GÖRÜNTÜLÜ

Julien Schwab: Barış ve diyalog eşit şartlarda olur, Abdullah Öcalan özgür olmalı

Kürt sorununun demokratik çözümünde Önder Apo’nun fikirlerinin esas alınması gerektiğini ifade eden İsviçreli siyasetçi Julien Schwab, “Barış ve diyalog eşit şartlarda olur. Öcalan özgür bir şekilde bu süreçte yer almalı” dedi.

JULIEN SCWAB

Önder Apo’nun 27 Şubat’ta yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısının ardından toplanan PKK 12. Kongresi, tarihi kararlar alarak hem Kürt sorunun demokratik çözümüne yönelik tartışmalara yeni bir ivme kazandırdı hem de uluslararası alanda geniş yankı uyandırdı. Kongrede alınan kararlar ve ardından bir grup gerillanın düzenledikleri törenle silahlarını imha etmesi, çözüm sürecinin önünü açabilecek nitelikte görülürken, özellikle Avrupa başta olmak üzere çeşitli uluslararası çevrelerden bu süreci destekleyen açıklamalar geldi.

Önder Apo’nun ve PKK’nin Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesini güçlendiren bu adımları, aynı zamanda devletin de çözüm yönün somut ve kapsayıcı adımlar atması gerektiği yönündeki çağrıları da beraberinde getirdi. Giderek büyüyen uluslararası destek ve kamuoyundaki beklenti, bu tarihi fırsatın kaçırılmaması gerektiğine dair güçlü bir mesaj veriyor.

İsviçre POP-İşçi Partisi Lozan Kanton Temsilcilerinden Julien Schwab, konuya ilişkin ANF’ye değerlendirmelerde bulundu.


‘ÖCALAN BU DEVRİMİN ÖNEMLİ BİR FİGÜRÜ’

Küresel silahlanma ve çatışmaların daha yoğun bir şekilde yaşandığı bir dönemde Kürt sorununa demokratik çözüm arayışının önemli olduğunun altını çizen Julien Schwab, şunları söyledi: “Genel olarak iki tarafın savaştığı her durumda barıştan yana tavır almak çok önemli ve değerlidir. Konuşmaya başlandığında taraflar birbirlerini ve meselenin özünü daha iyi anlamış olurlar. Öcalan’ın böylesi bir fırsat sunması oldukça önemli. 80’li yıllarda Öcalan’ın başlattığı devrimin bu aşamaya gelmesi oldukça önemli ve değerli. Dünyadaki bütün devrimlerin bir kadın veya erkek lider figürü vardır. Kürdistan’daki devrimin lider figürü de Sayın Öcalan’dır. Hem lider figürüne hem de düşünür figürüne sahip bir isimden bahsediyoruz. Bu, oldukça önemli.”

‘SAVAŞ ISRARINA RAĞMEN ÖCALAN BARIŞ DİYOR’

Türk devletinin savaş ısrarına rağmen Önder Apo’nun barıştan yana tavır koymasının takdir edilmesi gerektiğinin altını çizen Julien Schwab, devamla şunları ekledi: “Türkiye hükümetine, Erdoğan’a bakabiliriz; o, zorbalıkla, şiddetle ve savaşla bu meselenin üstesinden gelmeye çalışıyor. Erdoğan’ın vizyonu bundan ibaret. Öcalan’ın teorik, entelektüel ve politik üretimine baktığımızda ise özellikle diyalogu teşvik eden, halkın tabanından gelen yerel deneyimleri ve halkların siyasallaşmasını destekleyen demokratik içeriğe odaklandığını görüyoruz.

Bunlar elbette son derece temel ve önemli katkılar. Herkesi düşünmeye, amaçsız ve düşüncesiz bir şekilde sadece savaşa atılmaktan uzak durmaya yönlendirmek istiyor. Bu fark iyi görülerek, bu süreç desteklenmeli.”

‘ÖCALAN ÖZGÜR OLMALI’

Önder Apo’nun barıştaki ısrarına rağmen hala tutsak edilmesinin kabul edilemez olduğunu vurgulayan Julien Schwab, “Öcalan’ın serbest bırakılması sadece sembolik değil, aynı zamanda barışçıl bir önlem ve iyi niyet göstergesi olacaktır. Öcalan’ın özgürlüğü, aynı zamanda Kürt halkının mücadelesinin haklılığını tanımak anlamına gelecektir. Barışı ve diyaloğu eşit şartlarda konuşmak gerekir. Türk devleti, Öcalan’ı serbest bırakarak bu süreci eşit şartlarda sürdürebilir.

Öcalan’ı biraz bu barış sürecinin rehinesi olarak görmek mümkün. Ben de Kürt halkının, ön koşul olarak Öcalan’ın serbest bırakılmasını talep etmelerini destekliyorum. Sayın Öcalan yıllar ve yıllar boyunca hapsedildi. Artık bu tutsaklığın hiçbir anlamı yok” diye kaydetti.

‘PKK’NİN KARARLARI BÜYÜK BİR CESARET GÖSTERGESİ’

Sürecin başarısı için PKK’nin, hareketin feshi de dahil olmak üzere 12. Kongre’de aldığı kararların olağanüstü bir cesaret olduğunu ifade eden Julien Schwab, bu kararların karşılık bulması için Türk devletinin somut adımlar atması gerektiğini belirtti.

Julien Schwab, şunları söyledi: “Dünyadaki diğer devrimci hareketlerle biraz karşılaştırmaya çalışırsak, örneğin Kolombiya’daki FARC’a bakabiliriz. Onlar silah bırakıp normalleşme sürecine girerek, Kolombiya devleti içinde kamusal ve siyasi yaşama katıldılar. Ancak çok sayıda militan şahsiyetin taciz edildiğini, şiddete maruz kaldığını ve üyelerinin büyük bir kısmının silah bıraktıktan sonra ortadan kaybolduğunu gördük. Bu nedenle bu barış süreci aynı zamanda bir endişe kaynağıdır. Türk devletinin samimi olması gerekir.

Kürtler ve PKK açısından barışta ısrar etmek bir kesinliktir. Türk devleti açısından -ki bu faşist bir hükümettir, bunu söylemek gerektiğini düşünüyorum; en azından son derece otoriter, antidemokratik bir yapıya sahip- faşizm ve otoriterlik barışı getiremez. Bu nedenle Türk hükümeti bu süreçte samimiyse değişip dönüşmesi gerekiyor. Böylesi bir yapı gerçekliği karşısında, PKK’nin silah bırakmayı, kendini feshetmeyi ve çatışmanın siyasi, demokratik, barışçıl bir çözümünü talep etmeyi seçmesi çok büyük bir cesaret göstergesidir.”

‘TEKÇİLİK ANLAYIŞIYLA ÇÖZÜM GELMEZ’

Kürt sorununun demokratik çözümünde Önder Apo’nun demokratik konfederalizm paradigmasının önemini işaret eden Julien Schwab, şöyle devam etti:

“Öcalan’ın demokratik konfederalizm önerisiyle ilgilenmiş biri olarak, bunun ilginç bir çözüm ve özellikle Türkiye’nin durumu için uygun olduğunu düşünüyorum. Toplumlar ulus-devletçi sistemlere alıştırıldı; bunu Avrupa’da görüyoruz. Ülkeler, içinde yaşayan farklı halklara ve toplumlara ulus-devlet modelini dayatmak istedi. Bu, büyük ölçüde milliyetçilik ve homojenleştirme çabası anlamına gelir; örneğin, Türkçeyi ulusal dil ve tek resmi dil haline getirmek gibi.

Bu yapı, Öcalan ve Kürtler, özellikle PKK tarafından savunulan demokratik konfederalizm ile uyumlu değil.  Bu nedenle, Türkiye’nin mevcut hükümetinin bir tür federasyon veya demokratik konfederalizmi anlaması ve benimsemesi beni oldukça şaşırtır; çünkü bu, otoriter ve milliyetçi ilkelerine tamamen ters düşmektedir. Peki, Türk devleti ne yapmalı? Öncelikle ayak sürümeyi bırakmalı, çünkü bu tekçi yapı tıkanmış durumda. Samimi bir çözüm için bu tekçilik anlayışı terk edilmeli.  Bu sürecin başarısı için PKK zaten birçok adım attı; sembolik olsa bile. Kuzey Irak’ta sembolik olarak silahların bırakıldığını gördük ve bu çok olumlu karşılandı.

Türk hükümeti diyaloğu aramalı ve özellikle Türkiye ulusu içinde belirli bir tür federalizmin nasıl var olabileceğini düşünmeli. Kürt halkına karşı savaşı durdurmalı, bombardımanları durdurmalı, baskılara son vermeli ve görevden alınmış, hapse atılmış veya sürgüne zorlanmış Kürt belediye başkanlarının geri dönmesini sağlamalı.”

‘ULUSLARARASI TOPLUM ROL ALMALI’

Kürt meselesinin temelinde Lozan Antlaşması’nın olduğunu hatırlatan İsviçreli siyasetçi Julien Schwab, bu meselenin çözümünde uluslararası topluma büyük bir sorumluluk düştüğünü vurguladı.

Julien Schwab, “Kürtleri dört parçaya bölen ve yüzyıllık bir inkara mahkum eden Lozan Antlaşması bir rezalet antlaşmasıdır. Sömürgeci uluslar arasında kapitalist bir savaşın ardından -ki bu, 20. yüzyılın başında kapitalizmin çelişkilerini nasıl çözeceğimizi bilmediğimiz bir dönemde gerçekleşti- nihayetinde bir savaşa girme kararı alındı.

Sonunda bir harita alındı ve bu savaşın kazananları, savaşa yol açan unsurları anlamadan haritaları yeniden şekillendirdi. Dünya üzerindeki en büyük halklardan biri olan Kürtler bölündü. On milyonlarca Kürt, Türkiye, Irak, Suriye ve İran’a bölündü ve yerlerinden edildi.

Dolayısıyla Avrupa’nın bu durumda tarihî bir sorumluluğu var. Avrupa ülkelerinin kapitalist ve sömürgeci çelişkilerinin mirasının acısını bugün halklar hala yaşıyor. Bu anlamda, Türkiye’deki bu barış sürecinin başarıya ulaşması için Avrupa’ya büyük bir sorumluluk düşmektedir.

Avrupa ülkeleri, Türk hükümeti üzerinde barış sürecini ilerletmesi için diplomatik baskı kurabilirler. Diplomatik yollarla Türk hükümeti üzerinde bir baskı oluşturulmalı. Örneğin, İsviçre bu süreçte olumlu rol oynayabilir. İsviçre diplomasisinin en önemli unsurlarından biri olan arabuluculuk rolü, bu süreçte de devreye konabilir. İsviçre arabuluculuk yapabilir, taraflar arasında diyaloğu teşvik edebilir ve açık bir şekilde barışı destekleyebilir” dedi.