Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), kanun hükmünde kararname (KHK) ile ihraç edilen kamu emekçilerinin görevlerine iadesi ve demokratik hakların yeniden tesisi talebiyle bir yürüyüş başlattı. 13 Ekim’de Amed’den başlayan yürüyüş, 17 Ekim’de Ankara’da bulunan Meclis önünde sona erecek. Yürüyüş kolları Amed, Riha Adana, Mersin, Dîlok ve Semsûr’dan yola çıkarak Ankara’ya doğru ilerliyor. Son olarak Semsûr’da bir açıklama yapan KESK yürüyüşe devam ediyor.
2016 YILI İTİBARIYLA DEMOKRASİ RAFA KALDIRILDI
Sorularımızı yanıtlayan KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, yürüyüşün gerekçesini ve hedeflerini şöyle ifade etti: “KHK’ler öncesinde de bu ülkede demokrasiyle ilgili sorunlar yaşanıyordu. Yüksek demokrasi standartlarına sahip bir ülkede hiçbir zaman yaşamadık. Ancak 2016 itibarıyla demokrasinin tamamen rafa kaldırıldığı, hukuki süreçlerin işletilmediği bir döneme girdik. KHK’lerle başlayan bu süreç, Kürt illerinde HDP’li belediyelere yönelik kayyum politikalarıyla derinleşti. Seçilmişlerin cezaevine konulması, siyasi tutsakların hâlâ esir gibi tutulması, halkın seçim iradesinin yok sayılması gerçeği devam ediyor.”
Ayfer Koçak’a göre, KHK’ler yalnızca ihraçlarla sınırlı kalmadı; kamuya girişte mülakat ve güvenlik soruşturmalarıyla sistematik bir dışlama politikası devreye sokuldu.
Basın özgürlüğü alanındaki baskılara da dikkat çeken Ayfer Koçak, kapatılan televizyon, gazete ve dergilerin haklarının hâlâ iade edilmediğini hatırlattı.
Ekonomik eşitsizliklerin derinleştiğini vurgulayan Ayfer Koçak, gelir uçurumunun kamu emekçilerini yoksulluğa sürüklediğini söyledi.
“O dönem 4 bin 800 üyemiz ihraç edildi. Ancak mesele sadece bu değil. KHK’ler sonrasında muhalif olan, biat etmeyen herkesin çocukları, gençleri kamuda görev alma şansını yitirdi. Mülakatlar ve güvenlik soruşturmaları, kamuda liyakat yerine sadakati esas alan bir sistemin parçası haline geldi. Örneğin 19 Mart eylemlerinde üniversite öğrencileri bunu açıkça dile getiriyor: Yıllarca eğitim alıp geleceklerini yurt dışında aramak zorunda kalıyorlar.
Bugün emekli olan arkadaşlarımız açlık sınırının yarısına mahkûm edilmiş durumda. Çalışanların büyük kısmı da asgari ücretle yaşamaya çalışıyor. Türkiye’de milyoner sayısı artarken, geniş halk kesimleri yoksullaşıyor. Dünya ortalaması yüzde 1.2 iken, Türkiye’de yüzde 8 oranında milyoner artışı yaşanıyor. Bu, otoriterleşmenin ve antidemokratik uygulamaların doğrudan sonucu. Kamu emekçileri yoksullaştırılıyor, baskı altına alınıyor.”
YÜRÜYÜŞÜN BİR DİĞER BOYUTU İSE BARIŞ TALEBİ
Ayfer Koçak, 10 yıl önce umutla karşılanan barış sürecinin sona ermesiyle birlikte yaşanan çatışmalı ortamın emekçileri doğrudan etkilediğini ifade etti. KESK’in yürüyüşü, yalnızca geçmişte yaşanan hak ihlallerine değil, aynı zamanda geleceğe dair bir demokrasi ve barış vizyonuna dayandığını dile getiren Ayfer Koçak, bu vizyonu şöyle özetledi: “Barış süreci hepimiz için büyük bir umut olmuştu. Çünkü biz biliriz ki savaş en çok emekçileri vurur. Hayatını kaybeden gençler, yoksul halkın çocuklarıdır. Bu süreçte binlerce gencimizi yitirdik. 10 Ekim’de yaşanan katliamda üyelerimizi, yol arkadaşlarımızı kaybettik. Bu acılar hâlâ çok taze. Bugün yürüyüşümüz, aynı zamanda barıştaki ısrarımızı ifade etmenin bir yoludur.
Gerçek barış, halkların sürece sahip çıkmasıyla, özgürlüklerin kabulüyle ve demokrasinin güçlenmesiyle mümkün olur. Biz bu yürüyüşle, sadece KHK’li arkadaşlarımızın iadesini değil, aynı zamanda bu ülkede demokrasinin yeniden inşasını talep ediyoruz. Barışın halklar merkezinde inşa edilmesi gerektiğini savunuyoruz. Çünkü halkların olmadığı yerde, çatışma alanı ortadan kalksa bile başka bir çatışma alanı her zaman oluşur.”