Karabulut: Sürece dair sözü olmayan sendikaların, işçilerin ekmeğini bir lokma artırma şansı yok!

Kürt meselesinin çözümüne dair sendikaların suskunluğunu eleştiren Dev Yapı-İş Genel Başkanı Özgür Karabulut, “Kürt sorununa veya barışa dair sözü olmayan bir sendikal hareketin, işçilerin ekmeğini bir lokma artırma şansı yok” dedi.

İktidarın 2013-2015 yıllarındaki diyalog sürecini kendi siyasi hesapları için bitirmiş olması, Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl çözümü için başlatılan sürece halkın temkinli yaklaşmasına neden oluyor. Bir yandan iç barıştan söz eden iktidarın pratikte muhalefeti baskılama politikalarına her gün bir yenisinin eklenmesi bu kaygıları derinleştiriyor; bu durum, emek çevrelerinin sürece katılımına gölge düşürüyor.

Bu yaklaşımın sürecin toplumsallaşmasını geciktirdiğini belirten DİSK’e bağlı Devrimci Yapı, İnşaat ve Yol İşçileri Sendikası (Dev Yapı-İş) Genel Başkanı Özgür Karabulut, ANF’ye konuştu.

Sendikaların bu sürece dair herhangi bir sözü olmamasının büyük bir eksiklik olduğunu vurgulayan Karabulut, “Bu süreçte mevcut statükoyu aşmayan, mevcut kalıpları zorlamayan hiçbir mücadelenin ekonomik, siyasal, toplumsal kazanımı olamaz” diye konuştu.

‘SAVAŞTAN EN ÇOK ETKİLENEN KÜRT İŞÇİLERİN ÇALIŞTIĞI BİR SEKTÖRDE ÖRGÜTLENİYORUZ’

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat tarihli, “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısıyla birçok kurumsal ilişkinin değiştiğini belirten Karabulut, 10 yıllardır savaşın, çatışmanın ortasında yaşam mücadelesi vermiş bir kesimin temsilciliğini yürüttüklerini anlattı. Bu savaş ve çatışma döngüsünden en çok etkilenenin işçi ve emekçiler olduğunu hatırlatan Karabulut, “Biz de köylerinden sürülmüş, köyleri boşaltılmış, savaştan, çatışmadan etkilenmiş Kürt işçilerin en yoğun çalıştığı inşaat sektöründe örgütlenme faaliyeti yürütüyoruz. O antidemokratik uygulamaların olumsuz etkileriyle karşı karşıya kalıyoruz. Arkadaşlarımız, üyelerimiz, Kürt işçiler, inşaat işçileri sırtlarında bir bavul, memleketin dört bir tarafındaki şantiyeleri geziyorlar. Bu şantiyelerin insanlık dışı çalışma koşullarına tabi tutuluyorlar. Bir de Kürt kimliklerinden kaynaklı ırkçı saldırılara maruz kalıyorlar. Sürekli hak gasplarına uğruyorlar. Ücretlerini isteyecekleri zaman Kürt oldukları için linçlerle, sürgünlerle karşı karşıya kalıyorlar. Daha yeni bir örneği yaşandı bunun. Kürt tarım işçileri bu ırkçı saldırıların hedefi oldu. Mevsimlik tarım işçileriyle inşaat işçileri de birbirine geçişkendir aynı zamanda. Yazın mevsimlik tarım işçiliği yapar, kışın inşaat işçiliği yapar. Sadece sömürüye karşı değil, ayrıca bu ayrımcılığa karşı da örgütlü mücadele yürütüyoruz” dedi.

‘SAYIN ÖCALAN’IN ÇAĞRISI BİZE UMUT OLDU’

Kürt sorununun bu toprakların en temel sorunlarından biri olduğunu vurgulayan Karabulut, bu sorun çözülmeden onunla birlikte şekillenen ekonomik ve siyasal sorunların da çözülme şansının olmadığını vurguladı.

İşçilerden, emekçilerden kesilen vergilerle savaşın finanse edildiğine işaret eden Karabulut, özellikle son 10-15 yılda yaşanan ekonomik krizin, yoksullaşmanın temel sebeplerinden birinin iktidarın yürüttüğü savaş ve çözümsüzlük politikaları olduğunu kaydetti. O nedenle 27 Şubat’ta Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla birlikte gelişen sürecin kendilerine umut olduğunu ifade eden Karabulut, şöyle konuştu: “Savaşın, çatışmaların bitme umudu, başka yaşamsal sorunları da demokratik yollardan ifade edebilmemizin zeminini oluşturabilir. Bunların başında örgütlenme özgürlüğü geliyor mesela. Şu an rahat bir biçimde örgütlenemiyoruz. Çünkü 12 Eylül yasalarıyla şekillenmiş iş kanunu var, sendikalar kanunu var. Burayı aşmak çok mümkün değil. Temelinde kendini güvenlikçi politikalarla sınırlayan, bunun çerçevesinde de politikalarını yürüten bir iktidar vardı. Şimdi bu mesele ortadan kalktığında bu toprakta yaşanan ekonomik sorunları, işçilerin örgütlenme sorunlarını, sendikalaşma sorunlarını da daha rahat ifade edebilme, demokratik kanalları kullanarak değişim, dönüşüm yaratabilme şansımız var.”

‘SENDİKALARIN SÜRECE İLİŞKİN SÖZÜ OLMAMASI BÜYÜK EKSİKLİK’

Karabulut, sürece ilişkin kadınların, gençlerin ve birçok dinamiğin olumlu olumsuz sözleri ve katkıları olduğunu, ancak özeleştirel yaklaşmak gerekirse, emek ve demokrasi güçleri içinde yer alan sendikaların bu sürece dair herhangi bir sözü olmamasının büyük bir eksiklik olduğunu vurguladı.

Bu konuda kaygan bir zemin olduğuna dikkat çeken Karabulut, “Bu süreçte kurumların değişim, dönüşüm süreci var. Onu gözlemleyebiliyoruz. Herkes bu yeni sürece göre farklı konumlanışların, kutuplaşmaların içine girmiş durumda. Mesela süreç karşıtı pratikler, programlar ve planlamalar da oluyor. Kendini emek mücadelesinin içinde gören kimi sol çevreler, işçiler, emekçiler sözünü söyleyebilecek ya da demokratikleşme adımlarının hızla atılmasını sağlayabilecek en önemli kesimlerden biridir ama bu dönemde suskun kalmış durumdalar, seyirci konumundalar. Bunun da sendikaların yaklaşımından kaynaklandığını düşünüyorum çünkü sendikalar bu süreçte yok. Mesela Pazar günü 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla Kadıköy’de miting vardı ve sendikaların katılımı çok sınırlıydı. Bu da süreçten kaynaklı, kaygılı yaklaşımın yanı sıra, kendi rolü olarak görmemesinden, kendisine bir görev olarak görmemesinden geliyor” dedi.

‘KÜRT ALANINI RİSK ALANI OLARAK GÖRÜYOR VE GİRMEK İSTEMİYORLAR’

Bu noktada Kürt sorununun bir turnusol görevi gördüğünü belirten Karabulut, “Kürt sorununun demokratik yoldan çözümünün işçilerin ve emekçilerin talebi olması gerekirken, iktidar yıllardan beri savaş politikalarıyla onları tarafsız hale getirmiş. Bu da sendikaların demokratik özünü, değiştirici, dönüştürücü özünü yitirtmiş durumda. Hatırlarsanız bundan tam 5 yıl önce Türk Tabipler Birliği (TTB), savaşın bir halk sağlığı sorunu olduğunu söylediği için üzerinde ciddi bir terör estirildi. Bu alandan doğru söz söylemenin önüne de geçildi. Sahip bile çıkamadık. Kürt meselesi risk alanı olarak görülüyor ve birçok kesim bu risk alanına girmek istemiyor. Girenler de orada daraltılıp susturulmaya, bastırılmaya çalışılıyor” diye konuştu.

‘BU SÜREÇTE KALIPLARI ZORLAMAYANIN HİÇBİR TOPLUMSAL KAZANIMI OLMAZ!’

Sendikaların mevcut haliyle sistemin sınırlarını zorlayan bir mekanizması, bir mücadelesi olmadığını vurgulayan Karabulut, bunun değişmesi gerektiğinin altını çizdi.

“Bu süreçte mevcut statükoyu aşmayan, mevcut kalıpları zorlamayan hiçbir mücadelenin ekonomik, siyasal, toplumsal kazanımı olamaz” vurgusunda bulunan Karabulut, şunları kaydetti: “Bugün Kürt sorununa ya da barışa dair sözü olmayan bir sendikal hareketin işçilerin ekmeğini de bir lokma artırma şansı yok. Çünkü iktidardan korktuğu için bunu söylemiyor. İşte en son Türk-İş’in, Memur-Sen’in toplu sözleşmelerdeki rolünü gördük. İktidarın yedeği durumuna düşmüşler, orayı aşamıyorlar. Kendi oturdukları koltuk gidecek, statükoları sarsılacak diye iktidar karşıtı bir söz söyleyemiyorlar. İktidar da bugün topluma diyor ki, bu meseleyi biz taraflarıyla çözeriz, siz dışında durun. Bu mesele sadece taraflar arasında çözülecek bir mesele değil. Evet silah bırakılır, ateşkes ilan edilir ancak toplumsal barışı sağlayamadığımız müddetçe, toplumun tüm dinamikleri bu işin parçası, öznesi olamadığı müddetçe bu işin başarıya ulaşma şansı yok. Bu savaştan güç alarak baskı mekanizmalarını yürüten sermaye sınıfının etkisi kırılamadığı müddetçe olamayacağı gibi.”

SENDİKALARA ÇAĞRI

Sendikaların barış mücadelesinin parçası olması gerektiğini vurgulayan Karabulut, şu çağrıda bulundu: “İlla bir taraftan yana tutum almak durumunda değiller; kendi taleplerini, işçilerin, emekçilerin taleplerini, barış derdini, çözüm derdini ilan etmeli, bunun mücadelesini yürütmeliler. Başka çözüm yok. Biz barıştan ne anlıyoruz? İşçilerin barışa hangi olumlu katkıları olabilir? Bunlar ifade edilmeli ve mücadele büyütülmeli. Mesela bugün İsrail'in Gazze'yi işgal, soykırım politikalarına karşı uluslararası sendikal hareket savaş gemilerini yüklemeyerek, malzeme götürmeyerek refleks gösteriyor. Ama biz burada seyrediyoruz. Daha bir mitinge katılamıyoruz. Oysa barış talebi her zaman işçilerin, emekçilerin lehinedir. Barış talebini yükseltmekten çekinmemeleri gerekiyor. Mücadeleci sendikalarda da benzer durumlar söz konusu. Sürece olan güvensizlikten kaynaklı seyirci pozisyonunda olabilirler. Ama süreçten eğer işçiler, emekçiler lehine bir kazanımla çıkılması isteniyorsa, daha fazla söz almalılar. Sürece dair taleplerini de eksiğiyle fazlasıyla ifade etmeliler. Sürecin toplumsallaşması için sürecin bir parçası olmalılar. Sendikalar, sadece ekonomik meselelere sıkışmayıp, toplumsal meselelere dair de söz alıp bunun adımını atmalılar. Geçmişte bunu yapmış sendikal hareket, bugün de kabuğundan çıkıp bunu hayata geçirmelidir. DİSK'in Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin (DGM) kapatılsın eylemleri var, ya da 12 Eylül öncesi faşizme karşı mücadele mitingleri var. Çünkü faşizan baskılar DİSK’in örgütlenmesinin de önüne geçiyordu. Bugün tam da emek ve demokrasi güçleri sözünü söyleyip iktidarı zorlayacak adımlar atmalı.”