ihtiyacı hissetmiştir; çünkü karşısında ciddi bir muhataplık eksikliğini çok önceden fark etmişti. Biz de yıllarca, Sayın Öcalan’ın rolünün yanında dört parça Kürdistan realitesine de değinerek çözüm adresi olarak Meclis’i işaret ettik. Bugün Meclis’te, hükümetin ve muhalif partilerin dahil olduğu yüzde 90’ı aşan bir konsensüs olması önemli. Ama Kürt meselesiyle ilgili her konuda bir konsensüs var mı? Böyle bir durum yok. Meseleyi sadece “silah bıraktırma” üzerinden okuyan, Kürtlerin ulusal, politik ve sosyal haklarını görmeyen bir anlayış var karşımızda.

Burada DEM Parti, sürekli uyaran ve doğru zemine davet eden bir konumda. PKK’li yöneticiler de sıklıkla bazı hatırlatmalarda bulunuyor. Ancak doğru perspektifin gösterilmesi, hoşlarına gitmiyor. Hatta bunu, sürece zarar veren konuşmalar şeklinde kodluyorlar. Ama öyle değil. Bugün Kürt halkı süreci destekliyor; ama güven sorunu devam ediyor. Çünkü Kürt realitesi, olması gerektiği şekilde kabul edilmiş değil. Bunun karşısında örgütlü toplumsal bir hamlenin çıkması gayet normaldir. Kürt halkı, örgütlenmeyi büyütme telaşı içinde ve ulusal birlik çalışmaları hızlanmış durumda. Çünkü Kürtlerin anadilde eğitim talebi, anayasal vatandaşlık tanımı ve güvencesi, siyasi mahpusların durumu ve kayyım meselesi orta yerde duruyor. Kürdistani perspektiften bakıldığında bunlar ciddi sorunlar ve beklentilerdir.

Meclis’te çalışma yürüten komisyon önemliydi; ama siyasi partilerin hazırladıkları raporlar beklentinin çok altında kaldı. Kürt meselesine doğru temelde yaklaşmayan, ciddiyetten yoksun bir yaklaşım var. Bugün Rojava, Kürt meselesinde turnusoldur. Siyasi iktidar ve bazı muhalifler hâlâ bunu kavramış değiller. Onlara göre Kürt meselesinde süreç devam ederken, diğer taraftan Suriye Kürtlerinin tehdit edilmesinde bir sakınca yok. Bunun sebebi, Kürtlerin duygusundan uzak olmaları.

Ama Sayın Öcalan başta olmak üzere herkes, ısrarla Kürt olgusunun coğrafik ve siyasal sınırlarını hatırlatmaya çalışıyor. Sayın Öcalan’ın belirlediği çerçeve ve sınırlar makul düzeyde aslında. Bunları devlet aklı da İmralı’ya giden komisyon üyeleri de biliyor. Buna rağmen, Kürt varlığı tanınsa bile onu parçalı halde tutmak isteyen bir kesim var. Ancak bunun reel politik bir karşılığı yok. Buna karşılık, güçlü bir bağışıklığa sahip bir Kürt olgusu var.

Sorunlar çözülecekse, sorunları yaratan bilinç düzeyinden çıkmak elzemdir. Devlette de bunun sancıları var; ama bunun varacağı nokta önemli.

Demokratik Birlik İnisiyatifi, Kürt siyasi aktörleri ve toplumsal dinamikler arasında ortak bir Kürdistani tutum oluşturmayı hedefliyor. Bu hedef, mevcut parti sınırlarını aşan yeni bir siyasal zemin mi tarif ediyor?

Kürtler arası ilişkiler, geçmişten bugüne inişli çıkışlı olagelmiştir. Özellikle Kürdistan coğrafyasının Kasr-ı Şirin’den itibaren bölünmeye başlanması, sorunlara farklı bir boyut kazandırmıştır. Çünkü Kürtler, önce bölgesel, ardından uluslararası emperyal güçlerin hedefi haline geldiler. Kürtlerin ulusal profilini yansıtan birlik ve dayanışma kültürü ile sıkı toplumsal bağları tek tek aşındırıldı. Nitekim Ehmedê Xanî de beyitlerinde Kürtlerin gücünden bahsederken, sonrasında nasıl dağıldıklarından şikayet ediyor.

Tabii sonrasında Kürtlerin talihi hep geriye doğru ilerledi maalesef. Kürt beylikleri dağıtıldı, Kürdistan dörde bölündü. Kürtle; Arap, Fars ve Türk milliyetçiliği egemenliği içinde değişime zorlandı. Her devlet, kendi anlayışını ve sistemini Kürtlere dayattı. Büyük katliamlar yaşandı, her türlü asimilasyon aracı kullanıldı.

Bütün bunlar, Kürtlerin birliklerini kurmalarını ve ortak bir Kürdistani tutum sergilemelerini engellemek içindi. Buna rağmen Kürtler, hiçbir zaman ulusal birlik hayalinden vazgeçmedi. Çünkü her yüzyıl yeni liderler ortaya çıkardı; birçok Kürt önderliğinin en önemli vurgusu da ulusal birlik oldu. Ama bugüne kadar, dar siyasi sınırları aşacak düzeyde bir birlik yaratılamadı. Çünkü her parçada yeni bir mücadele tarzı ve farklı örgütlenme biçimi gelişti. Dolayısıyla her parçada farklı özgünlükler ortaya çıktı.

Yaşadığımız tecrübeler, bize sabırlı olmayı öğretti. Doğru zamanda doğru sonuçları almak için sabretmek gerekiyordu. Bugün ise sağlam bir birlik zemini gelişiyor; zaman Kürtlerin lehine akıyor. Bize düşen, her şeyi sil baştan kurmak değil. Kurmanc, Kırmanç, Soran ya da Goran ayrımı yapmadan, Kürt varlığında buluşmak yeterli. Xanî’nin altını çizdiği birlik fikri zaten hiç sönmedi; on iki yıl önce de ulusal kongreye çok yaklaşmıştık.

Demokratik Birlik İnisiyatifi, tarihsel birikimi yok saymıyor. Çünkü ortada ciddi bir emek var. Bizler, bu birikimin doğru zamanda ve zeminde akmasını sağlamaya çalışıyoruz. Malzeme var, niyet var ve koşullar uygun. Kürdistan’da yaşayan her kesimle görüşüyor, Kürdistani olan herkesin kapısını çalıyoruz. Ulusal birliği, her türlü siyasi parti ve kurum kimliğinin üzerinde tutuyoruz. Çünkü Kürtler bir yüz yıl daha darmadağın yaşama lüksüne sahip değil. Ulusal birlikten kaçanları tarih de halk da affetmez. 

Özeleştirimiz olsun, ulusal birliği çoktan inşa edebilmeliydik. Çünkü birlik olmayınca, bir toplum objektiflere de giremiyor. Kürtler bunun farkında; bugün stratejik hedefimiz ulusal birliktir.