Kemal Pir: Hakikatin ışığına yürüyen adam

Kemal Pir, bağlılığını öyle derinden yaşadı ki, dilini ve kültürünü bilmediği Kürdistan topraklarında ön safta yürüdü. Bu, sıradan bir cesaret değil; hakikate olan inancın somut biçimiydi. O artık sadece bir birey değil, bir halkın kaderine karışan ruhtu.

KEMAL PİR

Kemal Pir, yalnızca bir isme sıkışıp kalmış bir devrimci değildir. O, çağın lanetini alnında taşıyan, acıyı sadece kelimelere değil, aynı zamanda eyleme döken; devrimci ahlakın vücut bulmuş hâlidir. Onu anlamak yalnızca geçmişi değil, geleceği de anlamak demektir. Çünkü o, aynı zamanda gelmekte olan zamanın insanıdır. Her çağın kendi efsanesini yaratacak birkaç öncüye ihtiyacı vardır. Kemal Pir de 20. yüzyılın zulümle, inkârla, unutturma mekanizmalarıyla çürütülmüş coğrafyasında bu efsanenin en parlak kıvılcımıydı.

Türkiye solunun 1970’lerde yaşadığı yenilgi sendromunun ötesinde, Kürt halkının tarihsel reddedişiyle birleşen bu kıvılcım, Önder Apo’nun kavramsallaştırdığı “Yolun Işığı” ile birleşince bir devrim manifestosuna dönüştü. İşte, Kemal Pir o ışıkta ilk yürüyenlerden biriydi. Yürüyüşü, ışığın bilincine varmış büyük bir kavrayıştı. Ve bu kavrayış, onu ileriki yıllarda ölümle raks edecek kadar kendini örgütleyecekti.

İNSANI HAYVANA İNDİRGEMEYE KARŞI BİR DİRENİŞ 

Ali Şeriati’nin "eşekleştirme" kavramıyla anlattığı şey, bireyin bilinçten, tarihten ve toplumdan koparılıp sadece “an”a mahkûm edilmesiydi. Bu sistem, insanı evcilleştirerek ona sadık bir hizmetkar yaratmak istiyordu. Tıpkı bir eşek gibi yük taşıyan ama nereye gittiğini bilmeyen bir mahlûk... Kemal Pir, buna en üst düzeyde karşı çıkanlardandı. Onun hayatı, düşünce tarzı ve duruşu, bu indirgemeye karşı bir reddiye; bir manifesto olarak okunmalıdır.

Devletin toplum mühendisliğiyle şekillendirdiği birey modeline karşı Kemal Pir’in sunduğu alternatif, düşünceyle eylemin birleştiği hakikat insanıydı. Sistemin insana sunduğu sahte "özgürlükler"e karşılık onun yürüdüğü ışıklı yol, gerçek bir özgürlük yoluydu. Bu yolun sonunda zindan da vardı açlık da ölüm de. Ama o, yaşamı uğruna ölecek kadar çok seviyordu.

Kemal Pir’in durduğu yer, hayvanlaştırılmaya karşı insan kalma ısrarının adıydı. Bu ısrar, onu Diyarbakır Zindanı’na, oradan da ölümsüzlüğe götüren yolda bir mihenk taşı yaptı.

“Başlangıçta söz vardı, söz Tanrı’yla birlikteydi ve Tanrı sözdü.”

Bu İncil ayeti, Kemal Pir’in hakikatle kurduğu bağın felsefi temsili gibidir. O, sözle tanıştı, söze sarıldı, sözle yürüdü. Önder Apo’nun sözünü ilk duyanlardan biri oldu. Ama sadece duymakla kalmadı; sözü pratiğe döktü, yaşamın ve hakikatin esası haline getirdi. Ve söze ömrünü verdi...

Kemal Pir'in en önemli özelliği, bildiğini yapması ve yaptığı şeyi anlamasıydı. Sözü duyan ama harekete geçmeyen çoktu. Kemal ise o sözle hareket etti. Ankara’da ilk bileşim gerçekleştiğinde, o artık Tuzluçayır’a, sokaklara inmişti bile. Direnen gençlerin arasına karışmış, orada Önder Apo’nun sözünü taşıyordu. Bu anlamda, sözün ete kemiğe büründüğü bir devrimciydi o.

Onun eylemi dar pratikçilikle açıklanamaz. O, bir ajitatör ya da bir propagandacı değildi sadece; yaşamı devrimleştiren bir bilgeliğin temsilcisiydi. Onun sözleri yürekleri yakıyor, zihinleri tutuşturuyordu. Bu yüzden Kemal Pir, devrimci hareketin eylemcilik nosyonunu yeniden kuran bir özneydi.

HAKİKATİN YOLCUSU VE YOLUN KENDİSİ 

Kemal Pir, sadece Önder Apo’nun fikirlerini tekrar eden biri değildi; o fikirleri yaşamın her anında yeniden üreten, onları ete kemiğe büründüren bir devrimciydi. Onun için Önder Apo bir Mürşid’di. Bu Mürşid’in sözlerini işiten, kendi varlığını o sözlerle yoğuran Kemal, artık bir yolcu değil, yolun ta kendisiydi.

Bu yolculukta yoldaşlık yalnızca ideolojik bir aidiyet değildi; onun yoldaşlığı bir ruh hâliydi. Önder Apo’nun "Kemal Pir yoldaşlığı"nı ölçü olarak koyması bu yüzden tesadüfî değildi. Onun sadakati, teorik bir bağlılıktan öte, insanın kendisini bir davanın içinde eritmesi demekti.

Kemal Pir, bu bağlılığı öyle derinden yaşadı ki, dilini ve kültürünü bilmediği Kürdistan topraklarında en ön safta yürüdü. Bu, sıradan bir cesaret değil; hakikate olan inancın somut biçimiydi. O artık sadece bir birey değil, bir halkın kaderine karışan ruhtu.

ZİNDAN: DİRENİŞİN EN SAF HALİ

Kemal Pir’in devrimci kişiliğinin, Kürdistan devrimine ve dolayısıyla sosyalizme olan bağlılığının; bir havari gibi düşünme ve yaşamasının, düşmana karşı duyduğu öfke ve kinin en somut hali Diyarbakır 5’Nolu Cezaevi’nde somutluluk kazanır.

Diyarbakır Cezaevi’nde yaşadıkları, onun kişiliğini anlamak için en yoğun veriyi sunar. Orası sıradan bir zindan değil, insanlık dışı uygulamaların merkeziydi. Ama o, burada bile umutla konuştu. Direnişi başlatan isim, Diyarbakır Zindanı’nda önderlik görevini üstlenen Hayri Durmuş’tu; fakat Kemal Pir, ilk destekleyen, ilk ilan eden kişiydi. Ve her şeyin ötesinde, en temel ahlaki tutumu orada gösterdi: “Ben de Hayri ile ölüm orucuna giriyorum” diyerek zindanda oluşan zindan önderliğini de yalnız bırakmadı.

Kemal Pir'in, ölümle yaşam arasındaki çizgide gösterdiği o sarsılmaz duruş, onun insanlığını ve devrimciliğini zirveye taşıdı. Onun şu sözü yalnızca bir direniş manifestosu değil, aynı zamanda bir yaşam felsefesidir:

 "Biz yaşamı uğruna ölecek kadar seviyoruz."

Bu söz, öylece sarf edilmiş bir söz değildir. Zindan koşullarında, işkenceler altında, açlığın damarlarına çöktüğü bir bedenin içinden gelen bir çığlıktı. Ölüme çeyrek kaldığı bir zaman dilimde cesurca ifade ettiği bu sözü, ancak yaşam ile sözü; özgürlük ile ideallerini birleştiren Kemal Pir söyleyebilirdi.

ZAFERİN GÖLGESİNDE DİRENİŞİN YILDIZI 

14 Temmuz 1982, Diyarbakır Zindanı’nda yalnızca bir ölüm orucu günü değildir. O gün, çıplak bedenleriyle bir sistemin tüm ideolojik, politik ve askeri gücüne karşı duran dört insanın tarihe yazdığı bir zafer günüdür. Bu zafer, fiziki sonuçlardan değil, ahlaki ve politik üstülükten doğar.

Kemal Pir ve yoldaşları, sadece direnen insanlar değillerdi. Direnişi zafere dönüştüren, direnişi bir siyasal ahlaka, bir halk vicdanına dönüştüren kişiliklerdi. Direnmek yetmez; zaferle taçlandırılmayan direniş eksik kalır. Kemal Pir, işte bu eksikliği tamamlayan bir hakikat savaşçısıydı.

Zindan onları öldüremedi. Çünkü onlar ölümsüzlüğün formülünü çözmüşlerdi. Bedeni yok edebilirsiniz, ama hakikati asla! Onların bedenleri çürürken fikirleri yeşerdi. Onlar ölürken, halklar doğdu.

EBEDİ DİRİ: ÖLÜMSÜZLERİN PİR’İ

Kemal Pir, ölümü öldüren devrimcidir. Zindanlarda başlatılan direnişin bir halkın kaderine nasıl dokunduğunu görmek isteyenler, bugün müzakere masasına kadar gelen sürece bakmalıdır. İdam sehpasından müzakere massına gelen Kürt ve Kürdistan sorununun önemli bir düzeye gelmesine baksınlar. O bir yol oldu, bir ışık oldu, bir yemin oldu. 

Kemal Pir’in adı yalnızca bir şahsiyet değil, bir mücadele biçimini de temsil eder. Önder Apo’nun tanımıyla, onun yoldaşlığı “ölçü”dür. Bu ölçü, halkına ihaneti reddeden; yaşamı sevip onun uğruna ölen, zaferin en mütevazı neferi olmayı onur bilenlerin ölçüsüdür.

SON SÖZ YERİNE: PİR’İN ARDILLARI 

Bugün, Kemal Pir'in yolundan yürüyen binlerce insan var. Onlar, yalnızca bir adın izinden gitmiyor; bir yaşam biçimini, bir direniş ahlakını, bir özgürlük felsefesini sürdürüyor. Zalim rejimlerin ve firavunların korkulu rüyası da budur: Kemal’in her gün biraz daha çoğalarak yaşıyor olması!

Çünkü Kemal Pir, bir bireyden çok bir devrimci türüdür. O tür hâlâ yaşıyor. Ve bu tür, hakikate susamış halkların, özgürlük düşleyen yüreklerin içinde yeniden ve yeniden doğuyor.

O, ebedi diridir. O, ölümsüzlerin Pir’idir. O, bu yüzyılın Hızır’ıdır.

 

* PKK kurucularından şehit Ali Haydar Kaytan'ın yol arkadaşı Kemal Pir üzerine daha önce yazdığı bir yazıdır.