İlk karlar düştü dağlara. Dağlara kar düşünce, her düşen beyazlıkta onun silueti vardı. Avaşîn’ in bembeyaza büründüğü bir ağustos günü son nefesini verdi. Gözleri hep meraklı, hep güzel, hep arayış dolu bakardı. Onu bir kar günü anlatmak, belki de onun yaşam aşkına olan saygının bir gereğidir.
Zîlan Yılmaz, katıldığı ilk günden şehit olduğu güne dek özgür yaşamın sevgi dolu mücadelesine inanmış, yoldaşlığın sırrıyla dağlara yönelmişti. Şehit olmadan önce yazdığı güncesinde, “Bizim hikayemiz burada bitmedi” diye yazmıştı.
Bunu son anlarında söyleyen binlerce savaşçı oldu dağlarda. Özgür tek bir an için, kendi vatanında, toprağında, ülkesinde boylu boyunca bir adımı özgürce atabilmek için savaşan binlerce savaşçı oldu. Siyajîn de üzerine sayfalar dolusu yazı yazılabilecek bir cümle yazmıştı.
Peki, Zîlan Yılmaz adlı savaşçı Siyajîn kimdi?
Zîlan için her şey arayışla başlamıştı. Önce ailesinin ona verdiği ismin sırrına ermek için arayışa yönelmişti. Kendi ismini merak etmişti: Neden “Zîlan”dı ismi, neden göç etmek zorunda kalmıştı, neden dilini sonradan öğrendiği bir ülkenin şehrinde doğup büyümek zorunda kalmıştı? Peki niçin kendi diliyle sokakta, okulda, arkadaşlarıyla uzun uzadıya konuşamıyordu?
Bunların hepsi Zîlan’ın merak ettiği, cevaplarını aradığı sorulardı. Kürt halkının ve Kürdistan analarının birçok cevabı olsa da sonuçta bir kere yaşanmıştı sürgün. Böylelikle Zîlan, Türkiye’nin Konya şehrinde doğmuştu. Tarih ve erdem kokan bu şehirden Zîlan da payını almıştı. Her kent, insanın karakterine etki ettiği gibi ona da etki etmişti. Ancak o, Elîh toprağının sırrını kendinde taşıdığı için asil, arayışçı ve toprak sevgisiyle doluydu.
Kendi isminin hikayesinin peşine düşünce Dersîm ile tanıştı; dağlarda mücadele eden kadın gerilla gerçekliğiyle, yurtseverliğin Mezopotamya topraklarında doğurduğu fedailik hakikatiyle tanıştı. Ömrünü varlığını korumak için isyanla geçirmiş bir halkın, Önderliksel doğuşuna olan sadakat ve bilge dolu duruşuyla tanıştı.
Tüm bu hakikatleri Zeynep Kınacı, diğer adıyla Zîlan gerçekliğiyle birleştirmişti. O, bu hakikatlerin ruhunda tekrardan filizlenmesinin adını taşıyordu. İsminin sırrına erişmek için sorduğu sorular, onu tarihi bir sorunla baş başa bırakmıştı: Kendi halkının var oluş kavgası.
Bu böyle devam ede durdu ve onu farklı yolların yolculuğuna hazırladı. Yaşadığı kültürel, siyasi ve ideolojik çelişkiler ona yeni ve özgür bir yaşamın kapılarını araladı. Zîlan, kendi diliyle konuşmanın heyecanına, onuruna erişmek istedi. Kendi diliyle şarkılar söylemek istedi. Toprağında emek veren kadınların ve halkların hikayelerini yazmaya yönelmek istedi. Hiçbir ulusa benzemeden, kendi kültüründe tüm ulusların değerlerine saygı duyan özgür bir kişilik olmak istedi.
Kendi kültürüne ve toprağına benzemek, varlık oluşumunu özgürlükle birleştirmek istedi. İstekleri onu araştırmaya, her araştırma onu seçimlere götürdü. Genç bir kadın olduğunun bilinciyle özgür dağlara yöneldi. Zorlanacağını biliyordu; zor koşullara, engebeli yollardan geçeceğini biliyordu. Dağları seveceğini de biliyordu. Çok şeyin farkındaydı ama her şeyi bilmiyordu Zîlan.
Önce bir isim seçti. Kendi hikayesini yazmanın gönüllüsü oldu. 2014 yılında yönünü dağlara vermişti. Yaşamın gölgesinde, gerçek bir yaşamla buluşmanın adımını atarak ismini Siyajîn yaptı: Siyajîn Heskîf.
Medya Savunma Alanlarında ilk eğitimini gördü, ilk gerilla kıyafetlerini giydi ve kendini kadın olarak savunabilme fikriyle burada tanıştı. Kendi olabilme gücünü ve özgüvenini kazandıkça yürüyüşü güçlendi. Kendini bilmenin en büyük onur olduğu gerçeğiyle dağlarda buluştu. Ezilen halkının mücadelesinde, özgürlük isteyen diğer halkları gördü. Önder Apo’ nun emekleriyle yaratılan değerlerin sadece dağlarla sınırlı olmadığını her geçen gün daha da fark ediyordu. Siyajîn’in ne arayışı ne sorgulaması bitti.
Kitapları sevdi, yazı yazmayı sevdi. Paylaşmanın, çıkarsızca paylaşabilmenin kutsallığına erişti. Tutkuyla bir şeylere inanmanın hem bedelini hem de güzelliğini yaşadı. Ve en çok Zagroslar’ı sevdi. Avaşîn’ in masmavi, yemyeşil sularına baktıkça kendi yürek güzelliğini gördü. O, bir kadın savaşçı olarak kendi coğrafyasının güzelliğini kendi emeğiyle siluetine nakşetti. Onun yüzünde dağların güzelliği, Avaşîn’ in direnişçi ruhu saklıydı.
Özgür yaşam gerçekliğinin yakıcılığıyla tanıştıkça özgürlük mücadelesine bağlılığı arttı. Bu bağlılık yürüyüşüne, yoldaşlık ilişkilerine, yüreğine ve sıcaklığına yansıdı.
Bir ağustos ayında Avaşîn karlara bürünmüşken, Siyajîn patikalarda görevinin başındaydı. Yeryüzü bembeyaz bir perdeyle örtünürken, kendini Siyajîn’in yürek sıcaklığıyla ısıtmak istedi. Karlar onu sevdi, o da karları sevdi.
2020’de Avaşîn’e yol alırken ilk onu sormuştum. Bugün Kürt halkının onurlu direniş hafızasına kazınan mekanlardan biri olan Mamreşo’da yoldaşlarından onu dinlerken Avaşîn toprağının onu ne kadar çok sevdiğini de dinledim.
27 Ağustos 2019’da şehit olmuştu. Yoldaşları, toprağı, Avaşîn suları; taşların ve karın hafızası oldukça, mevsimler bahara çıktıkça Siyajîn’ in dediği gibi: Bizim hikayemiz burada bitmeyecek!