Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 8’inci toplantısına katılan Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanları Ayfer Koçak ve Ahmet Karagöz, Kürt sorununun çözümüne dair görüşlerini paylaştı.
AYFER KOÇAK: SORUN ERTELENİRSE DAHA AĞIR BEDELLER ÖDENİR
İlk olarak söz alan Ayfer Koçak, Kürt sorununun yalnızca Türkiye’yi değil, Suriye, İran ve Irak’ı da doğrudan ilgilendirdiğini söyledi. Bölgeye yönelik dış müdahalelerin çözümü zorlaştırdığını, ancak esas sorumluluğun içeride çözümü reddeden politikalarda olduğunu belirtti.
Ayfer Koçak, “Bu sorun halının altına süpürülemez. Halkların eşit yurttaşlık temelinde onurlu bir yaşam hakkını tanımadan çözüm mümkün değildir. Aksi halde ülke, daha derin siyasal, toplumsal ve ekonomik krizlere sürüklenecektir” dedi.
‘MECLİSİN ÖNÜNDE İKİ YOL VAR’
Meclis’in ya çıkmazı tekrar edeceğini ya da cesur adımlarla demokratik bir geleceğin kapısını aralayacağını ifade eden Ayfer Koçak, KESK’in bu süreçte emekçilerin hak ve özgürlük mücadelesini eşitlik temelinde sürdüreceğini kaydetti.
10 Ekim 2015 Ankara Gar Katliamı’nı hatırlatan Ayfer Koçak, saldırının Cumhuriyet tarihinin en kanlı katliamı olduğunu söyledi. OHAL döneminde çıkarılan KHK’larla 100 binden fazla kamu emekçisinin ihraç edildiğini, 4 bini aşkın KESK üyesinin de bu süreçten etkilendiğini belirtti.
“Anadilde kamusal hizmet talebimiz ortak bir değerimizdir” diyen Ayfer Koçak, demokratik barışın ancak tüm halkların dil, kültür ve tarihsel varlıklarının tanınmasıyla mümkün olacağını ifade etti.
‘PKK MESELENİN SEBEBİ DEĞİL, SONUCUDUR’
Ayfer Koçak, PKK’nin varlığını Kürt meselesinin demokratik yollarla çözülememesinin bir sonucu olarak nitelendirerek, “Çözüm yalnızca silahların bırakılması ya da örgütün feshi ile sınırlı görülemez. Esas çözüm halkların haklarının tanınmasıyla mümkündür” dedi.
KARAGÖZ: ÇÖZÜMÜN FORMÜLÜ BARIŞ
Söz alan KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz ise devletin somut adım atmamasının kaygı verici olduğunu belirtti. Muhalefet partilerine yönelik baskıların, geçmişte HDP’ye uygulanan yöntemlerin tekrarını andırdığını söyledi.
“Çözüm için basit bir formül öneriyoruz” diyen Karagöz, “Savaşa karşı barış, şiddet yerine hoşgörü, inkar yerine tanıma, çözümsüzlük yerine diyalog tercih edilmelidir” ifadelerini kullandı.
Ardından Karagöz KESK’in hazırladığı önerileri komisyona sundu. Öneriler şöyle:
“* Uygulanabilir somut ve kısa, orta uzun vadede yapılacakların belirlendiği, tarafların üzerinde hem fikir olduğu, sivil toplum emek ve meslek örgütlerinin aydınların katkı sunduğu bir eylem planı çıkarılmalı. Öncelikli yapılması gerekenler hemen hayata geçirilmelidir. Emek, insan hakları, demokrasi ve laik devleti ile özdeş temel ilkeler ortaya konulmalıdır.
* Soruna ilişkin tartışmaların toplumun geniş kesimlerine yayılması için her türlü çözüm önerisinin dile getirilebileceği özgür bir ortam sağlanmalıdır. Düşünce ve ifade özgürlüğünün yoruma yer bırakmayacak nitelikte teminat altına alınması ve yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
* Vatandaşlık tanımı evrensel hukuk normları ile uyumlu eşitlikçi özgürlükçü perspektifte dayanmalıdır. Bu çerçevede herhangi bir etnik kimliğe imtiyaz tanımaksızın ortak Türkiye'nin kimliği öne çıkarılmalı ve yurttaşlık tanımı anayasayla güvence altına alınmalıdır.
* Siyasi partiler kanunu, milletvekili seçme ve seçilme kanunu, Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu, Polis ve Vazife Selahiyetleri Kanunu, Milli Eğitim Temel Kanunu, Yüksek Öğretim Kanunu, Basın kanunu, Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu olmak üzere temel hak ve özgürlüklere ilişkin yasalar yeniden düzenlenmelidir.
* Bu çerçevede seçim barajları kaldırılmalı ve seçimlerde Türkçe dışında başka diller de kullanılmayacağına dair yasa hükmü değiştirilmelidir.
* Medyada halkların kardeşliğine zarar veren nefret, öfke duygularını geliştiren milliyetçi militarist dilin terk edilmesine yönelik düzenlemeler mutlaka yapılmalıdır.
* Yerel yönetimlerin yetkileri arttırılmalı. Her şeyi tek merkezden yöneten anlayışı terk edilmelidir. Bölgeler arası sosyal ekonomik farkların ve eşitsizliğe karşı giderici önlemler alınmalıdır.
* Demokrasilerde devlet yapıları şeffaf ve hesap verebilir olur. Kurucu sistemi gibi yapılanmalar sona erdirilmeli ve dağıtılmalıdır.
* Güvenlik güçleri arasında vatandaşlara tam bir eşitlik ilkesiyle yaklaşım hakim kılınmalı, şöven kadrolaşmalara yer verilmemelidir.
* Çatışma bölgelerinden başlamak üzere tüm ülkede tahrip olan, yakılan orman alanları yeniden yeşillendirilmesi için çalışmalar başlatılmalı, yeraltı ve yerüstü kaynaklarımızın talan edilmesine izin verilmemelidir.
* Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere konulan demokratikleşme ve çalışma yaşamına dönük çekinceler derhal kaldırılmalıdır.
* Eğitim sistemi bütünlüklü bir biçimde masaya yatırılmalı. Müfredatta var olan milliyetçi, sınıfsal, inançları dışlayan, cinsiyetçi öğütler ayıplanmalı. Yurttaşlar arasındaki eşitliği, insan haklarını temel alan özgürlükçü, laik ve demokratik yeni bir müfredatın oluşturulma süreci başlatılmalıdır.
* Sokak gösterilerinde tutuklanarak yaşların kat ve kalp üzerinde Cezalarla yargılanan çocuklar için acilen yasal düzenlemeler yapılmalı. Cezalandırılmak yerine eğitim haklarının güvence altına alınarak okullara, okullarda geri dönüşleri sağlanılmalıdır.
* Bu süreçte bedel ödemiş, yakınlarını yitirmiş, fiziksel ve psikolojik travma koşullarında yaşamı sürdürmekte olan yurttaşlarımızın yarısını saracak önlemler alınmalı, zorunlu göçe maruz kalmış yurttaşlarımızın köylerine geri dönüşü sağlanmalıdır.
* Demokrasiyi güçlendirerek barışı kalıcı kılmanın yolu yaşam yaşanmış mağduriyetlerin giderilmesi demokratik düşüncelerini açıkladıkları için cezaevlerinde bulunan sendikacı, gazeteci, akademisyen, kadın mücadelesi aktivistleri, siyasetçi öğrenciler için af çıkarılmalıdır.
* İktidar sözcülerince bu süreçte ifade edilen entegrasyon kavramı idari reformlar eliyle demokratik katılıma hizmet etmelidir. Dünya örnekleri incelediğinde görüleceği üzere çatışmalı süreçlerin tekrarlanmasını engelleme Demokratik siyaset yolunun atılmasında geçerliliğini göstermek isteriz."
'ÜZERİMİZE DÜŞENİ YERİNE GETİRMEYE HAZIRIZ'
Karagöz, "Aynı zamanda bu süreci emperyalist Türklerin Ortadoğu'daki tüm politikalarının tasfiye edilmesini ve bölge halklarının kendi geleceklerini kendilerinin karar vermesini sağlayacak demokratik bir dayanışmayı zorunlu kıldığına inanıyoruz. Önümüzdeki süreçte Biz KESK ve bağlı sendikalarımız olarak barış ve demokrasi mücadelesinin toplumsallaşması için sendikal sorumluluklarımızı yerine getirirken öte yandan 21’inci yüz yılda Türkiye'nin çağdaş laik demokratik bir hukuk devleti haline gelmesi için üzerimize düşeni yerine getirmeye hazırız" ifadelerini kullandı.