KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, Türkiye’de uygulanan ekonomi politikalarının kamu emekçilerinin alım gücünü ciddi biçimde gerilettiğini, kira, temel yaşam giderleri ve emeklilik koşulları karşısında maaşların hızla yetersiz hâle geldiğini söyledi. Toplu sözleşme sisteminin fiilen işlemez duruma geldiğini, liyakat ilkesinin mülakat uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığını ve iş güvencesinin zayıflatıldığını ifade eden Koçak, bu tabloya karşı 14 Ocak’ta kamu emekçilerinin iş bırakacağını belirtti. Koçak, ücret artışlarından sosyal haklara, emeklilikten demokratikleşme ve bütçe süreçlerine kadar uzanan taleplerin, emeğiyle geçinen tüm kesimler açısından ortak bir sorun alanı oluşturduğunu vurguladı.
VERGİLERİN YÜZDE 80-90’I BİZİM ÜZERİMİZDE
KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, 14 Ocak’ta kamu emekçilerinin iş bırakacağını hatırlatarak, Türkiye’de uygulanan ekonomi politikalarının yalnızca ekonomik tercihler olarak ele alınamayacağını söyledi.
Bu politikaların genel siyasal süreçlerle birlikte emekçilerin sırtına giderek artan bir yük bindirdiğini dile getiren Koçak, bütçe süreçlerinden ücret politikalarına kadar emek aleyhine işleyen bir tabloya dikkat çekti:
“Sadece kamu emekçileri açısından değil, Türkiye’de yürütülen ekonomi politikaları aslında yalnızca ekonomi politikaları değil; genel politik süreçler, bedeli en çok emeğiyle geçinen kesimlere yüklüyor. Bunu bütçe döneminde çokça ifade etmeye çalıştık. Bütçenin oluşturulma sürecinde emekçilerin üzerine çok yoğun bir yük bindirilmiş durumda; bütçenin yaklaşık yüzde 80–90’ı emekçilerin ödediği vergilerden oluşuyor. Emekçilerin oluşturduğu bu bütçeden ise kendilerine ayrılan pay son derece düşük.
Bu tabloyu yalnızca kamu emekçileri açısından değerlendirmiyoruz. Bu ülkede artık asgari ücretin miktarından daha önemli bir sorun var: Çalışan insanların çok büyük bir kısmı asgari ücret ya da asgari ücret düzeyinde çalışmak zorunda kalıyor. Emeklilik durumunda ise emekli maaşları yaşanabilir olma düzeyinin çok altına düşmüş durumda; açlık sınırının altında kalıyor. Geçtiğimiz yıl asgari ücret belirlendiğinde ilk üç ayda açlık sınırının altına düştü, bu yıl ise açıklandığı gün itibarıyla zaten açlık sınırının altında tanımlanmış oldu. Bu şartlar altında bir ülkede yaşıyoruz. Kamu emekçileri açısından da durum çok farklı değil. Her yıl biraz daha geriye giden, sürekli azalan bir alım gücü gerçeğiyle karşı karşıyayız.”
ALIM GÜCÜ HER GEÇEN YIL DAHA DA ERİDİ
Koçak, Türkiye’de son yıllarda uygulanan ekonomi politikalarının kamu emekçilerinin alım gücünü ciddi biçimde erittiğini söyledi. Maaşların kira ve temel yaşam giderleri karşısında hızla yetersiz hâle geldiğini belirten Koçak, bu tablonun toplu sözleşme, bütçe ve ücret politikalarının emekçiler aleyhine işlemesinin bir sonucu olduğunu dile getirdi: “Yaklaşık 10 yıl önce ortalama bir kamu emekçisi maaşının dörtte biriyle kirasını karşılayabiliyordu. Bugün ise kira gideri maaşın neredeyse yarısına denk geliyor. Altın bazında değerlendirildiğinde de tablo değişmiyor: 10 yıl önce ortalama bir maaşla 17 çeyrek altın alınabilirken, bugün yalnızca 6 çeyrek altın alınabiliyor. Bu durum, alım gücünde ciddi bir zayıflamayı ortaya koyuyor.
Bu tablonun oluşmasında birkaç temel süreç var. Bunlardan ilki toplu sözleşme süreci. Evrensel sendikal haklar açısından bakıldığında Türkiye’de grevli toplu sözleşme hakkı tanımlanmış değil. Sürecin ağustos ayında yürütülmesi, kamu emekçilerini fiilen toplu sözleşmenin dışına iten bir yaklaşım anlamına geliyor. En nihayetinde hakem kurulunun sürecin son karar vericisi hâline getirilmesi ve bu kurulun iktidar tarafından belirlenmesi, toplu sözleşmeyi hükümsüzleştiriyor. Zam oranları ise hiçbir zaman gerçekleşmeyen “beklenen enflasyon” üzerinden belirleniyor.
Toplu sözleşmeler yalnızca ücretlerle sınırlı değil; özlük hakları, demokratikleşme ve kamu yöneticilerinin keyfi uygulamaları gibi temel sorunlar da bu süreçte karşılık bulmuyor. Bu nedenle toplu sözleşme sürecinin emekçiden yana işlemediği daha önce de ifade edilmişti. Bugün gelinen noktada bu durum, açıklanan enflasyon verileriyle birlikte daha da görünür hâle gelmiş durumda.
Bütçe süreci de bu tablodan bağımsız değil. Bütçe, bir ülkenin en politik metni; harcama kalemleri nasıl belirlendiyse yıl boyunca izlenen politikalar da buna göre şekilleniyor. Asgari ücretin ve emekli maaşlarının bu kadar düşük kalması da bu tercihlerle doğrudan bağlantılı. Kamu emekçileri açısından emeklilik ise fiilen mümkün görünmüyor; emekli olunduğunda maaş, çalışırken alınanın dörtte birine kadar düşüyor.”
EYLEMİMİZ ÇAĞRI NİTELİĞİNDE
KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, kamuda liyakat ilkesinin ortadan kaldırıldığını, mülakat ve kadrolaşma uygulamalarının muhalif kesimleri dışlayan bir yapıya dönüştüğünü ifade etti. İş güvencesinin zayıflatıldığı, alım gücünün gerilediği ve emeklilik hakkının fiilen ortadan kalktığı bu tabloda, tepkinin örgütlenmesi gerektiğini dile getirdi. Daha önce yapılan kitlesel eylemleri hatırlatan Koçak, bu sürecin ancak genel bir direniş hattıyla aşılabileceğini vurguladı: “Kamu, özellikle muhalif olan kesimler açısından neredeyse tamamen kapatılmış durumda. Mülakatlar aracılığıyla liyakat ortadan kaldırılmış, açık biçimde yandaşlık ilişkileri üzerinden kadrolar oluşturulmuş durumda. Bu tablo, örgütlenmenin önünde çok ciddi bir engele dönüşüyor. Bir yandan iş güvencesi ortadan kalkmış durumda, bir yandan çalışanların alım gücü zayıflatılmış durumda, diğer yandan emeklilik hakkı fiilen elimizden alınmış durumda.
Tüm bunlara karşı tepkinin örgütlenmesi gerekiyor. Geçtiğimiz yıl 30 Kasım’da düzenlenen merkezi mitingde de bu yönde bir çağrı yapılmıştı. Bu sürecin ancak genel bir direnişle aşılabileceği görülmüştü ve gelinen noktada hâlâ aynı yerde duruluyor. İş bırakmalar yarım bir eylem olarak değerlendirilmeli; ancak aynı zamanda bir çağrı niteliği taşıyor. Bu çağrı, emeğiyle geçinen tüm kesimlere yönelik bir çağrı.
Sahada yapılan çalışmalarda, hangi partiye oy vermiş olursa olsun, tüm kamu emekçilerinin yaşadıkları süreçten memnuniyetsiz olduğu görülüyor. İnsanlar eleştirilerinin ortaklaştığını ve bu sürecin değiştirilebileceğine dair bir umut görmek istiyor. Bu umudun hâlâ diri olduğunu ve büyüyebileceğini göstermek için alanlarda olunacak. Alanlar ne kadar güçlü tutulursa, genel direniş hattı da o kadar güçlü olacak.”
TALEPLER ERTELENEMEZ HALE GELDİ
KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, toplu sözleşme sisteminin işlevini yitirdiğini, kamu emekçilerinin yaşadığı hak kayıplarına karşı acil ve somut düzenlemelere ihtiyaç olduğunu dile getirdi. Ücretlerden liyakat ilkesine, sosyal haklardan emekliliğe kadar uzanan taleplerin ertelenemez hâle geldiğini ifade etti: En öncelikli talebimiz, toplu sözleşmenin hükmünü yitirmiş olmasıdır. 4688 sayılı yasanın bir an önce değiştirilerek, gerçek bir toplu sözleşme düzeni oluşturulana kadar bu talebimizi ısrarla dile getiriyoruz. Bunun yanı sıra çok sayıda hak kaybı ortaya çıkmış durumda. Bu kayıpların telafisi için ocak ayı itibarıyla ilave bir ek zam talebimiz bulunuyor.
Mülakatın kaldırılması da temel taleplerimiz arasında yer alıyor. Seçim dönemlerinde mülakatın yandaşlığı ve torpili güçlendirdiği açıkça ifade edilmişti. Bugün mülakatta ısrar edenler de o dönem aynı gerekçeleri dile getirmişti. Tam da bu nedenle mülakatın kaldırılmasını ve liyakatin esas alınmasını talep ediyor, bu talebi tekrarlıyoruz.
Kiraların ve barınma sorununun ciddi bir krize dönüşmüş olması nedeniyle kira desteği ve kreş hakkı da öncelikli taleplerimiz arasında yer alıyor. Öte yandan emeklilikle ilgili olarak 2023 Temmuz ayında verilen seyyanen zamların, taban aylığa yansıtılmasını ve emeklileri de kapsamasını talep ediyoruz. Bu başlıklar, kamu yöneticilerine ilettiğimiz öncelikli talepler arasında bulunuyor.
Bununla birlikte genel taleplerimiz yalnızca ekonomik başlıklarla sınırlı değil. Ülkenin demokratikleşmesi ve demokratik, halktan yana bir bütçe sürecinin hayata geçirilmesi de temel taleplerimiz arasında yer alıyor.”