‘Halk artık temenni değil, somut adım bekliyor’
DEM Parti MYK Üyesi Derya Arslan, Önder Apo’nun yasal statüsü, çerçeve yasa ve demokratikleşme paketlerinin hayata geçirilmesi için iktidarı şeffaf bir takvim açıklamaya çağırdı.
DEM Parti MYK Üyesi Derya Arslan, Önder Apo’nun yasal statüsü, çerçeve yasa ve demokratikleşme paketlerinin hayata geçirilmesi için iktidarı şeffaf bir takvim açıklamaya çağırdı.
DEM Parti MYK Üyesi Derya Arslan, Newroz alanlarında halkın en büyük beklentisinin belirsizliğin son bulması ve somut adımların atılması olduğunu ifade etti. Çözüm sürecinin sağlıklı ilerleyebilmesi için Önder Apo’nun özgür çalışma koşullarına kavuşturulması ve bu durumun yasal bir statüye oturtulması gerektiğini belirten Derya Arslan, “fiili imkanlar” yerine “hukuki güvence” vurgusu yaptı.
Barışın tek taraflı sürdürülemeyeceğini hatırlatan Arslan, iktidarın kamuoyuyla takvime bağlı bir yol haritası paylaşmasının toplumsal güven ve sürecin akıbeti açısından hayati önem taşıdığını söyledi.
Komisyonun hazırladığı raporda yer alan önerilerin artık hayata geçirilmesi gerektiğini ifade ediyorsunuz. Bu noktada DEM Parti olarak devletten somut ve yasal anlamda hangi ilk adımların atılmasını bekliyorsunuz?
Komisyonun hazırladığı rapor, soyut dileklerden değil, somut yasal ve idari adımlardan oluşuyor. Bu adımların hayata geçirilmesi sürecin ivmesini artıracak. Günlerdir Newroz alanlarındayım. Gençler soruyor, anneler soruyor, yıllarca bu uğurda bedel ödemiş insanlar soruyor: “Bu süreç nereye gidiyor, ne zaman somut adımlar atılacak?” Halka artık belirsiz cevaplar vermek mümkün değil. Halk artık söz ve temenni değil, adım bekliyor. Adım atacak olan da iktidardır.
Silahların susması ve çatışmasızlık ortamının inşası için Sayın Öcalan ile Kürt Özgürlük Hareketi büyük ve tarihi bir irade ortaya koydu. Şimdi ikinci aşamanın başlayabilmesi için bu iradeye karşılık verilmesi gerekiyor. Barışın tek taraflı sürdürülebileceği, dünyanın hiçbir deneyiminde görülmemiştir.
Komisyon raporu, Kürt meselesini bütünüyle çözecek bir belge değil; ama bu meseleyi siyasi ve hukuki zemine taşıyacak bir köprüdür. Bunun için önce sürecin baş müzakerecisi olan Sayın Öcalan'ın özgür çalışma ve özgür iletişim koşullarına kavuşturulması şart. Buradaki kritik nokta şu: Sayın Öcalan'a ilişkin düzenlemelerin fiili değil, resmi ve yasal bir statüye oturtulması gerekiyor. Bugün verilen bir imkanın yarın geri alınabileceği bir zemin güvence değil; belirsizliktir.
Bunun yanı sıra PKK'lilerin demokratik siyaset yapma haklarını güvence altına alacak, herhangi bir yargısal sürece karşı koruma sağlayacak çerçeve yasanın çıkarılması gerekiyor. AİHM ve AYM kararlarının uygulanması için ayrıca yeni bir düzenlemeye bile gerek yok; iktidarın net bir tutum ortaya koyması, bu kararların hızla hayata geçirilmesi için yeterlidir. Kayyumlar da artık ülkenin gündeminden sonsuza dek çıkmalı.
Sıkça “yasal düzenleme” vurgusu yapıyorsunuz. Bu kapsamda özellikle hangi alanlarda acil değişiklikler yapılmasını talep ediyorsunuz?
Önce çerçeve yasa. Amasız, fakatsız. Demokratik entegrasyon güvence altına alınmadan yapılan diğer düzenlemeler, üzerine bina kurulmaya çalışılan bataklık zeminden farksızdır; ne kadar sağlam görünse de taşıyamaz.
Özel yasanın hemen ardından demokratikleşme yasaları gündeme gelmeli. Sayın Öcalan'ın yıllardır dile getirdiği üçlü zemin bunun pusulasıdır: Özgür siyaset, demokratik uzlaşı, evrensel hukuk. Siyaset ve örgütlenme özgürlüğü, anadilinde eğitim, yerel demokrasi, herkesin kendini içinde bulacağı bir vatandaşlık tanımı… Bunların tümü elbette bir anda yapılmayabilir. Ama bu adımların hayata geçmesi için güçlü bir siyasi irade ve yönü net bir rota olmalı. Devlet ve iktidar bu iradeyi ortaya koyarsa, ana muhalefetin de desteğiyle söz konusu bazı yasal düzenlemeler için aylar değil, haftalar yeterlidir.
Şunu da açıkça söylemek istiyorum: Türkiye bugün tarihin nadiren sunduğu bir konjonktür içinde. Suriye’deki kırılgan yapı, İran'da derinleşen savaş, Irak'ta artan istikrarsızlık ve Ortadoğu'nun her başkentindeki belirsizlik ve kaygı. Bu tablo hem bir uyarı hem bir fırsat. Uyarı şu: Çözümsüz bir Kürt meselesiyle bu dalgayı karşılamak, Türkiye'yi her yönüyle olumsuz etkileyebilir. Bölgede her yeni istikrarsızlık odağı, içerideki çözümsüz meseleleri büyütür, provokasyona açık hale getirir.
Fırsat ise şu: Çözüme kavuşturulmuş bir Kürt meselesiyle Türkiye her türlü sert dalgayı bertaraf edebilir. Dört parçadaki Kürtlerin güvenle baktığı Ankara, Ortadoğu’daki dönüşümde belirleyici bir aktör olabilir. Ankara, giderek güçlenen Kürt jeopolitiğini tehdit değil, bir ittifak zeminine dönüştürebilirse bölgenin parlayan yıldızı olabilir. Barışı ertelemiş bir Türkiye ise bu tarihi konjonktürü izlemekle yetinmek zorunda kalabilir.
Devlet tarafından henüz komisyon dışında somut bir adım atılmadı. Bu süreçte bir takvim ya da yol haritası beklentiniz var mı?
Dünyanın çatışma çözümü deneyimleri son derece net bir ders veriyor: Yol haritası ve güçlü siyasi irade olmadan barış süreçleri tamamlanmaz; yıpranır, akamete uğrar. Türkiye bu dersi kendi çözüm deneyimlerinden de çıkarabilir. Takvimin önemi sadece teknik değil; psikolojik ve toplumsal. Öngörülebilir bir süreç, toplumun güvenini besler. Güvenen toplum, provokasyonlara ve sabotaj girişimlerine karşı daha dirençlidir. Öngörüsüzlük ise belirsizliği besler; belirsizlik de barış süreçlerinin önündeki en büyük engeldir. Bu nedenle iktidarın kamuoyuyla takvime bağlı, somut bir yol haritasını paylaşmasını bekliyoruz.