PKK kurucu kadrolarından Duran Kalkan, şehit Rıza Altun’un zindan yıllarının ağır izlerine rağmen iradesini büyüten, her alanda görev üstlenen bir devrimci olduğunu belirterek, “Rıza kişiliğini iyi tanımalıyız; cıva gibi akışkan, lastik gibi esnek, hiperaktif denecek düzeyde hareketli, yerinde durmayan, kabına sığmayan büyük bir arayışçı ve mücadeleci bir devrimci, bir militandı” dedi.
Rıza Altun’u “Nerede eylem, orada Rıza” sözleriyle tarif eden Kalkan, Altun’un askeri, siyasi, diplomatik ve toplumsal çalışmaları birlikte yürüten bir çizgiyi temsil ettiğini ifade ederek, “Komple devrimcilik denen bütünlüklü bir devrimciliği kendi şahsında geliştirdi” belirlemesinde bulundu.
Kalkan’ın değerlendirmeleri şöyle:
“Mayıs ayında, yani şehitler ayımızda yaptığımız PKK 12. Kongresi’nde, PKK kurucularından ve Önder Apo’nun ilk yol arkadaşlarından iki büyük devrimcinin şehadetini daha ilan etti Hareketimiz. Birisi, Çubuk Barajı toplantısına da katılan, Apocu gruplaşmanın ilk üyelerinden olan Fuat, yani Ali Haydar Kaytan yoldaş; diğeri ise, yine 1975’ten itibaren Apocu grup içerisinde yer alan ve her alanda mücadele yürüterek gelişmelerin öncü yaratıcısı olan Rıza Altun yoldaş.
Öncelikle bu her iki yoldaşımızı -Fuat ve Rıza yoldaşları- derin özlemle, saygı, sevgi ve minnetle anıyorum. Amaçlarını başarma ve anılarını yaşatma sözümüzü yineliyorum.
Farklı tarihlerde şehit düştü bu arkadaşlar. Fuat arkadaş, 3 Temmuz 2018’de Garê’de şehit düştü. Şehit düştüğü saati bile çok iyi biliyorum. Bir gün öncesinde bir toplantıda beraberdik. Aynı alandaydık; düşmanın söz konusu alçakça saldırısının gerçekleştiği dönemde.
Rıza arkadaş da bir yıl sonra, 25 Eylül 2019’da Kandil (Qendîl) çevresinde şehit düştü. O anı da o günü de çok iyi hatırlıyorum. O zemini de iyi biliyorum.
Farklı zamanlarda ve farklı alanlarda şehit düşmüş olsalar da bu yoldaşlar, Mayıs Şehitler Ayı’nda ilan edildiler. Bir anlamda Mayıs Şehitleri kervanına katılmış oldular; şehitler ayının şehidi oldular.
‘ŞEHİTLERİN ŞEHİDİ’ KAVRAMI, RIZA VE FUAT ARKADAŞLARA TAM UYUYOR’
Önder Apo, Egîd yoldaş için ‘şehitler şehidi’ demişti. Gerçekten de bu kavram, yani ‘şehitler şehidi’ kavramı, Fuat ve Rıza arkadaşlara da tam uyuyor. Şehitler şehidi olma özelliği taşıyorlar. Mayıs Şehitler Ayı’nda ilan edilmeleri bu durumu daha da tescilliyor.
Yaşayan büyük çoğunluk, Rıza Altun yoldaşı, 1992’de zindanlardan çıkıp geldikten sonraki haliyle tanıyor. Zindanlar gerçekten yoldaşları çok değiştirmişti. 1979-80’de zindanlara düşen yoldaşları, 90’larda ve 2000’lerde çıktıklarında hepsinde büyük değişiklik gördük. Zindan bu; boşa koymuyorlar insanı. Kenan Evren demedi mi, ‘Asmayıp da besleyecek miyiz?’ Demek ki boşa doldurmuyorlar zindanlara. İnsanları idam etmeseler bile ezmek, çok büyük değişikliklere uğratmak için koyuyorlar.
Hemen her yoldaşta bunu ileri düzeyde görmek mümkündü. Ama benim gözlemlediğim, en çok değişen arkadaşlardan birisi Rıza arkadaş olmuştu. Anlaşılıyordu ki çok zorlanmış, çok zorlamışlar. Faşist, sömürgeci, soykırımcı zindanhanelerde yaşadıkları işkenceyi, nelere maruz kaldığını öğrendik tabii. Ölümden daha ağır yaşamı, bu yoldaşlara 12 Eylül faşist askeri rejiminin yaşattığını çok iyi biliyoruz. O temelde, ele avuca sığmayan, gençliğin ‘Şirket'i Rıza, çok ağır hareket eden, çok itinalı olan, derin düşünen, bilge, derin hesaplar yaparak hareket eden, çok olgun bir kişilik haline gelmişti.
Tabii bu olgunlaşma, bir yanıyla bilinç edinmeyi, tecrübe kazanmayı ifade ediyor ama bir yönüyle de o ağır işkencelerin izlerini de ifade ediyordu. Yaşamı anlamıştı yaşayarak. Kürdistan’da yaşam nedir? Sömürgeci, soykırımcı zihniyet ve siyaset ne yapar? İnsan insana bu dünyada neler yapıyor? Bunları görmüştü.
‘GENÇ RIZA, CIVA GİBİ YERİNDE DURAMAYAN BİR DEVRİMCİYDİ’
Aslında insanlık denen şeyin, mevcut iktidar ve devlet sistemi altında, hele hele sömürge, soykırım yaşayan Kürdistan’da bir sözden ibaret olduğunu, sözden daha öteye gitmediğini, derin tecrübesiyle ve yaşadıklarıyla görmüştü. Oysa zindana düşmeden öncenin Rıza’sı bambaşka bir Rıza’ydı. Genç Rıza, yerinde duramayan, kabuğuna sığmayan, ele avuca gelmeyen, cıva gibi hareketli bir Rıza’ydı.
Tuzluçayır, onun adını ‘Şirket’ koymuştu. Ailesi de devrimci ortamdaydı. Rıza arkadaşı, mahkemeye düşüp de yargılamalar gelişene kadar kimse Rıza Altun olarak bilmiyordu. Hiç kimse söylemez bile. Çoğu, adının da gerçekten ‘Şirket’ olduğunu sanıyordu. Belli ki Tuzluçayır’ın patronuydu bir yerde. Devrimci ortamın o denli etkili kişisiydi.
Bilinç olarak, karar olarak, irade olarak, pratik olarak her zaman öncüydü. Cıva gibi hareketli, lastik gibi esnek bir kişiliğe sahipti. Anında karar veren bir zekâ durumu vardı. Çok düşünmez, hızlı karar verir ama çok atik hareket ederdi. Rıza’nın giremeyeceği yer, geçemeyeceği delik, gerçekleştiremeyeceği, yürüyemeyeceği alan kesinlikle söz konusu değildi.
Böyle esnek bir kişilik; derin bir bilinç, irade, büyük bir cesaret, sosyalizme, özgürlüğe, Kürt varlığına duyulan derin inanç, Apocu çizgiyle, Önder Apo’yla tanıştıktan sonra Apocu çizginin zafer kazanan gerçeğine duyulan derin inanç, Rıza arkadaşı alandan alana, eylemden eyleme, dahası zaferden zafere koşturan bir devrimci yapmıştı.
Eskiyi yaşamış olanlar bu gerçeği iyi bilirler. Az da olsa birlikte yaşayan, çalışan ve bu durumları bilen arkadaşlar vardır. Umuyoruz, inanıyoruz ki bütün ayrıntılarıyla bu gerçeği anlatacaklar; bu kişiliği ortaya koyacaklar.
Biz kongre ortamında, ona ‘ikinci Kemal Pir kişiliği’ dedik. Önder Apo, kendisine ‘cıva gibi çocuk’ dediğini hep söyledi. O denli hareketli ve akışkan bir yapısının olduğunu ifade etti. Kemal Pir kişiliği de öyleydi; bunu herkes biliyor. O, epeyce değerlendirildi, tartışıldı ve topluma mal edildi.
Rıza kişiliği de böyleydi işte. Yani cıva gibi akışkan, lastik gibi esnek, hiperaktif denecek düzeyde hareketli; yerinde duramayan, kabına sığmayan, eylemden eyleme, oradan oraya koşan; insanlarla ilişki arayan, büyük bir arayışçı, mücadeleci, devrimci ve militandı.
Yaşamına dair biyografik bilgiler veriliyor. Sarız doğumlu, -ki o alanları da biraz tanıyorum- sürgün edilmişlerdi Ankara’nın varoşlarına. Tuzluçayır, daha yeni semt oluyordu; Rıza arkadaşların evlerinin olduğu dönemde bomboştu birçok yeri.
Nasıl tanıdım, hatırlayamıyorum Fuat arkadaş gibi Rıza arkadaşla da nasıl tanıştığımızı. Fakat 74-75 kışında, 75 başında olabilir kesinlikle. Çünkü bizim evimiz de Dikimevi’ndeydi; NATO yoluna doğru yakındı, biraz da Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne yakındı. Çokça gelip gidiyorduk.
Büyük ihtimalle Siyasal Bilgiler Fakültesi alanında, Cebeci’de ya da herhangi bir toplantıda olabilir.
‘BÜTÜN MAHALLEYİ ETKİLEDİ’
Ama 75’ten itibaren Tuzluçayır’ın devrimci gençleriyle tanıştım. Onların başında da adı ‘Şirket’ olan; yani bütün devrimcilerin lideri ve örgütleyicisi konumunda olan Rıza arkadaş vardı. Rıza arkadaşı tanıdım. Tuzluçayır’a gittim, geldim. Ailesini de evlerini de gördüm. Annesini ve kardeşlerini tanıdım.
Bu vesileyle küçük kardeşi Şehit Haydar arkadaşı, yeğenleri Doğan ve Cumali yoldaşları saygı ve sevgiyle anmak isterim. Onların bazıları daha yoktu, bazıları daha çocuktu. Büyüdüler ve mücadeleye katıldılar. Hepsi Rıza arkadaşın izinden yürüdü. Çünkü bu kadar etkiliydi. Sadece ailesi yürümedi Rıza arkadaşın izinden, bütün mahalle yürüdü. Mahallenin gençleri bunu anlatıyor işte.
Nasıl ki üniversitelerde ve yüksekokul alanlarında, üniversite gençlerine dayalı olarak ideolojik gençlik grubu oluşmuşsa, bunun ilk mahalle gençlik grubu da Tuzluçayır grubuydu. Başında da Şirket vardı; Rıza arkadaş yani. Önder Apo’yla tanıştıktan sonra grupla ilişkilenmeleriyle Apocu gruba büyük güç kattı. Hem Ankara’da toplumsallaşma zemini yarattı hem de Kürdistan’ın değişik alanlarına gidecek, devrimci mücadele yürütecek profesyonel devrimci genç militanlar ortaya çıkardı.
Kimler yoktu ki! İbrahim Bilginlerden Şahin Kılavuzlara kadar. İlk şehitlerimiz de oradan oldu. Ali Doğan Yıldırım yoldaş bir kazayla şehit düştü.
Ben, Ali Doğan Yıldırım’ın cenaze törenine katılmak üzere Dersim’e de gittim; Fuat arkadaş ve Fatma ile birlikte. Tam yetişemedik; tören bitmişti, ancak ulaştık. Biz de kendi anma törenimizi yaptık. Bu düzeyde bir devrimci üretim alanıydı, kadro üretim alanıydı. Hem Ankara’da devrimci gençlik mücadelesine katkı sundu o militan yapı hem de Kürdistan’da gençlik hareketinin gelişmesi ve PKK’nin oluşması çalışmalarına büyük güç kattı. Birçok alanda devrimci çalışma yürüterek gelişme sağladılar. Zindanlara düşen yoldaşlar oldu; çok sayıda şehidi var. Hepsini saygı ve minnetle anıyorum.
Rıza arkadaşa ilişkin başka neler denebilir? Gerçekten de her alanda çalıştı. Aslında Ankara’dan sonra ülkeye dönüşle birlikte, ilk dönen Ankaralı gençlerden biri oldu. Hatırladığım kadarıyla -tabii ben her şeye hâkim değilim, her şeyi bilemem- Rıza arkadaş öyle bazı yerlerde sabit çalışan olmadı. Nerede eylem, orada Rıza oldu. Antep’ten Maraş’a, Dersim’e; birçok alana gitti, hareketli oldu.
Kemal Pir çizgisinde hareket eden bir devrimciydi. Hem propagandada, kişilik olarak etkileyiciliğiyle hem de eylemde her zaman öncüydü. Bu temelde birçok alanda devrimci gençlik gruplarının oluşmasına katkı sundu.
Talihsizlik... 1978 olabilir -tam tarihini hatırlayamıyorum-; ağır bir trafik kazası geçirdi Rıza arkadaş. Ankara’dan Amed'e gelirken, Pirinçlik’i geçip neredeyse terminale doğru yaklaşırken, o düzlük alanda bulundukları otobüs devrildi ve kalça kemiği kırıldı. Fatma’yla birlikte geliyorlardı. Fatma hafif yaralarla kazayı atlatmıştı ama Rıza arkadaşın kalça kemiği kırıldı; ağır bir yaralanma yaşadı. Uzun süre tedavide kaldı. O, elbette talihsiz bir olaydı, fakat herkes ısrar etti, güç verdi, moral verdi. Kendisi de ısrarlı oldu. O yaralanmayı tümüyle aşan bir tedavi ortaya çıktı. Ondan sonra mücadelesine yine devam etti.
‘İLK ASKERİ KOMİTEYİ ÖRGÜTLEMEKLE GÖREVLENDİRİLDİ’
Siverek direnişinin öncü komutanlarındandı. Hilvan direnişine katılamadı ama '79 Siverek direnişinin hazırlanması ve yürütülmesinde komutan düzeyinde görev ve sorumluluk üstlendi. PKK’nin ilk kongresinin seçtiği Merkez Komite'nin oluşturduğu üç kişilik ilk Merkez Askeri Komite’nin üyesi oldu. Bu komitenin sorumlusu Mehmet Karasungur yoldaştı. Aynı zamanda Merkez Komite Üyesiydi. Merkez Komite adına, Merkez Askeri Komite’yi örgütlemekle görevli ve sorumlu kılınmıştı. Merkez Komite, aynı zamanda iki yardımcıdan birisi olarak Rıza arkadaşı görevlendirmişti.
Düşünelim; PKK, 1979 Mart-Nisan’ında askeri örgüt kurmaya adım atarken, onun komutan yardımcısı olarak Rıza arkadaşı görevlendiriyor. Demek ki bu düzeyde bir birikimi var. Bunu başaracak bir kişilikti. Bu kadar tecrübe kazanmış, her yönüyle böyle bir görevi yürütmeye açıktı. Siverek’te verilen rol biliniyor. Orada, bir aşiretçi feodal çeteyi cezalandırmak değildi amaç. Amaç, orada gerillayı başlatmaktı. Gerilla birimleri eğitmek ve oradan gerillayı ülkenin diğer alanlarına, Kürdistan’ın her yerine sevk etmekti. Yani böyle bir gerilla komutanlığını, gerilla öncülüğünü resmi olarak ilk üstlenenlerden birisi oldu Rıza arkadaş.
Bunlar için dedim; yani cezaevinden çıktıktan sonraki Rıza’yı gördü birçoğumuz. Büyük çoğunluk, öyle tanıyor: Zindanda yaşadığı ağır işkencelerin yarattığı tahribatla fiziki durumunu görüyor ve öyle sanıyorlar. Halbuki öyle değil. Zindana girmeden önce, 1970’li yıllarda Rıza gerçeği öyle değildi.
Siverek direnişini de yürüttü. Bucak eyleminden sonra da Rıza arkadaşla Hilvan’da toplantı yaptık, tartıştık biz.
O günleri de biliyorum; 1980 başı, Ocak-Şubat sıraları olabilir. Hilvan-Siverek üzerinde yürütülen yoğun operasyonlar sürecinde tutuklandı Rıza arkadaş da. Bir araçla hareket ederken çevreleri sarıldı; öyle yakalandılar. Ve 12 Eylül zindanlarında 12 yıl kaldı. Diyarbakır zindanının - Saygon zindanlarına benzetilir; ki onu da çoktan geçti- en ağır işkencelerini yaşayanlardan oldu Rıza arkadaş.
Her zaman direniş içerisinde oldu, direnişlere katıldı, moral verdi, güç verdi. En ağır işkenceleri gördü, ama her zaman yiğitçe direnmeyi bildi. En küçük bir zaafının olması bir yana, her zaman yoldaşlarına moral veren, güç veren, güç kaynağı olan bir konumda oldu. Yani bir güç ve moral kaynağıydı Rıza. Bir iradedir her zaman. Gençken de öyleydi, zindanda da öyle oldu, zindandan sonra da öyle oldu. Bir irade duruşudur. Var olan bir ortamı doğru değerlendirebilen ve ona göre tutum geliştirebilen bir düşünce gücüdür.
Zindandan, 89 Özal affı sonrası -ki bunlar PKK’ye birkaç yıl sonra uygulandı- 1992’de çıktı. Zindan gerçekten de herkesi değiştiriyordu ama Rıza arkadaşı çok değiştirmişti. Rıza arkadaşın değişmeyen yanı neydi? O iradeli duruşu, güven veren yapısı, bilge kişiliği ve bir de nüktedanlığıydı. Çok ince espriler yapabilen, yaşamı esprilerle karşılayıp sürdürmeyi bilen ender kişilerden birisiydi Rıza arkadaş. Çevresine bu anlamda hep moral kaynağı oluyor. Yaşamını onunla yaratıyordu diyebiliriz.
Biz de 94 baharında zindandan çıktıktan sonra Şam’da Parti Merkez Okulu’nda Rıza arkadaşla yeniden karşılaştık. Görüştük, geçmişi değerlendirdik, tartıştık.
‘6. KONGREYİ TOPARLAYAN İSİMDİ’
Kısa bir süre birlikte kaldık. Kendileri göreve hazırlanıyorlardı. Nitekim hazırlıklar bittikten sonra İran sahasına, parti görevlerini yürütmek üzere geçti. İran sahasında bulundu, Önderlik sahasına geri döndü. Biz ülkeye geldikten sonra zaten hep uzaktan da olsa takip eden, çoğu zaman yakın da çalıştık.
95’te Zagros alanında birlikte çalıştık. 98-99’da, o ağır sorunlar yaşayan, Önderlik’ten uzaklaşmanın yaşandığı 6’ncı Kongre sürecinde, gerçekten de Kongreyi toparlayan, yürüten, böyle bir şeye öncülük eden ve güven veren kişi oldu Rıza arkadaş. O karmaşa ortamında, Önder Apo’nun da güvendiği, görev verdiği, bütün kadroların ve arkadaşların da güven duyarak Kongre’nin yürütülmesine katkı sunduğu bir ortamı Rıza arkadaş yarattı. Kongre divanıydı ve sürükleyici bir divandı.
Daha sonra da partinin merkez üyesi olarak -zaten kurucu üye- birçok alanda çalıştı. Başûr’da, Irak’ta çalıştı; Rojhilat’ta, İran’da çalıştı; Rojava’da çalıştı; zaten Bakur’da çalıştı ve zindanda kaldı. 2000’de Avrupa’ya gitti.
Uluslararası Komplo'ya karşı mücadelelerin yürütüldüğü süreçte, uzun süre Avrupa çalışmalarının yürütülmesinde bulundu. Daha sonra da ülkeye geldi ve Savunma Merkezi’nde uzun süre birlikte çalıştık. Bilgi birikimi iyiydi, insanlarla ilişki kurma, onları etkileme ve eğitme gücü yüksekti. Dolayısıyla, Savunma Merkezi olarak akademilerin savaşçı eğitiminde -ister askeri ster teorik ve ideolojik eğitimler olsun- önemli katkılar sunan büyük bir çaba içerisinde oldu. Akademiden akademiye koştu, çok farklı konular üzerinde yoğunlaştı, araştırdı, inceledi, dersler verdi. Sistemli bir çalışma yürüttü.
Bazı sonuçları düzenlenip kitap haline getirilmiş, basılarak toplumun hizmetine sunulmuştur. Onlar hep, 2010’lar sürecindeki Savunma Merkezi olarak akademi eğitimlerinde verilen derslerden oluşuyor.
‘PKK MERKEZİNİN İLK KOMUTAN OLARAK GÖREVLENDİRDİĞİ KİŞİLERDENDİ’
Bu anlamda çok fazla savaşçı eğitimine katkı sundu, herkesin üzerinde emeği oldu. O dönemin yoğun devrimci militan eğitimlerine katıldı.
Rıza arkadaş her türlü görev ve sorumluluğu yürüttü. PKK Merkez Komite Üyeliği de yürüttü; koordinasyonda da oldu, divanında da yer aldı. KCK Yürütme Konseyi üyeliği görevini de yürüttü. Dört parça Kürdistan’da ve yurt dışında da çalıştı.
İdeolojik çalışmaları da yaptı, siyasi ve diplomatik çalışmaları da yaptı, toplumsal çalışma da yürüttü; Maxmur’da örneğin. Askeri çalışmalarını zaten başta ifade ettik; PKK’nin ilk resmi komutanlarından. PKK merkezinin komutan olarak görevlendirdiği kişilerden birisi.
Uzun süre, her türlü görevi üstlenip yapabilen, komple devrimcilik denen bütünlüklü bir devrimciliği her zaman açığa çıkartan bir kadro olmayı başardı. Gerçekten de her alanda öngörüsü, sezgisi ve duyarlılığıyla çalışmalar yürüttü. Disipliniyle, çabasıyla etkili oldu. Kadro eğitti, savaşçı eğitti, yurtsever halkı eğitti, toplumu eğitti. Devrimci mücadelenin gelişmesine, Apocu hareketin büyümesine ve kitleselleşmesine en büyük katkıları sundu.
‘Zindanda kaldım, yıprandım, ağır işkencelerden geçtim, zorluklara dayanamam’ demedi. Zindandan çıktıktan sonra her ortamda bulundu. Bütün zorluklarına rağmen, onları yenerek, engelleri aşarak dağda kaldı; savaşın içine girdi, yeniden komutanlık yaptı, eğitimcilik yaptı. Gün geldi, kitle çalışması yürüttü. Gün geldi, diplomat oldu; siyasi çalışmalar yürüttü, alan sorumlulukları görevinde bulundu, yöneticilik yaptı. Böyle bütünlüklü bir devrimci militanlığı, şahsında geliştirdi. Büyük direnişçi, komutan, asker, savaşçı olduğu gibi; büyük siyasetçi, güçlü yönetici, etkili kitle çalışanı, militanı, toplumcu bir kişilik olarak da ortaya çıktı. İşte bu bakımdan diyoruz, bu kişilikleri iyi tanımak lazım, iyi anlamak gerekli. Rıza kişiliğini iyi tanımalıyız, iyi anlamalıyız.
Nasıl başardı bütün bunları? Bu soruyu sorup cevaplamalıyız. Çok açık ki, hiçbir şey kendiliğinden olmadı; öyle kolay olmadı, rahat olmadı. Her şey çabayla, emekle oldu. Zorlukları yenen, engelleri aşan cesur ve fedakâr mücadeleyle oldu. Yaşamı boydan boya, dopdolu mücadeleyle geçti. Büyük bir birikim ortaya çıkardı.
‘ŞEHADETLERİ KAYIP DEĞİLDİR; ONLAR GERÇEKLEŞTİRENLERDİR’
Bu anlamda, gerçekten de Fuat ve Rıza yoldaşların şehadetleri önemli bir birikimin darbe yemesiydi; böyle görebiliriz. Biz hiçbir zaman şehadetleri kayıp olarak değerlendirmedik. Bazen o tür kavramlar içimizde kullanılıyor, söyleniyor; ama doğru değildir, gerçekçi değildir. Öyle dememek lazım. Şehitler, kayıp olanlar değildir. Şehitler gerçekleşenlerdir, zafere ulaşanlardır, devrimin şahidi, zaferin şahidi hâline gelenlerdir. Zaferin yolunu döşeyenlerdir, Önderlikle bütünleşenlerdir, özgürlüğe ulaşanlardır.
Bunlara hiç kayıp denebilir mi? Kayıp, aslında imkânları ve fırsatları değerlendirememek demektir. Kayıp, her zaman sağa sola sapmaya açık yaşama durumudur.
Şehitler gerçeği hiçbir zaman böyle değildir. O nedenle kavramları doğru kullanmalıyız. Şehitlerimize hiçbir zaman "kayıplar"" dememeliyiz. Nasıl ki İslamiyet’te diyorlar, 'şehitlere öldü demeyin, gerçek yaşayan onlardır'. Bizim açımızdan da şehitlere kayıp dememek lazım. Kayıp değil; gerçek onlardır, hakikat onlardır. Bizi var eden, özgürce yaşatanlar onlardır. Temel güç kaynağımız her zaman, her yerde şehitler gerçeğidir. Gerçek olan şehitlerdir. Onun için Önder Apo, ‘Şehitler PKK’dir, PKK Şehitler Partisi’dir’ dedi. Şehitler için dedi, 'yaşıyorlar'. 'Yaşıyorlar işte PKK biçiminde ve şimdi tarih oldular, tarihe mal oldular'. Kürt halkının, PKK döneminin, Apocu hareketin, Apocu özgürlük yürüyüşünün, PKK kahramanlık döneminin hakikatleridirler. Hep böyle bir gerçekliği ortaya çıkardılar ve sonuna kadar da böyle yaşayacaklar, böyle anılacaklar. Ve büyük özgürlük yürüyüşünde, her zaman komutan olarak, öncü olarak rollerini oynayacaklardır, öncülük edeceklerdir.
Yolu onlar çizdiler; daimi olarak doğru yolun, hakikat yolunun göstericisi hâline geldiler. Biz de onlardan gerçeği öğreniyoruz. Nasıl yürünmesi gerektiğini, doğru yolda nasıl ilerlenmesi gerektiğini onlardan öğreniyoruz. Böyle yürüyoruz.
Bu bakımdan şehitler gerçeğini doğru anlamak lazım. Özellikle de bu kadar zorlukları yaşamış, her türlü dönemeçten geçmiş, yaşamının hepsini her türlü zorluğa, engele ve baskıya rağmen özgürlük mücadelesini bilinçli ve iradeli olarak vermiş; Önder Apo’nun yoldaşı olmayı başarmış, şehitler şehidi olmayı başarmış Fuatların ve Rızaların kaybolmadığı, birer hakikat oldukları açık bir gerçektir. O bakımdan da doğru anlamalıyız, doğru tanımlamalıyız.
Gerçekten de emekleri çoktur bu yoldaşların hepimizin üzerinde. Bunu görebilmemiz lazım. En çok bu yoldaşları tanıma şansını elde etmiş, birlikte çalışma fırsatını bulmuş biri olarak ifade ediyorum.
‘ONLARI DOĞRU ANLAYIP HAKİKAT YOLLARININ BİLİNCİNE VARMALIYIZ’
Elbette herkesten çok benim üzerimde; benim gibi olan yoldaşlar üzerinde emekleri var ve biz bunun gereklerini yerine getirmekle görevliyiz, sorumluyuz.
Ama yürüttükleri mücadele herkesi etkiledi. Sözleri, değerlendirmeleri, yürüyüşleri ve direnişleri; Kürt toplumunun kadınını, gencini, işçisini, emekçisini herkesi etkilediği gibi insanlığı etkiledi. Tüm sosyalist ve devrimci güçleri etkiledi. Bu etki bir emek demektir. Hepimizin üzerinde emekleri var ve bunun gereklerini yerine getirebilmeliyiz.
Nedir bu gerekleri yerine getirmek? Onları doğru anlamak, hakikat yollarının bilincine doğru varmak; Apocu başarı ve zafer tarzıyla, üslubuyla, çizgisiyle yürüyerek, o yolda başarı elde etmek demek. Yaşayanların görevi, hepimizin büyük görev ve sorumluluğudur. Bunu bilmek, bu temelde hareket etmek, yaşama ve mücadele gücüne ulaşmaktır. Bu yoldaşların, böyle bir görev ve sorumluluğu bize yükledikleri açık. Elbette onları doğru anlayarak, kendimizi bu temelde doğru eğiterek, yenileyerek, güçlü ve iradeli kılarak, üzerimize yükledikleri görev ve sorumlulukların gereğini pratikte başarıyla yerine getirmek için çalışacağız.
Bunun da yolu... İşte 12. Kongre’nin şehidi olarak ilan edildiler. 12. Kongre, bir tarih yaratma ve çizme kongresiydi. Kahramanlık dönemini tarihi yerine oturtma, yeni ve büyük başlangıcın ve yeni çıkışların önünü açma kongresiydi. Önümüzdeki süreçte bu tür çıkışlar olacak ve gelişecek. Hiç kimse engelleyemeyecek bu çıkışları. Ne kadar saldırırlarsa saldırsınlar, engel oluşturmaya çalışırlarsa çalışsınlar, ne yaparlarsa yapsınlar; Apocu hareketin yeni, güçlü ve özgürlükçü çıkışlar yapmasını, büyük devrimsel yürüyüşler ortaya çıkarmasını kimse engelleyemeyecek. Bunu herkes iyi bilmeli; halkımız iyi bilmeli, yoldaşlar iyi bilmeli. Büyük bir umutla ve cesaretle böyle bir çıkışa güç veren, destek veren ve bu yeni büyük zaferleri ortaya çıkaracak yeni sürecin başaran militanı olmak üzere kendini hazırlayan olabilmeliyiz.
‘BU YOLDAŞLAR SOSYALİZM SAVAŞÇILARIYDI’
Bunun da yolu, Önderlik ve şehitler gerçeğini doğru anlamaktan geçiyor. Onların hakikatini doğru, yeterli bilince çıkarmaktan geçiyor. Bunu Mayıs Şehitler Ayı’nda daha çok yapabilmeliyiz. Haki Karerlerden başlayıp Fuatlara, Rızalara kadar, Saralara, Zîlanlara kadar gelen, Zap ve Metîna başta olmak üzere Medya Savunma Alanlarının kahraman tünel savaşlarının büyük şehitlerine kadar gelen bu şehitler gerçeğini doğru anlamaktan, bu temelde kendini güçlü, yeterli eğitip bilinçlendirerek, irade kazandırarak, görev ve sorumluluklara doğru ve başarılı sahip çıkar hâle getirmekten geçiyor.
Bu süreçte bunu tüm devrimci militanlar olarak yapacağız, halk olarak yapacağız, kadınlar, gençler olarak yapacağız, işçiler, emekçiler olarak yapacağız, halklar olarak, insanlık olarak yapacağız. Özellikle de dostlarımız olarak yapacağız.
Çünkü bu yoldaşlar, Kürt ulusal özgürlük savaşçısı oldukları kadar derin sosyalizm savaşçılarıydılar da. Demokratik sosyalizmin başarısı için her zaman savaştılar. Ulusal özgürlüğe sosyalist bilinç götürdü onları; özgür birey ve demokratik komün çizgisi götürdü. Bu yaşama tutkuyla bağlandılar ve tüm yaşamlarını birer özgürlük militanı olarak sürdürmeyi ve sonuca götürmeyi bildiler.
O halde, herkesin şehitlerimizden öğreneceği şeyler var. Hepimiz birçok şey öğrenebiliriz ve de öğrenmeliyiz.
Şehitler gerçek öğretmenlerimizdir, yol göstericilerimizdir, eğiticilerimizdir; bu gerçeği iyi bilmeliyiz. Şehitler gerçeği üzerinde güçlü ve derinlikli durabilmeliyiz. Önder Apo dedi; 'önümüzdeki büyük çıkışların esin kaynağı olarak her zaman etkide bulunacak ve daimi yol göstericiler olacaklar'.
İşte bu esin kaynağı olma gücünü kendimizde hep hissedeceğiz. Yoldaşlığı böyle yaşadı Fuat ve Rıza arkadaşlarımız. Daimi yol göstericiliklerinden yürüyeceğiz. Onların amaç ve özlemlerini gerçekleştirmekten asla geri durmayacağız, oradan sapmayacağız. Bütün gayretimiz, çabamız, o özlemleri, amaçları gerçekleştirmek üzere olacak.
Bir kere daha, son kongremizin ilan ettiği şehit Fuat ve şehit Rıza yoldaşları derin saygı, sevgi ve minnetle anıyorum.Tüm sevenlerinin acısını paylaşıyorum.
Başta Kürt gençliği olmak üzere, tüm halkımızı, kadınları, halkları, işçi ve emekçileri, dostlarımızı Ali Haydar Kaytan ve Rıza Altun gerçeğini; dolayısıyla Apocu hakikati doğru anlamaya ve gereklerini başarıyla yerine getirmeye çağırıyorum.”