Kadın İnisiyatifi’nden Meclis’e: Abdullah Öcalan ile görüşün

Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, savaşın en ağır yükünü kadınların taşıdığını vurgulayarak, kayyumların geri çekilmesi, anadilde eğitim, hakikat komisyonu kurulması ve Önder Apo ile görüşme çağrısında bulundu.

Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, 15’inci toplantısını gerçekleştirdi. İki oturum şeklinde yapılan toplantıda Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA), Türkiye Teknolojileri Takımı Vakfı (T3), Genç Barış İnşacıları Derneği, Gençlik Örgütleri Forumu, Anadolu Gençlik Derneği, Milli Türk Talebe Birliği, Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM), 29 Ekim Kadınları Derneği, Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, Türkiye İş Kadınları Derneği (TİKAD) ve Hazar Eğitim ve Dayanışma Derneği dinlendi.

Komisyon, son olarak Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifini dinledi. İnisiyatif adına Ruşen Seydaoğlu ve Feride Eralp hazırladıkları sunumla söz aldı.

İlk olarak söz alan Avukat Ruşen Seydaoğlu, savaşlardan ve çözümsüzlükten en çok kadınların etkilendiğini ortaya koyan örnekler paylaştı. Katliam, zorla kaybettirilme, göç ve tutuklamalara rağmen kadınların yaşamı yeniden kurduğunu belirten Seydaoğlu, “2016 yılında, 79 günlük ablukanın ardından, Cizre’nin dümdüz edilmiş Sur, Nur, Cudi ve Yafes mahallelerini gösterebiliriz. O dönem Barış İçin Kadın Girişimi olarak oraya gidildiğinde, yıkık binaların önüne hüzünle çökmüş erkekler ve yıkıntıların arasında enkazlardan topladıklarıyla yaşam alanı kurmaya, ateş yakmaya, üstünde bir şeyler kaynatmaya gayret eden kadınlar vardı. Sorduğumuzda ‘Beslememiz gereken çocuklarımız var, oturup üzülecek vaktimiz yok’ dediler. Yani kadınlar için hayatlarının yıkımına üzülecek vakit bile lükstü. Bu komisyonun barış için nasıl bir yasal çerçeve önereceğini tartışırken kadınların bu deneyimlerini görmezden gelemeyiz. Kadınlar bunu sadece çatışmada yaşamadı; yaşamlarını, bedenlerini savaş alanı haline getiren politikalar barış arayışları sırasında da sürdü, sorgulanmadı. Örneğin 2013–2015 yılları arasında çözüm sürecindeki güvenlikçi yaklaşımın, kalekol inşaatları ve askeri sevkiyatların kadınlara yansıması bambaşkaydı” dedi.

‘DEVLET ADIM ATMALI’

Bu savaşta en çok kadınların yoksullaştırıldığını belirten Seydaoğlu, kadın istihdamının en düşük olduğu Kürdistan kentlerini sıralayarak, “Bölgesel savaş ile Kürt illerinde 1990’lardan bu yana uygulanan kalkınmayı engelleme, göç ettirme, geçimlik ekonomiye el koyma politikası ve kadınların katmerli yoksulluğu arasında bir bağ var. Bizim için barış, Kürt sorununda tekçi ve güvenlikçi anlayışın terk edilerek demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü yaşamın kurulmasıyla mümkündür. Kurulması murat edilen yeni yaşam, kadınları dışlayarak, eşitsizliği derinleştirerek, savaşın kadınlara ne yaptığını görmezden gelerek olmaz. Ayrıca sürecin toplum için şeffaf ve öngörülebilir olabilmesi için devletin hangi adımları atacağı hâlâ belirsizliğini koruyor. Biz kadınların, bu adımlara dair sözümüz var” diye konuştu.

Giriş konuşmasının ardından Ruşen Seydaoğlu ve Feride Eralp, “Şimdiye kadar üç acil talebimizi kamuoyunda, hatta bu Meclis’in kapısında ifade ettik. Burada genişletilmiş taleplerimize geçmeden önce, barışın konuşulabiliyor olması için öncelikle askeri operasyonların durduğu, tezkerelerin iptal edildiği bir ortamın elzem olduğunu belirtmek istiyoruz. TBMM’nin ve ilgili tüm kurumların yerine getirmesi gereken taleplerimizi Komisyon’un dikkatine sunuyoruz” diyerek inisiyatif adına taleplerini açıkladı.

SİYASET SUÇ OLMAKTAN ÇIKSIN

Kadın inisiyatifi, ilk olarak siyasetin suç kapsamından çıkarılmasını ve TMK ile benzeri yasal düzenlemelerin kaldırılmasını talep ederek, bugün adaletsiz bir suç ve infaz rejiminin yürürlükte olduğuna dikkat çekti. Kadın katliamlarında faillerin cezasız kalmasına rağmen, demokratik haklarını kullanan vekillerin, gazetecilerin, akademisyenlerin, belediye başkanlarının ve öğrencilerin rehin tutulduğunu belirterek, bu çifte standardın barış açısından ciddi bir risk oluşturduğunu ifade etti.
“Bugün değilse yarın barış talep etmek suç olabilir” diyen kadınlar, hukukun siyasallaşmasının önüne geçilmesini, hasta tutsakların serbest bırakılmasını ve ATK’nin siyasi bir baskı mekanizması olmaktan çıkarılmasını istedi.

KAYYUMLAR GERİ ÇEKİLSİN

İkinci talep, kayyım uygulamalarının derhal sonlandırılması ve bu uygulamaların yasal zeminini oluşturan OHAL dönemli Cumhurbaşkanı Kararnamesi’nin iptali yönünde oldu. Kadın inisiyatifi, 2016’dan bu yana 164 belediyeye kayyım atandığını ve bunların neredeyse tamamının Kürdistan’daki belediyeler olduğunu belirterek, “Kayyım sadece bir idari müdahale değildir; eşitliğe de bir darbedir” dedi.
Kadınların uzun yıllar mücadelesiyle kurulan sığınakların, danışma merkezlerinin ve kadın birimlerinin kayyımlar eliyle kapatıldığı hatırlatıldı.

Wan’da kayyımların kadınlara yönelik uygulamaları örnek gösterilerek, kadınların ücretsiz ulaşımını sağlayan Jin Kart’ın iptali, Şamîran Kadın Merkezi’nin kapatılması, kadın üretim kooperatiflerinin dağıtılması gibi uygulamalara dikkat çekildi. Kadın inisiyatifi, kayyım sisteminin eş başkanlık modelini kriminalize ettiğini belirterek, CEDAW Sözleşmesi’nin 7. maddesine atıfla kadınların siyasal yaşama eşit katılımını güvence altına almanın devletin yükümlülüğü olduğunu kaydetti.

ANADİLDE EĞİTİM VE EŞİTLİK

Üçüncü talep, sürecin altyapısının oluşturulmasında tüm kimlik ve aidiyetler için eşitlik ve kapsayıcılığın temel alınması oldu. Anadilde eğitim ve hizmet alma hakkının Kürt halkının eşit yurttaşlık hakkının ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulanarak, Türkiye’de 15–20 milyon kişinin konuştuğu Kürtçenin hâlâ “bilinmeyen dil” olarak sayılması, kadınların gündelik yaşamda maruz kaldıkları ayrımcılığın en somut örneklerinden biri olarak gösterildi.

Okuma-yazma bilmeyenlerin yüzde 80’inden fazlasını kadınların oluşturduğu, Türkçe bilmeyen kadınların ise kamusal hizmetlere erişimde ciddi engeller yaşadığı vurgulanarak, Fatma Altınmakas katliamı hatırlatıldı. Kadın inisiyatifi, anadilinde eğitimin bir kadın meselesi olduğunun altını çizdi ve çok dilli toplumların dünya genelinde daha güçlü, daha demokratik örnekler sunduğunu hatırlattı. Eşit yurttaşlık anlayışının yalnızca etnik kimlikle sınırlı kalmaması; toplumsal cinsiyet ve kadın eşitliği için de geçerli olduğu belirtilerek İstanbul Sözleşmesi’ne dönülmesi çağrısında bulunuldu.

HAKİKAT VE YÜZLEŞME KOMİSYONU TALEBİ

Barışın kalıcı olabilmesi için mutlaka savaş suçlarını araştıracak bağımsız bir Hakikat ve Yüzleşme Komisyonu kurulması yönünde dördüncü taleplerini dile getiren inisiyatif, savaş dönemlerinde kadın bedenine yönelmiş cinsel şiddetin görünmezliğine dikkat çekti. Kürt illerinde yaşanan tecavüz, işkence, taciz vakaları ve bunların cezasız bırakılmasının barışın önünde ciddi bir engel oluşturduğunu vurguladı.
“Cinsel şiddet savaş silahı olarak kullanılamaz” denilen talepte, Gülistan Doku ve Feleknaz Keskin gibi kayıp kadınların akıbetinin aydınlatılması, faillerin ve onları koruyan yapıların yargılanması istendi. Zorunlu göçlerle boşaltılan köylerin sahiplerine iade edilmesi, tahrip edilen doğanın ve kadınların emeğine el konulan alanların telafi edilmesi de bu talebin kapsamına dahil edildi.

‘ABDULLAH ÖCALAN İLE GÖRÜŞÜN’

Beşinci talep, barış sürecinin şeffaf yürütülmesi ve sürecin tüm taraflarıyla, özellikle de Önder Apo ile görüşme yolunun açılması yönünde oldu. Kadın inisiyatifi, Önder Apo'nun Kürt halkı açısından yüksek temsil gücüne sahip olduğunu ve bu nedenle diyalogdan dışlanmaması gerektiğini komisyona açık biçimde aktardı.
Sürecin yalnızca devlet ve hükümetle sınırlı kalmaması, kadın örgütleri ve sivil toplumun aktif olarak dahil edilmesi gerektiği ifade edildi. Kadınlar, gerillaların sivil hayata güvenli biçimde katılımının yasal çerçevesinin oluşturulması gerektiğini vurguladı. Kadınların dağa katılım nedenleri arasında yalnızca etnik değil, patriyarkal baskı ve erkek şiddetinden kaçış gibi toplumsal faktörlerin bulunduğuna dikkat çekilerek, dönüş sürecinde kadınların yeniden eşitsiz bir yaşama zorlanmasının yeni çatışmalara yol açabileceği uyarısı yapıldı.

FERİDE ERALP’IN DEVLET KAYNAKLI CİNSEL ŞİDDETİ DİLLENDİRMESİ HAZMEDİLMEDİ

Feride Eralp konuşmasını gerçekleştirirken, devlet kaynaklı cinsel şiddete dikkat çekmek için kullandığı sözler nedeniyle komisyon üyeleri tarafından sözü kesildi. Eralp’in, bu şiddetin İsrail askerinin gerçekleştirdiği soykırım ve cinsel şiddetle benzerlik gösterdiğini hatırlatmasına AKP’li komisyon üyeleri tepki gösterdi.

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, “Kim gelirse gelsin, konuşanlara eyvallah ve onların sonuna kadar kemal-i edep ile dinledik. Ancak konuşmacılardan da başından itibaren şunu istirham ettim: Geçmişin acıları üzerinde konuşarak bugünkü barışı inşa etmemiz mümkün değildir. Burada herkes konuştu. Çok radikal fikirler dile getirenler oldu. Ama burada biz acılar üzerinden konuşacaksak binlerce saat konuşulabilir. Mesele, somut olarak biz bundan sonra aynı acılar yaşanmasın diye buradaki arkadaşlarımızın ortak bir kararlılık içerisinde, bütün partilerin ortak anlayışıyla hareket etmesidir. Ve burada özellikle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bütünüyle ilzam edecek olan suçlamaların bir faydası olmadığını, bunun bir sonuç getirmeyeceğini altını çizerek ifade etmek istiyorum. Herkesin diline dikkat etmesi lazım. Görüşlerimizi söyleriz, dinleyen dinler, dinlemek istemeyen dinlemez. Ama sonuçta ortak bir çabanın içindeyiz. 86 milyonun tamamı, Kürtlerin, Türklerin, farklı etnik kökenli insanların ortak bir aidiyet içerisinde müşterek bir gelecek inşa etmesi için aramıza sokulmuş olan bütün fitnelerin bir kenara bırakılması için çalışıyoruz” dedi.