Son Dakika: ‘BM’de Kürt halkı için gözlemci millet statüsü istenecek’
GÖRÜNTÜLÜ

Karasu: Rıza Altun, vurucu güç ile ideolojik derinliği birleştirdi

KCK Yürütme Konseyi üyesi Mustafa Karasu, şehit Rıza Altun’un Antep’te faşizme karşı eylem hattı, cezaevi direnişi ve sonrasında verilen eğitimlerle Altun’un militanlıkla teoriyi aynı eksende buluşturduğunu söyledi.

RIZA ALTUN

25 Eylül 2019’da şehit düşen PKK'nin öncü kadrolarından Rıza Altun’u anlatan KCK Yürütme Konseyi üyesi Mustafa Karasu, Altun’un eylemci özelliklerine ve ideolojik derinliğine dikkat çekerek Apocu hareketin çıkışındaki eylem gücünün ortaya çıkmasında büyük katkıları olduğunu söyledi.

“Rıza arkadaşın kişiliği, mücadele tarzı, militanlığı, yoldaşlığı hepimize örnektir. Eğer biz PKK’li olacaksak, Apocu olacaksak, Rıza arkadaşın özelliklerini kendimizde yaşatmalıyız. Çünkü Rıza arkadaşın yaşamı, baştan sona mücadeleyle, fedakarlıkla, inançla geçti” diyen Karasu, Altun’un özgürlüğe, halka, yoldaşlığa adanmayı kendilerine miras bıraktığını belirtti.

Mustafa Karasu’nun anlatımları şöyle:

"Rıza, gruba Ankara’da o öğrenci grubu dışında ilk katılandır. 1975’te gruba katılmıştır. Tuzluçayır, Ankara’da çok önemli bir yerdir. Solcuların merkezidir. Hatta solun, sosyalistlerin, devrimcilerin kalesidir. Ankara’da böyle başka mahalle yok. O nedenle Küçük Moskova demişlerdir. Böyle bir yerde Tuzluçayır’da gençlerin bize katılması, özellikle Rıza arkadaş gibi eylemci, militan, gözükara bir arkadaşın katılması hem Ankara’da etkimizi, itibarımızı hem de eylem gücümüzü artırmıştır. Gerçekten Rıza tam bir militandır, eylemcidir. Ankara’dayken de yine bir düşünce gücü var, arkadaşlarını ikna gücü var ama tabii eylem gücü öne çıkıyor. Rıza’nın eylemciliği, militanlığı, yiğitliği, gözüpekliği, gözükaralığı herkese güven veriyor. Yani Rıza yanındaysa güvendesin, militansın. Herhangi bir saldırı karşısında karşı koyacak birisidir.

Hem kişiliğiyle hem militanlığıyla, yiğitliğiyle, gözüpekliğiyle güven veren bir arkadaş. İşte böyle birisinin Ankara’da bize katılmasının yarattığı etki tabii ki oldu. Özellikle 75 ile birlikte. Onların katılımı 75’tir. Hangi aylardır tam bilmiyorum ama 75’te artık bizimle ilişkileri vardı.

Tabii önceden Kemal’le ilişkileri vardı. Genel devrimcilik temelinde o var ama -Rıza arkadaş kendisi de anlatıyor, Hasan anlatıyor- bize ilk şeyi Kürtlük şeyini anlatan Ali Doğan’dı. Şehit Ali Doğan’ın anlattığını söylüyor. 75’in sonlarında mı ne, Ankara’da şehit düştü.

Yani Rıza’nın ilk Ankara’daki rolü böyleydi. İlk, üniversitedeki öğrenci grubu olarak oluştu grup. Haki’dir, Kemal’dir, Cuma arkadaştır, Abbas arkadaştır, Hayri’dir, Mazlum’dur. Yani ilk üniversite arkadaşlarıdır. İşte ondan sonra, 75’te de Tuzluçayır’la ilişki kuruluyor. Arkadaşlar zaman zaman Tuzluçayır’a gidiyordu. Ben de gidiyordum zaten. Benim Tuzluçayır’la ilişkilerim farklıydı. Tanıdıklar, akrabalar vardı, evler vardı. Ben öyle gidip geliyordum. Zaten sonradan, 76’da ben Tuzluçayır’da ev tuttum. 6-7 ay sonra da zaten Kürdistan’a dönüş yaptık.

Rıza’nın Ankara’daki ilk gruptaki rolü böyleydi. Yani Ankara’nın en önemli semtindeki devrimci bir grubun bir de Ankara-Tuzluçayır’ın mahallenin en iyi devrimcisinin, militanının bize katılmasının yarattığı etki oldu.

Öte yandan şu da önemli tabii: Rıza arkadaşın katılımı, sadece kendisinin katılımı değildi aslında. Bütün arkadaşların katılımıydı, evlerin de katılımıydı.

Katılımla birlikte Rıza arkadaşın evi, örgüt evi gibiydi. Hasan Şerik arkadaşın, Metin Arslan’ın evi, örgüt evi gibiydi. Sadece biri olarak değil, bütün aileleri katılıyordu. Tuzluçayır’daki arkadaşların durumu böyleydi. Sadece bir kişi değillerdi. Katılan, ailesiyle birlikte katılıyordu. Bütün ailesini etkiliyordu. Önceden de bir arkadaş grubudurlar. O arkadaşların hepsi birbirlerinin ailesiyle ilişkili. Yani o arkadaş grubu şu hale gelmiş: Hepsi o ailenin çocuğu gibi, diğer ailenin çocuğu gibi. Yani sadece bir arkadaş ilişkisi değil, bütün ailelerini katan bir özelliğe sahip. Bu nedenle Rıza arkadaş’ın evi, bir örgüt evi gibi kullanılmıştı. Kazım’ın, yani Hasan Şerik arkadaşın evi, bir örgüt evi gibi kullanılmıştı. Diğer arkadaşlar da kullanmıştır. Bu yönüyle Tuzluçayır’daki arkadaşların katılımının bir de Ankara’daki çalışmalara böyle bir katkısı oldu. Herhangi bir ihtiyaç, ev olduğu zaman kalma olduğu zaman arkadaşlar gidip kalıyorlardı evlerde. Rıza arkadaşın katılımının Ankara’daki ilk gruba etkisinin böyle olduğunu belirtebilirim.

RIZA’DA DOĞAL BİR ÖNDERLİK ROLÜ VARDI

Rıza arkadaşın Apocu grup ve PKK içindeki etkisi tabii ki çok önemlidir. Özellikle de bu ideolojik grubun Kürdistan’a taşınması, Kürdistan’daki mücadelenin gelişmesinde Rıza arkadaşın çok önemli bir rolü var. Çünkü Kürdistan’da da şöyle bir durum vardı. Antep’e gittiğimiz zaman faşistler çok güçlü ve etkiliydi. Biz bunların etkisini kırmadan gelişemezdik. Bu bakımdan bir eylemci olarak faşizme karşı mücadelede çok önemli bir rolü oldu. Öte yandan, Kürdistan’a gitmemizin en önemli etkeni, Antep’e gidip orada kadro yetiştirmekti. Aydın gençliğin yoğun olduğu bir şehirdi. Orada yeni kadroların, yeni gençlerin kazanılmasında Rıza arkadaşın önemli bir rolü oldu. Gerçekten örgütleyiciydi. Rıza arkadaşta doğal bir önderlik rolü vardı. Kişiliği insanları etkileyen, sürükleyen, bağlayan bir özelliğe sahipti. İdeolojik derinliğinden öte, kişilik olarak böyle bir özelliği var.

Önderlik diyor ya, ben çocukken insanları örgütlüyordum, grupları bir araya getiriyordum; Rıza da böyle. Rıza da ilişki kurduğu herkesi etkileyen, örgütleyen bir özelliğe sahipti. Bu bakımdan grubun Kürdistan’da genişlemesinde, gelişmesinde Rıza’nın da çok büyük katkısı oldu. İşte Abbas arkadaş da dedi; ikinci Kemal Pir kişiliği... Şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Kemal Pir, bizim mücadelemize en fazla insan katan, etkileyen arkadaştı. Mücadelemizin gelişmesinde, büyümesinde yeni kişiliklerin katılmasında, katılanların daha fazla örgüte bağlanmasında Kemal Pir’in çok büyük bir payı vardı. O eylemci kişiliğinin, ideolojik kişiliğinin, duruşunun, üslubunun etkisi vardı. Rıza da işte böyle. "İkinci Kemal Pir kişiliği" derken, sadece eylemci yanı değil; böyle Kemal gibi insanları etkileyen, kendine bağlayan, yönlendiren, örgütleyen bir özelliği vardı.

Bu bakımdan ideolojik grubun Kürdistan’a taşınması ve sonra gelişmesinde, yeni kişilerin kazanılmasında tabii ki Rıza arkadaşın çok önemli etkisi olmuştur. Gruba katılanlarda, gruba bağlılığı daha da derinleştiren etkisi olmuştur. Nasıl ki Tuzluçayır’da, çevresinde hemen örgütleyip kendine bağlamış ve onlar bir bütün olarak örgütle bütünleşmişse Rıza arkadaş Kürdistan’da da böyleydi. Gittiği yerde insanları etkiler, örgütler, bir ilişki kurardı. Yani kurduğu ilişkilere güven verirdi. Özellikle devrimci olmak isteyenler Rıza şahsında bir militanı görüyorlardı. Rıza şahsında militanı gördükleri için bağlanıyorlardı. Çünkü 1970 devrimciliği biraz da böyle. Nasıl? Bütün gençler militanlık arıyordu. İşte Deniz Gezmiş geleneği, Mahir geleneği, İbrahim geleneği, yani bu yönüyle biraz militanlığın, militan özelliklerin insanları, gençleri daha fazla etkilediği dönemdi.

O dönem gerçekten de yiğitlik, kahramanlık dönemi olarak değerlendirilebilir. Rıza da bu kişiliğiyle o ortamda insanları çeken, gençleri çeken, insanları etkileyen ve güven veren bir özelliğe sahipti. Gerçekten Rıza arkadaşla tanışan, ilişki kuran bir devrimci hemen bir özgüven kazanırdı. İşte bir militan, bununla her iş yapabilir, bununla mücadele edebilir. Bir şey söylüyorsa, sözünün gereğini yapar. Biz şöyle yapacağız, böyle devrim yapacağız, böyle mücadele edeceğiz, böyle faşizme karşı mücadele edeceğiz diyebilirsin. Ama bunun inandırıcılığı ne kadar olacak? Ne kadar etkili olacak? İşte Rıza bunu söylediği zaman, etkili oluyordu. Ya da Rıza şahsında söylemin doğruluğuna kanaat getiriyor. İnanıyordu ve daha çok bağlanıyordu. Bu bakımdan, bu ilk grubun gelişmesi döneminde bu özellik, bizim için çok önemliydi. Böyle bir özellik, bir grubun ilk gelişmesinde çok önemli bir niteliktir, bir kazançtır.

BİLDİĞİNİ İYİ ANLATAN, KAVRATAN BİR ÖZELLİĞE SAHİPTİ

Bu açıdan işte Kemal Pir’i diyoruz ya; mücadelemizin ilk döneminde insanları en fazla etkileyen, gençleri etkileyen, katma özelliği olan bir arkadaştı. İşte Abbas arkadaşın kongrede belirttiği gibi, "ikinci Kemal Pir kişiliği" olarak Rıza arkadaşın da böyle bir özelliği vardı. Bunun da tabii ki mücadelemize katkısı oldu.

Öte yandan Rıza arkadaş ilkokul mezunuydu ama devrimci mücadeleye katıldıktan sonra sürekli okuyan, sürekli kendisini geliştiren bir arkadaştı. Ve bu konuda da çok geliştirdi kendisini. Hem ideolojik olarak hem teorik olarak geliştirdi. Bir de ideolojik ve teorik olarak bilmekten öte, bir de bunu ifade etmek, anlatmak önemli. Rıza arkadaş bildiğini iyi anlatan, ifade eden, kavratan bir özellikteydi, ikna eden bir özellikteydi. Bu açıdan, ideolojik mücadele döneminde, örgütsel mücadele döneminde de Apocu grubun düşüncelerini o birikimiyle, o üslubuyla, o net düşüncesiyle, ikna edici özelliğiyle tabii ki PKK’de önemli bir katkıda bulundu.

Tabii ki ilk grup aşamasında katkısı böyleydi. Yine asker olarak -daha önce de belirttim- bu mücadelenin eylem çizgisinin etkili biçimde ortaya çıkmasında, vurucu gücünün ortaya çıkmasında Rıza’nın payı çok büyüktür. Rıza’nın eylem gücü, vurucu güçtü, sonuç alıcı güçtü. Etkileyici bir güç olduğu için Apocular’ın eylemciliği, militanlığı çok öne çıkmıştı. Bunda Rıza arkadaşın da rolü çok çok önemlidir. Eğer "Apocular böyle eylemci, böyle vurucu güç, böyle faşizme karşı mücadele ediyor" deniliyorsa, bunda, bu özelliğin kazanılmasında Rıza arkadaşın da önemli etkisi oldu.

Cezaevinde zaten anlattık ama cezaevinden çıktıktan sonra da artık mücadeleye çok boyutlu katkısı oldu. Örgütleyici oldu, artık yönetici oldu, önemli görevler verildi. Bu görevleri yaparken aynı zamanda ideolojik mücadelesiyle, ideolojik düzeyiyle, teorik düzeyiyle de partinin ideolojik, teorik mücadelesine, ideolojik, teorik mücadelesinin gelişmesine, derinleşmesine, zenginleşmesine Rıza arkadaş da katkı yaptı. Çünkü ideolojik mücadele biraz da birkaç kişinin değil, çok önemli ideolojik, teorik düzeyi yüksek arkadaşların varlığında gelişebilir. Bu bakımdan Rıza arkadaş da ideolojik, teorik düzeyi yüksek olan, ideolojik, teorik mücadele veren arkadaşlar içindeydi. Çünkü böyle bir ideolojik, teorik mücadele veren grup olmadan da tabii ki gelişme olmaz.

Rıza bir de ideolojik, teorik mücadele gücüyle de partiye çok şey kattı. Yani partinin bütünlüğünde militanlık, askerlik alanı, örgütsel alan ve ideolojik-teorik olarak PKK’ye kattı. Yani PKK’nin varlığında, büyümesinde her boyutta kuşkusuz Rıza arkadaşın da çok önemli rolü vardır.

Rıza arkadaşı ilk tanışmamdan sonra ve daha sonra ilk etkisi... Rıza arkadaş; bir yoldaşsan, bir arkadaşsan, bir amaç, bir inanç, bir hedef doğrultusunda gidiyorsan güvenebileceğin bir arkadaştır. Seninle yolun sonuna kadar gider. Beraber gidersen bir işi birlikte rahatlıkla yapabilirsin, başarabilirsin izlenimi veren bir arkadaştır. Bu yönüyle kişiliği güven veren bir özelliğe sahipti. Yani bu arkadaş bir şeye bağlanmışsa, bir şeye inanmışsa artık onun için her şeyi yapar. Yeter ki ona bağlansın, ona inansın; inandıktan sonra her şeyi yapar biçimde bir izlenim vermiştir.

ESPRİLİ, ŞAKACI BİR ARKADAŞTI

Ben Tuzluçayır’a gidip yani beraber kaldığım dönemlerde Rıza’nın esprili özelliğini çok yakından gördüm. Yani artık bir grupsa, bir örgütse, artık kendisini tamamen ona bağlamış yani. Daha Tuzluçayır’dayken, özellikle 76 yılında sık sık beraberdik. Artık düşündüğümüz, sadece gruptu. Grup içindeki durumu, mücadelesiydi. Tuzluçayır’dayken faşizme karşı mücadeleydi. Bu yönüyle devrimci yaşamına başladığı andan itibaren bütün yaşamını ortaya koymuştu. Yani bir kopuşu sağlamıştı. Bu yönüyle Rıza’nın böyle kopuşu sağlaması, düzenden, farklı hayallerden kopuşu sağlaması, ilk devrimciliği ile birlikte başlamıştı. Bu bakımdan zaten bu da diğer arkadaşlarına bu kadar güven veren, Tuzluçayır’da arkadaşların Rıza’nın etrafında toplanmasını sağlayan özelliğiydi. Derler ya; birimiz hepimiz; hepimiz birimiz için. Bu, daha Rıza arkadaşın Tuzluçayır’daki ilk o arkadaş grubu içinde oluşan durum. Bir de bunun devrimci duygularla, ideolojik, teorik duygularla, harçla beslendiğini düşünün. Nasıl bir yoldaş olduğunu, bir grup için, bir örgüt için nasıl bir kadro olduğunu, nasıl bir öncü olduğunu rahatlıkla görebilirsiniz.

Öte yandan Rıza soğuk bir kişilik değildi; esprili bir arkadaştı. Şakacıydı yani. Arkadaşlarla arasına mesafe koyan değil, herkesle aynı seviyede arkadaşlık yapan bir özelliğe sahipti. Tuzluçayır’da da, aslında örgüt içinde de Rıza arkadaş bir şaka yaptığı zaman, o şaka herhangi bir arkadaşı inciten, ezen değil de ilişkileri yumuşatan, ilişkilerindeki sıcaklığı, yoldaşlığı veren bir yaklaşımı vardı. Biz beraber Haki’yle evde kalıyorduk. Bazen Haki’ye de şakalar yapıyordu. Haki gülüyordu Rıza şaka yaptığında. Haki çok kitap okuyordu. Haki kitap okuduğu zaman o kadar dalardı ki, etrafında ne var hiç fark etmezdi. Öyle bir yoğunlaşması vardı.

Bizim Antep’teki evimiz de soğuk olduğu için, hepimiz sobanın etrafında oturup kitap okurduk. Böyle bir-iki defa yaptı herhalde. Bize de bazen yapıyordu. Böyle sigaranın o jelatininden uzatıyordu tel gibi. Biz yaklaşıyoruz ya sobaya, ayağımız yaklaşmış, elimiz yaklaşmış, oraya koyuyordu. Bizim elimiz değince, hafiften o tel bir elektriklenme yapıyordu. Bazen böyle hep bizi güldüren şakalar da yapıyordu. 

GÜVEN, SEVGİ VEREN, LİDERLİK ÖZELLİĞİ OLAN BİR ARKADAŞTI

Rıza arkadaş, güven veren bir arkadaştı. Herkes onunla iyi arkadaş olabilirdi. Onunla kim iyi arkadaş olmayabilir? Bazı kendine göre küçük hesabı, şuyu buyu olan birileri Rıza’yla iyi olmazdı. Bunun dışında herkes Rıza’yla rahatlıkla arkadaşlık yapabilirdi. Rıza da herkesle arkadaşlık yapabilirdi.

Rıza’yı şöyle de belirtmek lazım: Birisiyle sıcak arkadaşlık yapması için zaman geçmesine gerek yok; tanıştığı andan itibaren sıcak, karşılıklı güven veren, sevgi veren bir ilişkiye sahipti.

Tabii diğer yandan da Rıza’nın da gerçekten bir liderlik özelliği vardı. Onun için Rıza’yı ilk gördüğümüzde; "evet, bu arkadaş bu örgütte çok şey yapar, bu örgüte çok şey katar" izlenimi verdi. Gerçekten bir liderlik özelliği, örgütlenme özelliği, etkileme özelliği vardı. Böyle bir arkadaşın gruba katkısı çok olacağından, ilk Rıza’yı tanır tanımaz, "evet bu arkadaş, bu mücadeleye çok büyük katkı verir" diye düşündük. O izlenimi hemen aldık.

Mücadelede zaten güven veren, yürüttüğü mücadele için gerekli olan ve herkesin mücadele ederken yanında böyle bir arkadaş olmasını istediği özelliğe sahipti. Onun içinde olduğu bir mücadele, önemli gelişme sağlardı. Böyle bir mücadele arkadaşıydı. Arkadaşına güç veren, tamamlayan bir arkadaştı. Sadece iyi bir çalışma arkadaşı değil; çalışmasını geliştiren, kendi çalışmasına güç katan... Yani Rıza, sadece kendi çalışmasını yürütmekle kalmaz, yanındaki çalışma arkadaşının da gücünü artıran, ona katkı sunan bir özelliğe sahipti. Böyle bir arkadaştı. Diğer yandan Rıza arkadaşa bir görev verildi mi, tam yapardı. Yani ne görev verilirse, o görevi gerçekten sonuna kadar yapardı. Planlıydı, disiplinliydi. Bir görev verilmişse, o görevi mutlaka sonuna kadar en iyi yapardı. Bir eylem hedefi konulduğu zaman gider, eylemini en iyi biçimde yapardı, mutlaka sonuç alırdı. Bütün çalışmalarda da böyle planlı, örgütlü, sonuç alıcıydı.

Bir de çalışmada tartışan özellikleri vardı. Böyle tartışarak arkadaşların düşüncesini de alır. Ya da arkadaşlarla birlikte ortak düşünceyle, çalışmanın en iyi biçimde oluşmasını sağlayan bir özelliği vardı. Yani bu yönüyle öyle çalışmada, arkadaşlarını katmayan bir durum yoktu.

Şöyle bir özelliği var tabii. Bir görev verdiğin zaman biraz hakimdir. O, aslında olumlu bir özelliktir ama bazen belki yanındaki çalışma arkadaşından daha hakim daha etkili, biraz kendisini etkili kılan bir özelliğe sahipti. Bir grup içinde mutlaka her zaman öne çıkardı. Bir gruba bir görev vermişsen o görev içinde öne çıkardı. O zaten olumlu özellikler; lider özelliklerinin etkisiydi. Arkadaşlarını da katardı. Ama belki etkin, hakim özelliği, belki dışarıdan diğer arkadaşlarının biraz geride kalması gibi bir görüntü verebilirdi ama bu, arkadaşlarını katmama, arkadaşlarına değer vermeme değil. Değer verirdi, arkadaşları katardı, onlarla tartışırdı, yani onları da katardı. Ama tabii ki bir çalışmada liderlik özelliği olduğundan, böyle biraz etkisi öne çıkan bir arkadaş olurdu.

ÖNDERLİK HER YERE HEVAL RIZA’YI YANINDA GÖTÜRÜRDÜ

Önderlik, Rıza arkadaşı ilk Ankara’da tanımıştı. Tanıdıktan sonra Rıza arkadaşa değer vermiştir. Onun gelişebilecek, örgütte önemli görev alabilecek bir arkadaş olduğunu görmüştür. Ve bu yönüyle daha ilk günden Rıza hakkındaki değerlendirmesi, bu mücadelede önemli yeri olacak biçimdedir. Ve Önderliğin Rıza arkadaşa yaklaşımı da sıcaktır. Rıza arkadaşın özelliği, zaten onu da yaratıyor.

Önderlik de Rıza arkadaşa biraz daha sıcak yaklaşan, ilgilenen bir durumdaydı. Öte yandan Başkan, Rıza arkadaştan hep önemli beklentileri vardı ve görev veriyordu. Mesela biz Önderlik sahasına gittiğimizde, Önderlik Rıza’yı hep yanında götürdü, beraber gezdirdi, beraber dolaştırdı. Nereye giderse Rıza’yı götürüyordu. Mesela ben evde kalıyordum, diyelim eğitim çalışmaları vardı, onları yapıyordum ama Önderlik hep Rıza’yı yanında götürüyordu. Biraz da yani kendi tarzını Rıza’ya vererek, Rıza’nın o önderlik, o liderlik özelliklerinin örgütte etkili olmasını sağlamak istiyordu. Önder Apo’nun Rıza’ya yaklaşımı büyük oldu. Hep yakınında tuttu.

Daha önce de Antep’teyken, daha Kürdistan’dayken bir yerde herhangi bir mücadele söz konusu olduğunda, mücadelede bir zayıflık, faşizme karşı mücadelede zayıflık ve hatta farklı bir hedefe karşı mücadelede zayıflık gördüğünde, Önder Apo hemen Rıza’nın oraya gönderilmesini istiyordu ya da Rıza’yı oraya gönderiyordu. Yani Önder Apo, bir nevi Rıza’yı bazı görevleri başarmak için her zaman düşündüğü bir arkadaştı. Zaten Rıza Önderlik Sahası'ndan geldikten sonra, bir daha Önderlik Sahası'na gitmedi. Ama Önderlik, Rıza’yı hep önemli yerlerde görevlendirdi, görev verdi. Rıza’nın örgütte mutlaka katkılar sunacağını bildiğinden böyle hep takip etti, ilgilendi ve önemli görevler verdi. 

En önemli şey de; Başkan'ın Rıza ile ilişkileri gerçekten biraz daha sıcak, daha yakından ilgilenen bir ilişki biçimiydi. Bunu yaratan da, Önder Apo’nun Rıza’dan beklentileriydi.

Rıza arkadaş da metropollere göç eden bir aileden. Ankara’ya göç eden bir aile. Kürdistan’dan kopan bir aile. Çocukken Zazaca, yani Kirmanckî üzerindeki baskıları da görüyor. Tabii şunu da görüyor: Ailesi, bir Kürt ailesi. Onun Türkiye’deki toplumdan farklılığını görüyor. Babası farklıdır, annesi farklıdır. Öyle Türkiye’deki sosyal yapıyla bütünleşecek bir aile değildir. Bu, aslında onun Kurdî özelliklerini doğal, içinde taşıyan bir durumdur. Tabii aslında Rıza’daki bu Kürdistani özelliği açığa çıkaran, biraz Hareket oluyor. Yani onda var ama o zemini açığa çıkaran, Apocu hareket oluyor.

Bu yönüyle Kürdistan sevgisini, Kürt-Kürdistan gerçeğini bizlere esas olarak Önderlik aşıladı, Önderlik derinleştirdi. Bu hepimiz için geçerli. Bu Cuma arkadaş için de diğer arkadaşlar için de geçerli. Yani Önderlik, anlatımlarıyla, yaklaşımıyla bizde yurtseverliği geliştiriyordu. Yurtseverliği derinleştiriyordu, ülkeye bağlılığı derinleştiriyordu. Öyle bir anlatım yapıyordu ki, hem düşmana öfkeyi yaratıyordu hem de ülkeye bağlılığı yaratıyordu. Rıza’nın da Kürdistan’a bağlanması, Kürdistan’a sevgisinin gelişmesini açığa çıkaran Önderlik gerçeği ve Apocu harekettir.

APOCU HAREKETLE TANIŞINCA, 'BEN YERİMİ BULDUM' DİYOR

Rıza’nın Apocu harekete sevgisi ise şöyle: Rız,a Apocu hareketle tanıştığı an, “Ben yolumu buldum. Ben grubumu buldum. Ben yaşayacağım yeri buldum” diyor. Bir nevi o kendisindeki o yiğitlik, o gözükararlık, o militanlık, yoldaşlık, bağlılık özelliklerini Apoculukta görüyor. Rıza’nın Apoculuğa karşı sevgisi, Apoculuğa bağlılığı, PKK’ye bağlılığı bir de PKK’nin bu özelliğinden kaynaklandı. PKK’nin, Önder Apo’nun yarattığı bu özellik, aslında Rıza’nın o doğuştan gelen, Tuzluçayır’dan, gruptan yarattığı kişilik özelliğine, arkadaş grubu özelliğine biraz denk düşüyor. Bu bakımdan Rıza Apoculukla tanışınca, PKK’yle tanışınca, “Ben kendimi buldum ” diyor. Çünkü o dönemde birçok örgüt arayışı var. İşte THKO’ya da sempatizanlığı var ama Apocu grupla tanışır tanışmaz netleşiyor; “Ben kendimi, eylemle mücadele edeceğim yeri buldum” diyor. Mücadelesinin, yaşamının sonuna kadar Apocu harekete, Önderliğe böyle bakmıştır. Yani tam da kendisinin duygularına hitap eden bir Önderlik gerçeği var. Tam da kendisinin duygularına, düşüncelerine, yaşam anlayışlarına hitap eden bir Apoculuk gerçeği var. Bu tabii ki Rıza’yı bu gruba daha fazla bağlıyor.

Rıza’nın bağlılığını yükselten en önemli etkenlerden biri; -tabii ki ideolojik, teorik doğrular da var- o kişilik özelliğini, o aradığı yaşam özelliğini Apocularda bulması, Önderlik gerçeğinde bulması, onu Önderliğe daha fazla bağlanmaya, Apocu gruba daha fazla bağlanmaya, partiyi sonuna kadar sevmeye, “ancak bu partiyle yaşanılır, bu Önderlikle mücadele edilir” duygusunun şehadete kadar yürümesini yaratmıştır. 

KEMAL PİR RIZA'YI ÇOK SEVİYORDU

Rıza arkadaş, zaten önce Kemal Pir’le tanışmış. Tuzluçayır’da tanışmışlar hatta daha Apocu grup kendisini daha tam şey etmeden, Kemal onlarla genel bir mücadele, devrimcilik biçiminde ilişki kuruyor. Genel devrimcilik... Zaten Kemal’in ilk yılları şöyle: Önderlikle ilişkili ama bir Apocu grup propagandası yapmıyor. Abbas arkadaş daha net belirtiyordu; yani bir dönem böyle paralel; Başkan Kürdistan’da bir grup kurarken, onlar ise acaba Türkiye’de bir grup kurabilirler mi gibi bir yaklaşımı var. Kemal  daha ilk başlardaydı herhalde; 1974’te böyle. Ama 1975’te artık onlarla ilişki kuruyor. Onlar ilk önce Kemal’i tanıyorlar. Grubu değil Kemal’i tanıyorlar. Tabii Kemal’in özelliği de onları hemen Kemal’e yakınlaştırmıştır. Çünkü Kemal’in duruşu, konuşması militancadır. Yerinde durmaz, coşkulu, heyecanlı militan. Konuşurken etkiler. 

Bu bakımdan Rıza arkadaşla Kemal'in ilişkisi, daha o zaman bir militan bir ilişki, devrimci bir ilişki olarak ortaya çıkmıştır. Abbas arkadaş değerlendiriyor ya 12. Kongre’de; “İkinci Kemal Pir kişiliği.” İkinci Kemal Pir kişiliği” demek; birbirine yakın, hemen birbirinden etkilenen kişilik demektir. Bu yönüyle Kemal’le Rıza’nın ilişkisi önceden başlıyor. Hatta Rıza’ya ülkeye gitmeyi ilk teklif eden, Kemal Pir arkadaştır. Rıza arkadaşlara ülkeye dönme, Kürdistan’da mücadele yaklaşımını Kemal Pir Rıza arkadaşa taşıyor.

Kemal arkadaş Kürdistan’da, Antep’te eylemci arkadaşlara çok değer verirdi. Böyle biraz eylemci olacak, biraz mücadele edecek bir arkadaş gördüğü zaman onunla ilgilenirdi, ona değer verirdi, onunla ilişkisi sıcak olurdu. Bu bakımdan Kemal’in Antep’te de Rıza ile ilişkileri çok iyiydi. Çünkü Rıza yiğit, gözükara birisi. Rıza arkadaş gözükara bir arkadaş ve eylemciydi.

Şunu söyleyebilirim: Belki o dönemin Türkiye ve Kürdistan’ında, Rıza’nın üstünde başka bir eylemci yoktur. Sanki bu iş için doğmuş, böyle militan. Kemal de böyle kişileri çok seviyordu. Bu bakımdan Rıza–Kemal ilişkileri çok sıcak olmuştur. Onlar yan yana geldiğinde birbirlerini bulmuş gibi moral verirlerdi.

Kemal Rıza’yı çok seviyordu. Rıza da Kemal’e çok bağlıydı. Bu, onların ortak özelliklerinin buluşması olarak değerlendirilebilir. Bu Kürdistan’da her zaman sürdü zaten. Kemal arkadaş da, bir yerde bir eylem olacaksa, bir hedef varsa ilk düşündüğü Rıza arkadaştır. Rıza arkadaş böyle görevlendirmelere yapılırdı. Cezaevinde de Rıza arkadaşla ilişkileri çok iyiydi.

Aslında askeri konseyde Rıza, Karasungur ve Fehmi var. Fehmi’yi zaten Kemal çok iyi tanıyor. Eğer o süreçte Kemal cezaevinde olmasaydı, herhalde o konseyin içinde Kemal de olurdu. Ya da Kemal öyle bir konseyde sorumlu olurdu. Kendisi ilk önce Rıza’yı isterdi zaten. Rıza da o konseye girmiştir. İlişkileri böyledir. Cezaevinde de böyleydi. Cezaevinde de Kemal ile Rıza’nın ilişkileri sıcaktı. Birbirlerini çok iyi tanıyorlardı. Zaten birinci ölüm orucunda, Kemal Pir ölüm orucuna girince hemen Rıza arkadaş da katıldı. Bu yönüyle Rıza ile Kemal ilişkileri özeldi. Her arkadaşın diğer arkadaşla ilişkisi var ama Kemal, Rıza’nın özelliğine değer verirdi. Bu nedenle de ilişkileri her zaman sıcak olmuştur. Yani birbirlerine her şeyi konuşmuşlardır, tanışmışlardır; yakın bir ilişki diyelim,. Örgüt içinde Rıza ile Kemal arkadaşın ilişkileri gerçekten sıcak ilişkilerdi.

YENİ PARADİGMAYI EN İYİ KAVRAYAN SAYILI ARKADAŞLARDANDI

Paradigma değişimimiz 2004’te oldu. Öncesi de var ama esas Bir Halkı Savunmak ile birlikte sistematik bir değişim ortaya kondu. Daha sonra Rıza arkadaş 2007’de ülkeye geldi ve kısa süre içinde de eğitim çalışmasına katıldı. Tabii Rıza arkadaşın eğitim çalışmasına katılması, paradigmanın değiştiği dönemde bu görevi üstlenmesi, paradigmanın arkadaşlar tarafından, genç arkadaşlar tarafından kavranmasında önemli oldu. Çünkü Rıza arkadaş, ideolojik-teorik derinliği olan bir arkadaştı. Yıllar içinde Rıza arkadaşın ideolojik-teorik derinliği genişledi, gelişti. Politik ufku gelişti. Bu bakımdan paradigmayı örgüt içinde, PKK içinde en iyi kavrayan arkadaşlardandı. Bu çok önemliydi. Çünkü paradigmayı kavramak biraz da ideolojik, teorik birikim gerektiriyor. Yani kültürel düzeyin yüksek olması gerekiyor. Yeni paradigmanın önümüze konduğu dönem, aslında ideolojik-teorik düzeyinin çok yükseldiği bir süreçtir. Bu açıdan eğitimlerde arkadaşlara paradigmayı gerçekten iyi kavratmıştır; kendisi de çok iyi kavramıştır. Yani paradigmanın örgüt içinde anlatılmasında, gelişmesinde rolü gerçekten çok olmuştur.

Evet, genel olarak paradigma eğitimi verdik, yıllarca eğitim verdik. Hiç değişim olmadı diyemeyiz partide, örgütte ama yine de istediğimiz düzeyde değişim olmadı. Ama Rıza arkadaş gerçekten paradigmayı kavramıştı, anlamıştı, katkısı oldu. Yani örgüt içinde, Hareket içinde paradigmayı en iyi kavrayan sayılı arkadaşlardandır. Rıza’nın öyle bir özelliği vardı; ideolojik-teorik derinliği oluşmuştu. Hem tabii daha 1970’lerde ideolojik mücadele döneminde bu Hareketle bir olmuştu. O dönemde bir ideolojik birikim elde edilmişti; sosyalizm, reel sosyalizm, Marksizm-Leninizm... Bu konularda da Rıza arkadaş o dönem okuyarak, eğitimlere katılarak önemli birikim elde etmişti. Sonra cezaevi; daha sonra ise tabii daha da kendisini geliştirdi. Okuyordu. Rıza arkadaş çok kitap okuyordu. Fırsat buldukça kendisinin ideolojik, teorik düzeyini, tarih bilincini geliştirecek kitaplar okuyordu.

ORTADOĞU HAKKINDA YOĞUNLAŞTI

Yeni paradigmanın Önderlik tarafından ortaya konulmasından sonra Rıza arkadaş, paradigmayı kavratmada çok önemli etkide bulundu. Şunu söyleyebiliriz: Paradigmayı anlama-kavrama konusunda bir sorunu yoktu Rıza arkadaşın. O yönüyle Önderliğin ortaya koyduğu paradigmayı kavrayabilecek felsefi, ideolojik derinliğe sahipti. Zaten okullarda verdiği eğitimleri arkadaşlar çok beğeniyordu. Çünkü eğitimlerde biraz derinliği işleyebiliyordu. Paradigmayı kavratacak bir geniş anlatım birikimine, hazinesine sahipti.

Biz zaten bir Ortadoğu hareketiyiz; Ortadoğu örgütüyüz, Ortadoğu halkıyız. Bu açıdan hepimiz eğer Kürdistan’da bir mücadele geliştirmek istiyorsak, Ortadoğu’da yoğunlaşmak, Ortadoğu’yu anlamak durumundayız. Ortadoğu’yu anlamadan, Ortadoğu gerçekliğini kavramadan Kürt halkının özgürlük mücadelesini yürütmek mümkün değildir. Ortadoğu, tarihsel uygarlığın beşiğidir. Bu da neolitikten ve Kürdistan coğrafyasından kaynaklanıyor. Yine Sümerler diyelim, Kürdistan’ı yakından etkiliyor.  Bu bakımdan Ortadoğu coğrafyasını, tarihini, Ortadoğu’da izlenen politikaları bilmeden özgürlük mücadelesine adım attırılamaz; bu kesin. Bir Ortadoğu halkıyız.

Rıza, cezaevinden çıktıktan sonra Başkan'ın yanında, Şam’da kaldı. Şam, aslında Ortadoğu politikalarının en iyi kavranacağı yerdir. Şam merkezidir. Bir nevi Ortadoğu politikalarının sentezi olan bir şehirdir. Şam’ın öyle bir özelliği var. Yeni değil, tarihte de böyle. Şam çok önemli merkez. Emevilerin merkezi; belki daha sonra İslamiyet’in, Emevi-Abbasilerin hâkimiyetiyle Bağdat’a kaysa bile, Şam her zaman çok önemli merkez olmuştur; Ortadoğu siyasetinde etkili olmuştur. Bu bakımdan Önderliğin yanında Şam’da kaldığı dönemde Ortadoğu yoğunlaşması gelişti Rıza arkadaşın. Yine Önderliğin politik yaklaşımlarını, politikasını anladı; Önderlik nasıl politika yürütür, orada politik ilişkileri nedir, bunu da kavradı Rıza arkadaş.

Ben her zaman şunu söylerim: Mesela Önderlik eğer başkaları gibi Avrupa’ya gitseydi, Avrupa’da kalsaydı, bu kadar Ortadoğu’yu anlama, bu kadar Ortadoğu için politika geliştirmede yetenek bulamazdı, güç bulamazdı. Önder Apo’yu bu kadar Ortadoğu’da yoğunlaştıran, Ortadoğu politikasına hâkim kılan en temel etkenlerinden biri Önderliğin Şam’da kalması, Ortadoğu’da kalmasıdır. Diğer örgütlerin liderlerinin hepsi Avrupa’ya giderken, Önderlik Ortadoğu’da kaldı. Rıza da geldi Şam’da Önderliğin yanında kaldı.

Bu vesileyle şunu belirteyim: Ben biraz Şam’ı dolaştım geldim, biraz halkla da toplantılar yaptım, aradan bir süre geçti; Önder Apo dedi, “Bu Suriye’den ne anladın, sen Şam’dan ne anladın?” Ben o zaman şu cevabı verdim -çok iyi hatırlıyorum- “Başkanım,” dedim, “Şam’da olmak Ortadoğu’yu anlamak gibi, Ortadoğu politikasını görmek gibi. Şam’a baktığın zaman Ortadoğu politikasını görebiliyorsun, politikasını hissedebiliyorsun.” Böyle bir cevap verdim o zamanki yaklaşımla.

İKİ YIL İRAN’DA TEMSİLCİLİK YAPTI

Rıza geldi, Önderliğin yanında kaldı, sonra ülkeye geldi, İran’da temsilcilik yaptı iki yıl. İran’ı çok iyi tanıdı. İran’ı tanımak çok önemli. İran, Ortadoğu’nun en eski, en politik, en diplomatik devleti. İran’ı küçümsememek lazım. Kesintisiz devlet olarak süren bir tek İran vardır Ortadoğu’da. Burada kaldı Rıza. İran’da kalırken İran’ı da, Ortadoğu’yu da tanıdı. Sonra Irak’ta, Maxmur’da kaldı ve Irak’la diplomatik ilişkiler yürüttü. Irak’la yürüttüğü diplomatik ilişkilerde de Irak’ı ve Ortadoğu’yu biraz daha tanıdı. Bu yönüyle bir nevi Şam, Bağdat, Tahran; buraları gördü. Hem de bir şey gibi değil derinliğine gördü; diplomatik ilişkilerin içine girdi, yürüttü. Oradaki devletlerin siyasetini, toplumu tanıdı. Bu, Rıza arkadaşta bir Ortadoğu’ya bakış geliştirdi.

Zaten eskiden beri tarihe merakı vardı, tarih kitapları okurdu, tarih bilinci vardı. Bununla da birleşince Rıza’da bir Ortadoğu bakışı, politikasını öğrenme yaklaşımı gelişti. Sonradan biz Mısır’a bir heyet gönderdik, Rıza başında gitti, Mısır’ı da Kahire’yi de gördü. Bunların hepsi Rıza’da Ortadoğu’yu tanıma bilincini, derinliğini geliştirdi. Bu yönüyle Ortadoğu’daki değerlendirmeleri sadece kitabi değil. Evet kitap okudu, çok okudu tarih kitabı ama okuduklarını bir de Bağdat, Tahran, Şam, Kahire ilişkileriyle, diplomasiyle, onları yakından görerek öğrendi. Bu bakımdan Rıza arkadaşın Ortadoğu konusundaki bilincinin böyle bir altyapısı var.

Öte yandan Önderliğin de tarih bilinci çok önemli. Şunu söyleyebilirim: Önderliği okumadan hiç kimse doğru bir tarih değerlendirmesi yapamaz. Hiç kimse yapamaz, yanlış yapar. Evet, büyük tarihçiler var, okuyoruz. Mesela ben böyle çok önemli Ortadoğu tarihçilerini de okumuşum, onların Ortadoğu kitaplarını da okumuşum. Valla okuyorsun; tamam bilgi çok ama sıra analize, değerlendirmeye geldiği zaman yetersizdir. Bu yönüyle benin en son okuduğum Bernard Lewis var; büyük tarihçi. Onun Ortadoğu kitabını okudum. Çok güzel şeyler var; fakat Önderliğin derinliğine ulaşamıyor. Bu bakımdan Rıza’nın Ortadoğu değerlendirme derinliğine ulaşması, etkili olması, Önderliğin tarih felsefesine de hakim olmasıdır. Yani Önderliğin tarih felsefesini bilmesidir. Bu, Sümerleri bilmesidir; Mısır uygarlığını bilmesidir; oradan devletin şekillenmesi, orada siyasetin şekillenmesini bilmesidir. Bunların hepsi Rıza arkadaşın tarihe merakıyla birleşince, önemli bir tarih bilinci, Ortadoğu tarih kavrayışı olmuştur. Bunun için Ortadoğu dersleri vermiştir.

DİPLOMATİK ÇALIŞMALARIYLA HAREKETİMİZE ÇOK ÖNEMLİ KATKI SAĞLAMIŞTIR

Biz onu Diplomasi Komitesi sorumluluğuna verdiğimizde, gerçekten Diplomasi Komitesi ilk defa oturmuştur, bir Ortadoğu diplomasisi haline gelmiştir. Önceleri daha çok bizim diplomasiyi Avrupa yürütüyordu; o iyi olmuyordu. Biz Rıza arkadaşlarla birlikte diplomasiyi biraz Ortadoğulaştırdık, Rıza arkadaşın da Ortadoğu birikimiyle birleşince, bizim diplomasimiz, Dış İlişki Komitemiz işlevsel hale geldi. İşlevsel hale gelince dış ilişkiyle çok fazla ilgilenmeye başladık. Yani onların bilgileri, değerlendirmeleri, ilişkileriyle birlikte aslında bizim o Diplomasi Komitesi ile ilişkilenmemiz çok yoğun hale geldi. Rıza arkadaş bir diplomasi örgütü kurdu, oluşturdu. Eksiği, yetersizliği olabilir ama o tarih bilinciyle, Ortadoğu bilinciyle, Ortadoğu tarihini kavramasıyla, diplomasi daha somut, tarihsel temellere; yani günlük değil, güncel değil, güncelle tarihin birleştiği bir temelde diplomasi gelişti.

Önderlik diyor ya “tarih şimdidir, şimdi tarihtir.” Bu yönüyle Rıza arkadaşın diplomatik çalışmaları, bilinci ve diplomatik dersleri, Hareketimizin, Partinin Ortadoğu bakışında, diplomatik çalışmalarında çok önemli katkılarda bulunmuştur.

Rıza arkadaş, Apocu olmadan önce de sonra da gerçekten bir ilişki ustasıdır, bir ilişki uzmanıdır. Yani bilmezsin nasıl ilişki kuruyor. Gerçekten uzman bir yetenek; onu herkes yapamaz. Rıza, insanlarla ilişki kurduğunda etkiler, kendisine bağlar. Üzerinde bir etki bırakır. Bu bir Allah vergisidir diyelim. Tabii bunun mücadeleye de çok önemli katkısı oldu. Çünkü bizim gibi yeni gelişen bir örgütte Rıza’nın bu özelliklerinin etkisi oldu. Mücadeleye bu yönüyle de çok katkısı oldu.

BİNLERCE ARKADAŞIN FEDAİLEŞMESİNDE O'NUN EĞİTİMİNİN ETKİSİ ÇOKTUR

Aynı zamanda Rıza arkadaş HPG için de gitti, eğitim verdi. HPG yönetiminde oldu, oradaki yönetimlerde yer aldı. Ve bu eğitimlerde insanları etkiledi, eğitti.

Rıza’nın eğittiği, Rıza’nın ilgilendiği insanlarda Rıza’ya mutlaka bir sevgi, bir bağlılık oluşur. Bu tabii ki doğal olarak örgüte de oluşuyor. Çünkü ideoloji anlatıyor, teori anlatıyor. İdeoloji ve teoriyi böyle sade, herkesin anlayabileceği biçimde anlatıyor. Bu yönüyle Türkçesi iyiydi. Ankara’da büyümüş zaten, Türkçeye gerçekten hakimdir, kendini ifade etmesi güçlüdür. Bu bakımdan binlerce insanı eğitti, derinleştirdi. Rıza’nın zaten eğittiği insanlar militanlaşır. Yani militan yanı, askeri yanı, eylemsel yanı öne çıkar. Rıza arkadaş, eğitimleriyle bu özelliği verir. Askeri alanda gençlere verdiği eğitimde bu özelliği vermiştir. Rıza’nın eğitimini gören arkadaşlar, bu özelliği kazanmıştır. Bu yönüyle bugün mücadelemizde binlerce arkadaş fedai ise, bunda Rıza arkadaşın da eğitiminin etkisi var.

Rıza arkadaş eğitim verirken gerçekten derinleştiren, kavratan, anlatan, mücadeleye bağlayan, insanlarda mücadele coşkusu, heyecanı yaratan bir tarza sahipti. Çünkü böyle coşku yoksa, heyecan yoksa militan olmaz. Bir militan, heyecanı, coşkusu olmadan iyi militan olamaz. Bu bakımdan Rıza arkadaş heyecan ve coşku katıyor; bir militanda olması gereken en temel özelliktir. Sadece bilinçle insan militan olmaz yani. Bir militanda öfke olmazsa, öfke, heyecan, coşku yaratılmazsa o iyi bir militan olmaz. İyi bir askeri komutan, iyi bir savaşçı olmaz. Rıza arkadaş işte öfkeyi yaratarak, yani düşmanı kavratarak, ülkeyi kavratarak, heyecan, coşku yaratarak, tam da bizim mücadelemiz için, bizim gibi zorlu bir mücadele, zorluklara katlanacak bir mücadele için militan yetiştirmede rolünü oynamıştır.

Bırak eğitim yapmayı, bireysel ilişki kurduğunda da bu etkiyi yaratan bir arkadaştır Rıza. Rıza arkadaşıyla ilişki kuran insan, hemen bir şeyler kapar. Bir heyecan, coşku kapar yani. Rıza arkadaş ilişkiye onu verir. Gerçekten öyle etkilidir. Yani anlatır, söyler; karşısındakini de söylediğine inandırır ve söylediğini yapar hale getirir. 

Bu açıdan Rıza arkadaşın binlerce savaşçı üzerinde, yoldaşlar üzerinde tabii ki etkisi olmuştur. Mücadelemizdeki heyecanın, coşkunun sürdürülmesinde, o Apocu ruhunun, coşkusunun sürdürülmesinde; ilk Apocu kadrolardan, ilk PKK’lilerden olarak bu heyecanı, bu coşkuyu bütün savaşçılara, eğitimdeki bütün arkadaşlara vererek mücadeleye çok büyük katkı sunmuştur.

ERKEK EGEMEN BİR YAKLAŞIMI OLMAMIŞTIR

Rıza arkadaşın her insanla ilişkisi iyiydi. Kadın arkadaşlarla iyi ilişki kurardı. Zaten iki hatta üç kız kardeşi, bu mücadele içinde yer almıştır. Annesi Hatice Ana, bu mücadelede gerçekten çok önemli bir emeğe, bir duruşa sahiptir.  Bu, Rıza kişiliğinin şekillenmesinde, yani kadına yaklaşımında olumlu bir etkide bulunmuştur. Bu açıdan örgüt içinde başından itibaren kadınlarla, arkadaşlarla ilişkide herhangi bir sorun yaşamamıştır. Yani erkek egemen bir yaklaşımı olmamıştır. Kadın arkadaşlara yaklaşımında hep bir yoldaş gibi yaklaşmıştır. Tabii kadın özgürlük çizgisi konusunda ise, ideolojik-teorik derinliği olduğundan, Önder Apo’nun kadın özgürlük çizgisini de hemen anlayan, derinliğine kavrayan arkadaşlardan biridir. Önderlik neden kadın özgürlük çizgisini geliştiriyor, neden bu konuya önem veriyor; bunun da bilincindedir. Yani bunun genel özgürlük mücadelesine ne kadar büyük katkı yaptığını, kadın özgürlük mücadelesi olmadan genel özgürlüğün olmayacağını, yine kadın özgürlüğü olmadan sosyalizmin gerçek anlamda sosyalizm olmayacağını kavrayan bir arkadaştır. Çünkü kadın özgürlük çizgisini bütünüyle kavramak da önemli. Özellikle yönetimlerin kavraması çok önemlidir. Bu yönüyle, yönetimde olan bir arkadaş olarak kadın özgürlük çizgisini kavramada herhangi bir sorun olmamıştır. O konuda derinleşmiştir. Çünkü kadın arkadaşlarla ilişkileri zaten her zaman iyidir. Rıza arkadaş, herkesle ilişkilerinde rahatlıkla etkileyen, kadın arkadaşlar da Rıza arkadaşın ilişkisinden etkilenen, Rıza arkadaşın yoldaşlığını seven bir özelliğe sahiptir. Rıza arkadaşın böyle bir rolü var.

Fakat kadın özgürlük çizgisi için özel yoğunlaşma söz konusu olduğunda, Fuat arkadaşın yeri bambaşkadır. Mesela Fuat arkadaş çok özel ilgileniyordu. Rıza arkadaş da ilgileniyordu ama böyle özel bir yoğunlaşma biçiminde değil. Örgüt nasıl ortaya koyuyorsa, Önderlik nasıl ortaya koyuyorsa, örgütün, Önderliğin ortaya koyduğu kadın çizgisini, duruşunu hem kendi ilişkilerinde hem de çalışmalarında ortaya koyuyordu. O yönüyle Rıza arkadaşın kadınlarla ilişkisi de hep iyi olmuştur. Çünkü Önder Apo’nun yanında kaldığı bir buçuk-iki yıl boyunca Önder Apo’nun kadınlara nasıl yaklaştığını gördü. Bu yönüyle Rıza arkadaş da Önder Apo’nun bir öğrencisi olarak, Önder Apo’nun kadın özgürlük çizgisini öğrenmeye ve Önder Apo’nun yaklaşımını kendi yaşamında, pratiğinde ortaya koymaya çalışmıştır. Rıza arkadaşın kadınla ilişkisini bu çerçevede değerlendirmek gerekir.

ŞEHİTLER SÖZ KONUSU OLDUĞUNDA ÇOK DUYGUSAL BİR YAKLAŞIM İÇERİSİNDE OLURDU

Bütün arkadaşlarda duygusallık, duygusal yönler vardır. Rıza arkadaş her şeyde duygusal bir yaklaşım göstermez ama şehitler söz konusu olduğunda, gerçekten çok duygusal bir yaklaşım içinde olurdu. Şehitler, Rıza arkadaşın mücadele gerekçesiydi. Yani bu yönüyle Önderlik nasıl yaklaşıyorsa, PKK nasıl yaklaşıyorsa Rıza arkadaşın şehitlere yaklaşımı öyledir. Şehadet gerçeğine gerçekten çok anlam, çok değer veren, bir yönüyle mücadelesini de şehitlerin özlemlerini gerçekleştirmek için yürüten bir arkadaştı.

Tabii ki hepimizin amacı var, Rıza arkadaşın da amacı vardı. Mücadeleyi bunun için yürütüyoruz. Ama bir de Rıza’da gerçekten şehitlerin özlemlerine bağlı kalmak, onların mücadelesini başarıya ulaştırmak duygusu yüksektir.

Nitekim kendisine soru soruyorlar: “Devrimden sonra ilk ne yapmak istersiniz?” Söylediği şudur; “İlk önce şehitlerin mezarına giderim; onlarla sohbet etmek isterim.” Özellikle kendisinden etkilenerek mücadeleye katılan onlarca insan, onlarca, yüzlerce şehit var. “Giderim, onlarla sohbet ederim” demiştir. Bu açıdan Rıza’nın şehitlere yaklaşımı, gerçekten doğru bir yaklaşımdır.

Fuat arkadaş şehitlere yaklaşım konusunu çok kapsamlı açar, çok kapsamlı değerlendirir. Rıza arkadaş da öyle yaklaşır. Belki duygusal yaklaşır, evet. Rıza arkadaş da, şehitler söz konusu olduğu zaman duygusal olur. Yani onu ben biliyorum, şahidim.

Başka konularda hemen duygusal yaklaşım göstermez ama şehitler konusunda bağlı, onları anlama, onlara sahiplenme, onların mücadelesinin takipçisi olma konusunda önemli bir yaklaşımı, duruşu vardı. Son anlara kadar da, son nefesine kadar da her zaman şehitleri düşünen, şehitlerin mücadelesini, şehitlerin anısını, mücadelesini yaşatmaya çalışan bir özelliğe sahipti.

RIZA ARKADAŞ, AİLESİNİ DE ANLAMLI YAŞAMA KATMIŞTIR

Rıza arkadaşın mücadeleye başlamasından itibaren her şey dava olmuştur, mücadele olmuştur. “Ailemi dışarıda tutayım, kardeşimi dışarıda tutayım” yaklaşımı olmamıştır. Öyle ki Rıza arkadaşın bu yaklaşımı nedeniyle -Tuzluçayır’daki bütün arkadaşlar açısından böyledir-, bütün arkadaşlar bir nevi aileleriyle partiye katılmışlardır. Rıza arkadaş açısından aile şöyle değil: Bir gelecek, küçük burjuva hayali, herhangi bir şeyler elde etmenin bir birimi... Rıza hiç öyle bakmamış. Yani başından itibaren ailesiyle kendi arasındaki ilişkiyi, bir nevi kendisinin düşüncelerine bağlamıştır. Kendisi ne düşünüyorsa aileyi de öyle sevk etmek istemiştir. Çünkü vardır işte; devrimcilik yapar, ailesini çok karıştırmaz, ailesini içine koymaz. Rıza arkadaş, böyle bir arkadaş değil; ilk günlerinden itibaren ailenin bütün hepsi katılmıştır.

Rıza arkadaş açısından da bir kişi insan olacaksa, bir kişi moralli olacaksa, bir kişi doğru olacaksa bu ancak devrimci mücadeleyle olur, özgürlük mücadelesiyle olur. Bu bakımdan annesi onu kazanacaksa, babası onu kazanacaksa, babası doğru bir yaşamı yaşayacaksa, kardeşleri doğru yaşamı yaşayacaksa; bu ancak özgürlük mücadelesiyle olur. Sosyalizmle olur, devrimci mücadeleyle olur. Bu mücadelenin parçası olursa, o ailede herkes onurlu olur, moralli olur, doğru olur, düzgün olur. Yani bakışı böyledir. Bir felsefesi var, annesi, babası var. Sadece onları bir biyolojik anne, baba olarak görmez. Onları da amaçları, hedefleri, felsefesi olan, yeni bir yaşamı olan insanlar olarak, bir topluluk olarak görmek ister.

Bu bakımdan anneye büyük değer vermedir, babaya büyük değer vermedir. Onların da yaşam hedeflerini büyütme, amaçlarını, felsefelerini büyütme, bu dünyada anlamlı yaşam alanını sağlamayı çok önemli görmüştür. Yani başından itibaren böyle. Bu çok önemlidir. Bu en iyi anne sevgisidir, en iyi baba sevgisidir, en iyi kardeş sevgisidir. Yani yaşam, anlamlı yaşamdır. İşte Önderlik diyor ki, “En iyi yaşam, anlamanın ve hissin var olduğu yaşamdır.” Rıza arkadaş da aileye böyle yaklaşmıştır. Bu, aslında aynı zamanda daha ilk baştan Rıza arkadaşın doğru bir yaşam felsefesine, doğru bir yaşam anlayışına sahip olduğunu gösterir.

70’lerde şöyle bir söz vardı, aslında çok doğru sözdü: Biz, devrimci olmayan insanlara “ot gibi, yosun gibi yaşıyor" derdik. “Ot” derdik. Veyahut da mesela bir tanıdığımız bir öğrenci var, hiç siyasetle ilgilenmiyor; ona “ot” derdik. Onlar için “ot” kavramını kullanırdık. Rıza, ailesinin bir ot gibi, bir yosun gibi, hiçbir felsefesi, amacı, anlamı olmayan; "ye, iç, ömrü tüket"; böyle yaşam görmemiş; onun için bütün ailesini işin içine katmıştır. Hepsini katmıştır. Babası da bu işin içindedir ama babası nasıl bir insan? Çok değerli, temiz, emekçi, işçi; çalışan bir insan yani. Böyle çok fazla  dışarıyla ilgilenecek, şey yapacak birisi değil. Onun dünyası da öyle. Öyle yetişmiş. Çocukluğundan beri iş yapacak, ailesini geçindirecek. Kendisi biraz öyle ama yine de grupla ilişki olduğu zaman ona da saygı göstermiş, onunla ilişki içinde olmuş. Yani bu grubun veyahut da ailenin Apocularla ilişkisine itiraz eden bir yaklaşımı olmamış yani. Böyle bir gerçeklik var.

AİLESİ ÜZERİNDE ÇOK BÜYÜK ETKİSİ VARDI

Rıza arkadaşın kişilik özellikleri, tabii ki ailenin mücadeleye katılmasında belirleyici olmuştur. O da özgündür. Rıza’nın kardeşlerle, yeğenlerle ilişkisi, hiçbir zaman sadece kardeş ilişkisi olmamıştır. Başından itibaren ideolojik olmuştur. Kendisi nasıl bir ideolojiye, bir örgüte bağlanmışsa, ilişkisi de öyle olmuştur.

Tabii şu var: Rıza bir ilişki ustasıdır, insanları etkiler, ilişki kurmada gerçekten bir uzmandır, üstüne yoktur. Üstün bir yetenektir bu. Bu yeteneği, kardeşler üzerinde, aile üzerinde daha fazla etkili. Herkes Rıza’ya bağlanıyor yani. Rıza’nın gözünün içine bakıyorlar. Hepsi öyleydi. Abisi de vardı.  CHP içinde çalışıyordu, politika yapıyordu, birçok önemli görevler de aldı. O Rıza’nın büyüğüydü fakat Rıza ona dediğini yaptırıyordu. Rıza’nın dediklerini yapıyordu. Rıza böyle etkiliydi. Kardeşleri üzerinde, yeğenleri üzerinde, abisi üzerinde, herkes üzerinde Rıza’nın böyle bir etkisi vardı.

Gerçekten onlarla ilişkisi kesinlikle böyle bir devrimci ilişkidir. Evet, kardeş ilişkisi, dayı ilişkisi vardır ama esas yoldaş ilişkisidir. Yoldaşlar arası ilişkidir. Ve onları da bir eksiklik gördüğünde eleştirir. Onların mücadelede etkili olmalarını ister. Böyle bir özelliği vardı. Yani onları da iten, sürükleyen, onları da mücadele içinde yükselten bir etkisi vardı Rıza arkadaşın. Kardeşleri, yeğenleriyle etkisi, bir nevi onlar üzerinde de eğitici, onları geliştirici, onları mücadeleye bağlayan ya da kendi şahsında onlara mücadeleyi, örgütü tanıtan, kendi şahsında örgütün derinliğini, örgütün anlamını, manasını veren bir yaklaşımı vardı.

İlişkileri tabii sıcaktı. O yeğenleri, kardeşleri hepsi Rıza’yı çok seviyorlardı. Zaten Rıza’ya bağlıydılar. Rıza “öl” dese ölürlerdi. Yani bir nevi sanki Rıza onların her şeyiydi. Böyle üzerlerinde derin etkisi vardı. Yani kolay değil. Bir aile, bir kardeş üzerinde böyle etki yapmak da gerçekten herkesin yeteneği değil. Ben Rıza’nın aileyle ilişkileri açısından bunları belirtebilirim.

EN ÖNEMLİ ÖZELLİĞİ ÇOK ÖZGÜN BİR KİŞİLİK OLMASIYDI

Rıza arkadaşın birçok özelliğini ortaya koyduk. Kişilik özelliklerini, eylemci, asker, diplomatik özelliklerini ortaya koyduk. Bu yönüyle tabii çok önemli boşluk yarattı. Fakat Rıza arkadaşın en önemli özelliği; çok özgün bir kişilik olmasıydı. Özgünlüğü fazla olan, olmadığında boşluğu çok fazla hissedilen bir arkadaşımızdı. Kuşkusuz her arkadaşın bir özgünlüğü, bir farklılığı vardır. Bu kesindir ama Rıza arkadaşın özgünlüğü -özgünlük içinde özgünlük diyelim- olduğundan, gerçekten Hareket açısından bir boşluk ortaya çıkardı. Derler ya; "bir bütünün parçaları olur. Bütün o parçalarla bütündür"; işte o bütün içinde, parçalarla bütün olan, bütün içinde Rıza gibi bir arkadaşın bir parçasını, çok önemli özgün parçasını yitirmesi, şehit düşmesi önemli bir boşluk doğurdu.

Bir zenginlik katıyordu, bir farklı özellik katıyordu. Düşüncesiyle, kişiliğiyle, militan duruşuyla, bağlılığıyla bunu yapıyordu. Bu yönüyle Harekete önemli bir katkısı oluyordu. Şehadeti öyle bir boşluk doğurdu.

Hareketin ilk kadrolarından olması da tabii çok önemli. O yönüyle de Hareketin ilk kadrolarından birini kaybetmek, bir nevi Hareketin temel direklerinden birini kaybetmek gibi oluyor. PKK hareketinin, Apocu hareketin gelişmesinde en önemli etkide bulunan arkadaşlardan biri. Bunun tabii ki boşluğu olacak, bunun yarattığı duygular olacak. Yani Hareket için, bizim için böyle bir duygu yarattı. Şehadetini duyunca gerçekten çok sarsıldık. Olmaması gereken bir şehadetti. Bir nevi; derler ya, hazırlıksız yakalanma.

Bazı arkadaşların şehadetiyle boşluğunu daha fazla hissediyorsun. Varken tabii vardır, zaten var ama tabii şehit düşünce, olmayınca onu çok farklı hissediyorsun. Bizde öyle duygular yarattı.

Fuat arkadaş için de aynı şeyi söyledim. Çünkü ilk arkadaş, mücadelede bu kadar yeri var ama şehadeti olunca tabii alışamıyoruz. Bir nevi bizlerin bir parçası gibiydi. Başından beri içindeyiz bu arkadaşlarla. Sanki bizim bir kolumuz, elimiz, ayağımız, parçamız... Öyle oluşmuş yani. Yıllar içinde ilişkilerimiz, duygumuz bu arkadaşlar için böyle oluşmuş.

ŞEHADETİ MİLİTANA DA HALKA DA YENİ SORUMLULUKLAR YÜKLÜYOR

Bu, özellikle bizler için yarattığı gibi, Hareket açısından da tanınan bir arkadaş. Herkes tanıyor. Böyle çok tanınan, çok bilinen, örgüte çok emek veren arkadaşların şehadeti, tüm arkadaşları  derinden etkiliyor tabii.

Bütün şehadetler değerlidir, anlamlıdır, etkiler. Ama bu arkadaşlar biraz daha fazla etkiliyor. Gerçekten herkes etkilendi, halkımız da etkilendi. Bu yönüyle halkımızın etkilenmesini görüyoruz. Sahip çıkmasını da görüyoruz. Çok önemli. Halk sahip çıkıyor. Bu sahip çıkma, bu arkadaşların halk üzerindeki etkisinin nasıl olduğunu ifade ediyor. Bu, aynı zamanda PKK’nin halk üzerinde etkisinin nasıl olduğunu ifade etme anlamına geliyor. Çünkü PKK’nin ilk kadroları, ilk kurucu kadroları bunlar.

Bu yönüyle halkta da duygusal etkisi oldu ama duygusal etkisi yanında her şehadet, aslında halk açısından da, kadro açısından da yeni duygular, yeni sorumluluklar yüklüyor. Rıza arkadaşın şehadeti başta PKK militanları olmak üzere herkese görev yüklemektedir. Halka da görev yüklemektedir.

Militanlara şöyle bir görev yüklemektedir: Rıza arkadaşın bir yaşam felsefesi, bir mücadelesi, bir çizgisi vardı. Mücadeleciydi, eylemciydi. Mücadelede hep geliştiriciydi. Çalışmasını hep başarıya ulaştırmaya çalışıyordu. Bu bakımdan bütün militanlar, Rıza arkadaşın militanlık tarzını, mücadele tarzını kendilerine rehber edinmelidirler. Eğer Rıza arkadaş için "ikinci Kemal Pir kişiliği" diyorsak, Önder Apo, herkesi partide Kemal Pir kişiliği olmaya, onun çizgisinden mücadele etmeye çağırdı. “PKK kişiliği Kemal Pir kişiliğidir” dedi, “militan kişiliğidir” dedi. Önder Apo, Kemal Pir kişiliğini hepimizin önüne koydu. Rıza da ikinci Kemal Pir kişiliği olarak, militan kişiliği olarak coşkulu, heyecanlı, hep başarıya kilitlenen ve bir yaşam felsefesiyle, mücadele felsefesiyle Önderliğe bağlı olan, Harekete bağlı olan, her anı böyle bir yaşam ve mücadele felsefesiyle yaşayan bir arkadaşın kişiliğini, mücadele tarzını bütün militanların öğrenmesi lazım. Eğer PKK’li olacaklarsa, eğer Apocu olacaklarsa...

Evet, PKK feshedildi ama PKK’de somutlaşan bir Apocu yaşam tarzı var. Apocu mücadele tarzı var, Apocu eylem anlayışı var. Bu bakımdan bütün militanların, bütün örgüt yapısının, bütün gençlerin, bütün halkımızın, -eğer Kürt halkının özgürlüğü sağlanacaksa, Kürt halkı özgür ve demokratik yaşama kavuşacaksa, Kürt halkı öncülüğüyle Ortadoğu’yu özgür ve demokratik yaşama kavuşturacaksa- o zaman biz Rıza arkadaşın bu mücadele ve yaşam felsefesini, bu özelliklerini mücadelemizde yaşatmalıyız. Kemal Pir’i mücadelemizde yaşatmalıyız. Aslında bütün şehitleri mücadelemizde yaşatmalıyız.

Zaten bizim militanlığımızın bu kadar güçlü olmasının nedeni, bütün şehitlerimizin kişilik özelliklerinin, militan özelliklerinin sentezini sahiplenmemizdir. Biz bütün şehitlerin mücadele tarzının, eylem tarzının, kişiliğinin senteziyiz. Onların militan özelliklerinin, olumlu özelliklerinin senteziyle kendimizi militanlaştıracağız. Bu açıdan da, bu sentezde, bu mücadele kişiliğinde Rıza arkadaşın mücadele kişiliğinin çok önemli yeri olacaktır. Eğer iyi bir Apocu olmak istiyorsak, iyi bir devrimci, iyi bir sosyalist olmak istiyorsak, o zaman Rıza arkadaşın mücadele kişiliğini, mücadele tarzını, eylem tarzını, düşünce yapısını, o yoldaşlık ilişkilerini, o arkadaşlık ilişkilerini tabii ki esas almalıyız. Bunları esas alırsak, Rıza arkadaşa eğer "bağlıyız" diyorsak, Rıza arkadaşın bu olumlu özelliklerini kendimizde, mücadelemizde somutlaştırırsak o zaman gerçekten Rıza arkadaşa bağlı olmuş oluruz. Bu yönüyle bütün militanların, gençlerin, halkımızın, Rıza arkadaşın bu militan özelliklerini bilince çıkararak, kendi mücadelelerinde somutlaştırmaları gerekir.

RIZA ARKADAŞ BU HALK İÇİN HER ŞEYİNİ VERDİ

Rıza arkadaş bu halk için her şeyini verdi. Bütün yaşamını bu halk için verdi. Kendisi için bir yaşam yaşamadı. Ve böyle de şehadete ulaştı. Şehitlerimiz bu halka çok şey verdiyse, bugün mücadelenin geldiği düzeyi bu şehitlere borçluysak, -ki mücadelemiz çok önemli gelişmeleri yaratmıştır- o zaman şehitlere bağlılığımızı, onların amaçlarına bağlılığımızı göstererek, onların amaçları doğrultusunda mücadeleyi yükselterek bağlılığımızı gösterebiliriz. Rıza arkadaşa bağlılık, şehitlere bağlılık böyle olabilir. Sadece duygusal bağlılık da olmaz. Bu doğru bağlılık değildir. Önderlik bu yönlü bağlılıkları çok eleştirdi. “Ben şehitler için ağlamam, sızlamam. Onlar bir emek vermiştir, bir mücadele peşindeydiler. Ben onlara sorumluluğumu, onların peşinde olduğu amaçlarda mücadeleyi geliştirerek yerine getiririm” dedi. Ve her şehadet, Önder Apo’nun daha yoğun çalışmasını sağladı.

Önder Apo bu kadar yoğun çalışıyorsa, Önder Apo’nun her saniyesi yoğunsa bunun nedeni şehitlere bağlı olmaktır. Önder Apo bu nedenle PKK’ye “Şehitler Partisi” dedi. Zaten Haki’nin şehadetiyle birlikte parti kuruldu. Parti, Haki Karer’in şehadeti anısına kuruldu. Bu yönüyle halkımız da Rıza arkadaşa bağlılığını.... Evet, anmalara katılıyor, çok büyük katılım gösteriyor. Gerçekten onurlandık, gururlandık. Fuat arkadaşa ve Rıza arkadaş’a layık anmalar oldu. Bu çok önemli. Bakur’da da oldu, Türkiye’de de oldu, Avrupa’da da oldu, Rojava’da da oldu. Her yerde bu şehitlere layık anmalar oldu. Bunlar çok güzel ama bunları esas anlamlandıracak şey, onların mücadelesini başarıya ulaştırmaktır. Bu da Önder Apo’nun yeni paradigması etrafında mücadele edip başarıya götürmektir. Önder Apo’nun yeni bir paradigması, yeni bir politikası, yeni bir yaklaşımı var. PKK’nin feshiyle, silahlı mücadelenin bırakılmasıyla yeni bir mücadele dönemi açıyor.

ŞEHİTLERE BAĞLILIK BU SÜRECE KATILMAKLA MÜMKÜNDÜR

Rıza arkadaşa, Haydar arkadaşa bağlılık, Önder Apo’nun öngördüğü bu mücadeleye katılmakla, buna inanmakla, buna güçlü katılıp mücadele etmekle mümkündür. Bu yönüyle bütün halkımız, halklarımız Önder Apo’nun ortaya koyduğu yeni paradigma, yeni mücadele anlayışı, yeni mücadele yöntemleri etrafında birleşerek, bu mücadeleyi zafere ulaştırmadan sorumludurlar. Önder Apo’nun ortaya koyduğu bu yeni politika, yeni yaklaşım, kesinlikle sadece Kürt halkını değil Ortadoğu halklarını da zafere götürecek. Bütün insanlığın özgürlük zaferinin önünü sonuna kadar açacak. Bu bakımdan bu şehadete verilecek en önemli yanıt; -Önder Apo yeni bir süreç başlattı; Kürt halkının, halkların özgürlük mücadelesi açısından bu şehitlere bağlılık, şehitlerin anısına bağlı kalmanın en önemli yolu- Önder Apo’nun gösterdiği bu yolda yürümektir.

Çünkü Fuat arkadaş, Rıza arkadaş yaşasaydı, herkesten daha fazla bu sürece sahip çıkardı, bu yeni dönemin başarısı için çalışırdı. Çünkü ilk önce onlar inanırdı. İlk önce onlar Önder Apo’nun bu ortaya koyduklarının büyük başarı, zafer getireceğini söylerlerdi. Çünkü Önder Apo’yu en iyi kavrayan, Önder Apo’nun duygularını, ruhunu en iyi anlayan Fuat arkadaştı. Gerçekten de Fuat arkadaş Önderliği en iyi anlayandı. Zaten savunmaları defalarca, onlarca defa okudu, redekte etti. Sürekli savunmalarla uğraşıyordu. 2010’da başladı 2018’e kadar, 8 yıl o savunmalarla uğraştı, redekte etti. Savunmaların redekte edilmesi de çok önemli bir görevdi. Önderlik çünkü İmralı’da kalemle yazıyor. Ve yazdığını yeniden redekte etmiyordu. Yazıyordu, gönderiyordu. Çünkü biliyordu ki, eğer bir kelime hatası varsa, bir cümle yanlışsa, özünü değiştirmeden arkadaşların redekte edeceğini biliyordu. Fuat arkadaşın bu işi en iyi yapacağını biliyordu. Bu yönde Fuat arkadaş gerçekten çok emek verdi savunmalara. Okudu, derinliğine kavradı, anladı.

Öte yandan, Rıza arkadaş da paradigma değişiminden sonra eğitimlere katıldı. Eğitimlere katılmak çok önemli. Eğitim vermek çok önemli. Eğitim vermek sadece birilerini eğitmek değil, aynı zamanda kendisini eğitmektir. Rıza arkadaş bu eğitim süreçlerinde kendini de eğitti. Zaten Fuat arkadaş da öyleydi. Eğitime katılan arkadaşlar hep söyledi; Bizde eğitime katılmak demek, sadece arkadaşlara eğitim vermek değil, kendini eğitmektir. Bu yönüyle bu yeni süreç, Önderliğin başlattığı, inisiyatif aldığı, Apocu çizgiye, PKK çizgisine dayalı yeni bir mücadele dönemine koyuyor bizleri, toplumu, halkı. Bu bakımdan bu şehitlere bağlılığın en önemli göstergesi, bu süreci; Önderliğin ortaya koyduğu bu süreci sahiplenmek ve onu sonuna götürmektir.

RIZA ARKADAŞIN ÖZELLİKLERİNİ MÜCADELEMİZDE YAŞATMAKTIR

Rıza arkadaşın mücadele mirasının nasıl sahiplenilmesi gerektiğini belirtmek gerekiyor. Eğer Rıza arkadaşa bağlılık diyorsak, bu sadece duygusal bir bağlılık olamaz. Bu doğru bir bağlılık değildir. Rıza arkadaşa bağlılık, onun mücadelesini sürdürmekle, onun yaşam felsefesini, mücadele tarzını kendimizde somutlaştırmakla mümkündür. Rıza arkadaş yaşamı boyunca kendisi için hiçbir şey istemedi. Hep halkı için yaşadı, halkı için mücadele etti, halkı için her şeyini verdi. Ve sonunda da halkı için şehadete ulaştı. Bu yönüyle şehitlerimizin bize bıraktığı en büyük miras, onların mücadele çizgisine sahip çıkmak ve onu başarıya ulaştırmaktır.

Şehitlere bağlılık, onların amaçlarına bağlılık demektir. Onların özlemlerini gerçekleştirmek için mücadeleyi büyütmek demektir. Eğer biz gerçekten şehitlerimize bağlı olduğumuzu göstermek istiyorsak, onların uğruna mücadele ettikleri özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelesini yükseltmemiz gerekir. Önderlik de bunu söylüyor. “Ben şehitler için ağlamam, sızlamam. Benim şehitlere bağlılığım, onların amaçlarını gerçekleştirmektir.” diyor. Önder Apo’nun her gün, her saat yoğun bir şekilde çalışmasının nedeni, şehitlere bağlılıktır. Çünkü şehitlerimiz mücadele uğruna yaşamlarını verdiler. Onların mücadelesini boşa çıkarmamak bizim görevimizdir.

Rıza arkadaşın kişiliği, mücadele tarzı, militanlığı, yoldaşlığı hepimize örnektir. Eğer biz PKK’li olacaksak, Apocu olacaksak, o zaman Rıza arkadaşın özelliklerini kendimizde yaşatmalıyız. Çünkü Rıza arkadaşın yaşamı, baştan sona mücadeleyle, fedakarlıkla, inançla geçti. Rıza arkadaşın bizlere bıraktığı en büyük ders, mücadeleye adanmışlıktır. Özgürlüğe adanmışlıktır. Halkına adanmışlıktır. Yoldaşlığa adanmışlıktır. Biz de bu özellikleri yaşatırsak, Rıza arkadaşa bağlılığımızı göstermiş oluruz. Bugün Kürt halkının özgürlük mücadelesi yeni bir süreçtedir. Önder Apo’nun ortaya koyduğu yeni paradigma, yeni mücadele anlayışı, yeni politikalar bu sürecin yolunu açmaktadır. Eğer Rıza arkadaş yaşasaydı, ilk önce bu sürece sarılır, bu sürecin başarısı için gece gündüz çalışırdı.

Onun için bizler de, bütün militanlar da bütün halkımız da bu yeni sürece sahip çıkmak zorundadır. Çünkü bu, Rıza arkadaşın da bütün şehitlerimizin de özlemlerini gerçekleştirecek yoldur. Şehitlerimizin anısına en büyük bağlılık, onların mücadele mirasını başarıya götürmektir. Onların bıraktığı bayrağı yere düşürmemektir. Rıza arkadaşın yaşamı ve mücadelesi de bu bayrağın nasıl taşınacağını bize göstermektedir.

Rıza ve Fuat arkadaşların şehadetlerini esas anlamlandıracak şey, tabii ki onların mücadelesini başarıya ulaştırmaktır. Bu da Önder Apo’nun yeni paradigması etrafında mücadele edip başarıya götürmektir. İşte Önder Apo’nun yeni bir paradigması var, yeni bir politikası var, yeni bir yaklaşımı var. PKK’nin feshiyle yeni bir mücadele dönemi açıyor. Silahlı mücadelenin bırakılmasıyla yeni bir mücadele dönemi açıyor. Rıza arkadaşa, Haydar arkadaşa bağlılık, Önder Apo’nun öngördüğü bu mücadeleye katılmakla, buna inanmakla, buna güçlü katılıp mücadele etmekle mümkündür. Bu yönüyle bütün halkımızı, halklarımızı Önder Apo’nun ortaya koyduğu yeni paradigma, yeni mücadele anlayışı, yeni mücadele yöntemleri etrafında birleşerek, bu mücadeleyi zafere ulaştırmakla sorumluyuz.

Önder Apo’nun ortaya koyduğu bu yeni politika, yeni yaklaşım, kesinlikle sadece Kürt halkını değil, Ortadoğu halklarını zafere götürecek. Bütün insanlığın özgürlük zaferinin önünü sonuna kadar açacak. Bu bakımdan gerçekten bu şehadete verilecek en önemli yanıt, Önder Apo’nun yeni bir süreç başlatmasıdır. Kürt halkının özgürlük mücadelesi açısından, halkların özgürlük mücadelesi açısından bu şehitlere bağlılık, şehitlerin anısına bağlı kalmanın en önemli yolu, Önder Apo’nun gösterdiği bu yolda yürümektir. Çünkü Fuat arkadaş yaşasaydı, Rıza arkadaş yaşasaydı, herkesten daha fazla bu sürece sahip çıkardı, bu yeni dönemin başarısı için çalışırdı. Çünkü ilk önce onlar inanırdı. İlk önce onlar Önder Apo’nun bu ortaya koyduklarının büyük başarı, zafer getireceğini söylerlerdi.

Çünkü Önder Apo’yu en iyi kavrayan, yani Önder Apo’nun duygularını, ruhunu en iyi anlayan Fuat arkadaştı. Gerçekten de Fuat arkadaş Önderliği en iyi anlayandı. Bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Zaten savunmaları defalarca, onlarca defa okudu. Redakte etti. Sürekli savunmalarla uğraşıyordu. 2010’da diyelim başladı, işte 2018’e kadar diyelim, 18 yıl o savunmalarla uğraştı. Redakte etti. Savunmaların redakte edilmesi de çok önemli bir görevdi. Önderlik çünkü orada İmralı’da kalemle yazıyor. Ve yazdığını yeniden redakte etmiyordu, yazıyordu, gönderiyordu. Çünkü biliyordu ki, eğer bir kelime hatası varsa, bir cümle yanlışsa, özünü değiştirmeden arkadaşına redakte edileceğini biliyordu. Fuat arkadaşın bu işi en iyi yapacağını biliyordu. Bu yönde Fuat arkadaş gerçekten çok emek verdi savunmalara. Okudu. Derinliğine kavradı, anladı.

Öte yandan, Rıza arkadaş da paradigma değişiminden sonra eğitimlere katıldı. Eğitimlere katılmak çok önemli. Eğitim vermek çok önemli. Eğitim vermek sadece birilerini eğitmek değil, aynı zamanda kendisini eğitmektir. Rıza arkadaş bu eğitim süreçlerinde kendini de eğitti. Zaten Fuat arkadaş da öyleydi. Eğitime katılan arkadaşlar hep söyledi: Bizde eğitime katılmak demek, sadece arkadaşlara eğitim vermek değil, kendini eğitmektir. Bu yönüyle bu yeni süreç, Önderliğin inisiyatifi, Apocu çizgiye, PKK çizgisine dayalı yeni bir mücadele dönemine koyuyor bütün bizleri, toplumu, halkı. Bu bakımdan bu şehitlere bağlılığın en önemli göstergesi, bu sürece; Önderliğin ortaya koyduğu bu sürece sahiplenmek ve onu sonuca götürmektir.