Güleryüz: Süreçte artık ‘acele’ değil, gecikme var

Mahfuz Güleryüz, Devlet Bahçeli'nin süreçle ilgili yürütülen çalışmalara dair ‘aceleye getirmeden yapalım’ sözüne karşı, sürecin üzerinden bir buçuk yıl geçtiğini hatırlatarak, “Artık acele değil, gecikmiş ve kayıp bir zaman diliminden bahsediyoruz" dedi.

MAHFUZ GÜLERYÜZ

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin salı günü TBMM grup toplantısında yaptığı, yasal düzenleme süreçlerinin titizlikle yürütülmesi gerektiğine ve “aceleye getirilmeyeceğine” dair açıklamaları, DEM Parti cephesinde eleştirildi.

Bahçeli’nin bu çıkışını eleştiren DEM Parti MYK Üyesi Mahfuz Güleryüz, sürecin başından bu yana yaklaşık bir buçuk yıl geçtiğini hatırlatarak, gelinen aşamanın “acele” değil, aksine, ciddi bir “gecikme” olduğunu savundu.

Kürt tarafının çağrılara hızlı ve olgun adımlarla karşılık verdiğini ancak devlet kanadının kendi taahhütlerini yerine getirmediğini belirten Güleryüz, kayyumlar, infaz yasası ve komisyon raporundaki maddelerin ivedilikle hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.

Mevcut belirsizliğin toplumda derin bir güvensizlik yarattığına dikkat çeken Güleryüz, atılacak adımların ülkeyi zora sokmayacağını, aksine, demokratik zemini rahatlatacağını ifade etti.

‘BAHÇELİ’NİN ÇAĞRISINA KÜRT TARAFI HIZLI VE OLGUN ADIMLARLA CEVAP VERDİ’

Devlet Bahçeli’nin yaptığı çağrının ardından Kürt tarafının meseleyi büyük bir ciddiyetle ele aldığını belirten Mahfuz Güleryüz, sürecin hızla olgunlaştırıldığını ve kritik kararların ivedilikle alındığını vurgulayarak şunları söyledi: “Sayın Bahçeli'nin çağrısından hemen sonra süreç, Kürt tarafı açısından büyük bir dikkatle ele alındı ve ivedilikle kararlaşmalara gidildi. Bu noktada önemli adımlar atıldı. Dolayısıyla Kürt tarafı, kendi cephesinden hızlı ve olgun adımlar atarak cevap verdi. Bu kuşkusuz önemli bir süreçti. İşin aceleye gelmeyeceği belli olsa da artık o aşamayı geride bıraktık; çünkü süreç oldukça uzadı.

Yapılan ilk açıklama hem bir çağrı hem de bir taahhüt içeriyordu. Çağrının bir boyutu, Kürt tarafının yapması gerekenlere dönüktü. Örneğin; örgütün kendini feshetmesi ve silah bırakma kararı gibi temel başlıklar dile getirilmişti. Kürt tarafı ve Sayın Öcalan bu konuyu hassasiyetle sahiplenerek gerekli adımları attı. Kendi cephesinden kararlarını tartarak, gücünün ve yapabileceklerinin farkında olarak hem toplumla hem de kendi yapısıyla diyaloglar kurarak bu süreci yürüttü. Neticede o çağrının gereklerini olması gereken zamanda yerine getirdi.”

‘BU TAAHHÜT SADECE SAYIN BAHÇELİ’Yİ DEĞİL DEVLETİ DE BAĞLAR’

Yapılan açıklamanın sadece Kürt tarafına sorumluluk yüklemediğini, aynı zamanda devlet kanadı için de bir söz niteliği taşıdığını hatırlatan Güleryüz, sürecin karşılıklı taahhütler üzerine kurulu olduğunu belirterek şöyle devam etti: “Çağrının bir de taahhüt kısmı vardı. Bir boyutu Kürt tarafına dönük sorumlulukları içerirken, diğer boyutu ise devletin yapacaklarına dair Sayın Bahçeli'nin ortaya koyduğu tavırdı. Şayet örgüt kendini fesheder ve silah bırakma kararı alınırsa, başta Sayın Öcalan olmak üzere özgürlük kapılarının sonuna kadar açılacağına dair bir beyanat verilmişti. Biz bunu geçici bir söz olarak görmüyoruz. Bu bir taahhüttür ve sadece Sayın Bahçeli'yi değil, aynı zamanda devleti de bağlar.”

Kürt tarafının üzerine düşeni yapmasına rağmen karşı taraftan somut bir adım gelmediğine dikkat çeken Güleryüz, komisyon çalışmalarının tamamlanmasına rağmen sürecin haksız yere uzatıldığına işaret ederek şöyle konuştu:

“Taahhüdün üzerinden yaklaşık bir buçuk yıl geçti. Bir taraf üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmişken, diğer taraf bu konuda henüz somut bir adım atmış değil. Süreç içerisinde kurulan komisyonu, eksiklerine rağmen bir adım olarak değerlendiriyoruz. Komisyon, toplumsal kesimlerle tartıştı, öneriler aldı ve bir rapor ortaya çıktı.

Ancak hem tartışmalar hem de rapor süreci gereğinden fazla uzadı. Artık bu işi 'acele' olarak nitelendiremeyiz; çünkü o aşamayı çoktan geçtik. Komisyon çalışmasını bitirip raporunu Meclis zeminine sunmuşken, bu saatten sonra yaşanan süreci ancak gecikmiş ve kayıp bir zaman dilimi olarak tanımlayabiliriz.”

‘ARTIK GELDİĞİMİZ AŞAMA TOPLUMUN NEFESSİZ KALDIĞI BİR AŞAMADIR’

Kürt meselesinin Türkiye’deki tüm krizlerin merkezinde yer aldığını savunan Mahfuz Güleryüz, bu sorunun çözümsüzlüğünün toplumsal ve demokratik yapıyı felç ettiğini şöyle dile getirdi:

“Bu mesele, Türkiye'nin bütün sorunlarının mihenk taşı ve kilitlendiği en temel noktadır. Devletin ve toplumsal yapının çürümesine, demokratik zeminlerin gelişmemesine sebep olan bir sorunla karşı karşıyayız. Sürecin mağduru sadece Kürtler değil; Türkiye'deki bütün toplumsal dinamikler bu antidemokratik düzenden şu ya da bu şekilde payını aldı. Geldiğimiz aşama, toplumun nefessiz kaldığı bir aşamadır.”

Bahçeli’nin “acele” çıkışına dair değerlendirmelerde bulunan DEM Parti MYK üyesi Güleryüz, şunları ifade etti:

“Sayın Bahçeli'nin neyi kastettiğini tam olarak yorumlamamakla birlikte, eğer yasal düzenlemelerden bahsediyorsa bu isabetli bir değerlendirme değildir. Beklediğimiz düzenlemeler toplumu zora sokacak değil, tam tersine, herkesin elini güçlendirecek adımlardır. Örneğin, kayyumlar meselesi ülkenin en temel problemlerinden biridir. Kayyumlara dair atılacak bir adımın acelesinden kim rahatsız olabilir? Yine infaz yasasındaki değişiklikler de gecikmiş, adil olmayan bir uygulamanın düzeltilmesidir. Bunlar hemen değiştirilmesi gereken kanuni düzenlemelerdir.”

Hükümetin geçmişte verdiği sözleri hatırlatan Güleryüz, sürecin doğru bir rotaya girmesi için komisyon raporundaki maddelerin ivedilikle hayata geçirilmesi gerektiğinin altını çizerek şunları vurguladı:

“İnfaz yasası ve benzeri düzenlemeler konusunda bizzat devletin topluma verdiği taahhütler vardı. Geçen yılın Kurban Bayramı’na kadar bu işin biteceği söylenmişti; üzerinden bir yıl geçti ama hâlâ somut bir adım yok. Eğer bu düzenlemeler ‘acele’ olarak görülüyorsa, bu yaklaşım gerçeklerden kopuktur. Artık bu beklentili ruh halinden çıkmak gerekiyor.

Sürecin doğru bir zemine oturması için komisyon raporunda belirtilen 6. ve 7. maddelerdeki düzenlemelerin bir an önce yapılması şarttır. Toplum da biz de bunu bekliyoruz.”

‘BİR TARAF ÇAĞRIYA İCABET ETTİ ANCAK DİĞER TARAF TAAHHÜDÜNÜ YERİNE GETİRMEDİ’

Toplumun meselenin somut bir zemine kavuşmasını beklediğini ifade eden Mahfuz Güleryüz, atılan tek taraflı adımların iktidar kanadından karşılık bulmamasının derin bir güvensizlik yarattığını dile getirerek şunları söyledi:

“Bu meselenin bir an önce somut bir zemine oturması gerekiyor. Şu ana kadar atılan adımlar ne yazık ki tek taraflı kalmıştır. İktidarın bu konuda olumlu bir karşılık vermemesi, toplumdaki kaygı, kuşku ve endişelerin artmasına neden oluyor. Kimse bu duruma henüz tam anlamıyla bir ‘barış müzakere süreci’ diyemiyor.

Devletin çekinceli adımlar atması, meseleye konjonktürel yaklaşması ve Suriye ya da İran gibi dış sorunların çözümünü beklemesi, toplumsal yapıda derin bir güvensizliğe yol açıyor.

Sayın Bahçeli'nin ‘aceleye getirmeden yapalım’ sözü, mevcut tabloda yerine oturmuyor. Ortada aceleye getirilecek bir durum yok; çağrının üzerinden zaten bir buçuk yıl geçmiş durumda. Kürt tarafı bu çağrıya icabet etmiş, ancak karşı taraf kendi taahhüdünü yerine getirmemiştir.

Meclis kürsüsünden dile getirilen sözlerin bir kısmı çağrı, bir kısmı ise taahhüttü. Bugün gelinen noktada Sayın Bahçeli, ‘Kürt tarafı bunları yaptı, biz de karşılığında şu somut adımı attık’ diyebilecek durumda mıdır?”