Kürdistan ve Türkiye genelinde dinin siyasallaşması ve radikal akımların kadınlar üzerindeki tahakkümüne dikkat çeken Mezopotamya İslami Araştırmalar Federasyonu (MİA-FED) Eş Başkanı Perva İnal, dindar ile dini darlaştıran arasındaki farkı değerlendirerek, İslam’ın bir itaat ideolojisine dönüştürülmesine karşı mücadele edeceklerini söyledi.
Perva İnal, radikal ve ideolojik dini yapıların kadını dindarlığı üzerinden manipüle ettiklerini belirterek şunları söyledi:
“Erkek egemen dini örgütlenme, vahyin evrensel mesajını erkek lehine daraltmıştır. Bu durum, kadınları siyasi karar mekanizmalarından, dini yorum üretiminden ve toplumsal liderlikten dışlamıştır. Biz dini darlaştırdığımızda, bir kalıba sokmaya çalıştığımızda bu taassup olur. Kadınlar üzerinde bir sopa olarak bu dinin çok rahatlıkla kullanıldığını görebiliyoruz. Bunun sebebi nedir? Benim gözlemlediğim kadarıyla elbette istisnalar olabilir. Kadınların daha dindar oldukları ve bu nedenle çok rahat kandırılabildikleri görülüyor. Her ne kadar bu durum kadına zor gelse de bazen havsalası almasa da ‘Allah'ın emri’ denilerek o zorluğa katlanılmıştır. Eğer ‘Buna karşı çıkarsak dinden çıkarız, günahkar oluruz’ mantığıyla her türlü zorluk kabul edilmiştir.
Kadınları eve hapsedip eşinin, babasının ya da erkek kardeşinin emrinden çıkmaması gerektiğini; eve hapsetmek yetmiyormuş gibi bir de ibadetlerini kendi odasında yapmasının daha iyi olacağını, daha sevap kazanacağını söyleyerek bunu dindarlık ve İslam adına kadınlara dayattılar. Kadınlar da bunu ‘Allah'ın emri’ diyerek kabullendi ve bu şekilde toplumdan dışlandı. ‘Toplumun yarısı kadın’ diyoruz ama bu toplumun yarısını adeta yok sayıyoruz. Kadını toplumdan uzaklaştırarak yok saymış oluyoruz.
Bir de erkek, kendisine verilen gücü bir üstünlük olarak gördü ve bunu baskı aracı olarak kullandı. Erkek, bu gücü kadınlar üzerinde bir tahakküm aracı olarak kullanarak kendini o gücü sayesinde üstün görüyor. Kur’an’da değer ölçütü cinsiyet değil, takvadır. Ayetlere baktığımızda üstünlüğün ancak takva ile olduğunu söyler; ne makam ne mevki ne para ne güzellik ne kadın olmak ne de erkek olmak sayılır. Allah katında üstünlük ancak takvadadır (Hucurat 13. Ayet).
Takva, bizim bildiğimiz klasik meallerde ‘korkmak’ anlamında kullanılıyor ve kim çok ibadet ederse ‘ne kadar takvalı’ deniyor o kişiye. Oysa takva kelimesinin anlamına baktığımızda, sorumluluk bilincine sahip, duyarlı kişi demektir. Sorumluluk bilincine sahip kişi; kendini ve çevresindekileri düşünerek, ‘Bana düşen, yapmam gereken nedir?’ diyerek sorumluluğunu yerine getiren kişidir. Her ne yapıyorsa yapsın onu hakkıyla yapan kişi takvalıdır. Kadınların da sorumluluklarını yerine getirebilmesi, toplumdan dışlanmadan, toplumun içinde üzerine düşeni yapmasıyla mümkündür.”
‘EŞ BAŞKANLIK BİR BİD’AT DEĞİL, TARİHSEL GERÇEKLİKTİR’
Federasyonun eş başkanlık modeliyle örgütlenmesinin, geleneksel “erkek-imam-erkek lider” anlayışına bir başkaldırı olduğunu söyleyen Perva İnal, Kur’an’dan örnekler vererek kadın liderliğinin İslam tarihindeki yerini şöyle tanımladı:
“Eşbaşkanlık, Kur’an’daki ‘Şura’ ilkesinin modern karşılığıdır. Hz. Hatice bir ekonomik liderdi, Hz. Aişe siyasi bir figürdü ve ordu yönetmiştir. Hz. Ömer’e hutbe okurken itiraz eden kadın örneği, kadınların karar alma mekanizmalarında her zaman var olduğunu gösterir. Biz gelenekleri değil, Kur’an ve Resul’ün sahih yaşantısını esas alıyoruz.”
BARIŞIN İNŞASINDA ‘KADIN FERASETİ’
Barış süreçlerinde kadın aklının vazgeçilmez olduğunu belirten Perva İnal, kadının fıtri yapısındaki “feraset” kavramına vurgu yaparak şunları söyledi:
“Kadınlar, barışın taşıyıcısı, adaletin denetçisi ve toplumsal hafızanın koruyucusu olmalıdır. Kur’an açısından bakıldığında, ‘Bir topluluk kendini değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez’ (Ra’d 13/11) ayeti göstermektedir ki toplumsal dönüşüm, kadınlar dışlandığında mümkün değildir.
Tarihsel olarak örnek vermek gerekirse, Hudeybiye’de krizi çözen Ümmü Seleme’dir. Erkekler tereddüt ederken onun önerisi barışı mümkün kılmıştır. Bu, barış süreçlerinde kadın aklının vazgeçilmez olduğunu gösterir.
Kadının doğal, fıtri yapısına da bakarak bu konuyu değerlendirmek isterim. Kadına biyolojik olarak baktığımızda, daha geniş düşünebilen; yapıcı, onarıcı, sakin, duygusal, şefkatli, merhametli, ferasetli bir yapıya sahip olduğunu görürüz. Feraset kelimesi, yaklaşık 340 dereceyi görebilen geniş görüş açısından ilham alarak türetilmiştir. Kadın, ferasetle görebilen ve düşünebilen bir yapıya sahiptir. Bu yapısından dolayı da bir olayın arkasında yatan sebepleri analiz edebilir, derinlemesine ve ileriye dönük düşünebilir.
Kadının bu yapıcılığını, çok basit gördüğümüz ev işlerinde bile gözlemleyebiliriz. Bir ev dağınıksa ‘galiba bu evde bir kadın yok’ diyoruz ya da bir iş yerine gittiğinizde bir düzen varsa ‘buraya bir kadın eli değmiş’ deriz. Oraya kadın elinin değdiğin fark ederiz. Kadın, bir iş yaparken aynı anda pek çok şeyi düşünerek hareket edebilecek kapasiteye sahiptir. Bunu bir kadın olarak kendimi de düşünerek, göz önünde bulundurarak söylüyorum.
Perva İnal, bu süreçte demokratik toplumun inşasında kadınların rolünün önemini ve kadınların misyonunu ise şöyle açıkladı:
“İslam fıtrat dinidir. Fıtrat da bizim doğal yapımızdır. İlk topluluklara baktığımızda, doğal bir yaşam sürdüklerini görürüz. Kabilelerin başında bilge bir kişi, yani şef vardır. Şef, eşitler arasında birincidir ve aslında büyük bir sorumluluk üstlenen, kabileyi çekip çevirmesi gereken; bu şefliğini de onların üzerine bir tahakküm aracı olarak kullanmayan kişidir.
Bu doğallık bozulduğunda, Allahu Teala da bozulan düzeni düzeltmek için peygamberler aracılığıyla İslam dinini gönderir. Şef için ‘eşitler arasında birinci’ demiştim. İslam'a baktığımızda da saf düzeni vardır; piramit değil, saf düzeni. İmam da burada daima eşitler arasında birincidir. İmam olabilmek için de ehliyet, liyakat, adalet ve meşveret gibi vasıflara sahip olmak gerekir. Buradaki imamdan kastım; önder, lider, bir işi ya da bir yeri çekip çeviren kişi anlamındadır.
Kur'an-ı Kerim'e baktığımızda Belkıs'tan, Sebe Melikesi Belkıs'tan söz edilir. Hz. Meryem'den söz edilir. Hz. İsa'dan söz ederken ‘Meryem oğlu İsa’ denilerek Meryem ön planda tutulur. Peygamberin yaşamına baktığımızda da pek çok kadın sahabe örneği mevcuttur. Biz de buradan yola çıkarak, bir kadın olarak burada yer almamız gerektiğine inanarak böyle bir görevi üstlendik.
Az önce de söylediğim gibi, Allah katında üstünlük takvadadır. Hucurat Suresi 13. ayette ‘Biz sizi bir erkek ve bir dişi hücreden yarattık’ denir. Bu ayette, kadın ve bir erkeğin aynı derecede yaratıldığı ifade edilir ve ayetin sonunda Allah katında üstünlüğün takvada olduğu söylenir. Öyleyse benim takvalı olabilmem için sorumluluğumu yerine getirmem gerekiyor. Sorumluluğumu yerine getirmem için de, hani denir ya, ‘taşın altına elini koymak’ gerekiyorsa, biz de varız ve biz de buradayız.”