Kıbrıs Başpiskoposu: Türkiye kendini bölgeye dayatıyor
Kıbrıs Başpiskoposu III. George, Türkiye’nin şu anda tüm bölgeye kendini dayatmaya çalıştığını, gücünü göstermek istediğini belirterek, özgür dünyanın buna karşı durmasını istedi.
Kıbrıs Başpiskoposu III. George, Türkiye’nin şu anda tüm bölgeye kendini dayatmaya çalıştığını, gücünü göstermek istediğini belirterek, özgür dünyanın buna karşı durmasını istedi.
Mevcut koşullarda yeterli savunmaya ve direnme imkânına sahip olmanın zorunluluğunu vurgulayan Kıbrıs Başpiskoposu III. George, “Barışçıl bir çözüm arzumuz olmasına rağmen en azından Kıbrıs’ta bir savunma kalkanı oluşturmayı da hedeflemeliyiz” dedi.
Kıbrıs Başpiskoposu III. George, ANF’nin sorularını yanıtladı.
Öncelikle şunu sormak istiyorum, “işgalci” olarak tanımlanan Türkiye’nin Kıbrıs’taki konumuna ilişkin olarak, ortaya çıkan bölünmenin toplumsal ve siyasal etkileri ve olumsuz sonuçları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Günlük hayatımızda her gün görüyoruz ki, işgal altındaki bölgelerden daimi ve yasal sakinler yerlerinden edilerek hayatları kökten değiştirildi. Türkiye’den yerleşimciler getiriliyor. Bölgenin demografik yapısını değiştirme amacıyla kolonileştirme yapılıyor. Türk Kıbrıslılar da ayrıldı; çoğu yurt dışına gitti, dolayısıyla işgal altındaki bölgelerdeki toplumsal bütünlük yok oldu. Kültürümüzde, kiliselerimiz yıkıldı, mezarlıklarımız tahrip edildi, geçmişimize dair tüm izler yok edildi. Oysa Kıbrıs’ın geçmişi 3 bin 500 yıllıktır — hem Yunan hem de 2 bin yıllık Hristiyan bir geçmişe sahiptir. Tüm bunlar, Türk istilasının yol açtığı toplumsal ve kültürel hayatımızdaki bir tersine dönüştür. Gerçekten de bu bir işgaldir ve onların tarafında en ufak bir merhamet izi yoktur.
Doğu Akdeniz enerji koridoruna ilişkin son tartışmalar ışığında, Kıbrıs’ın bu bağlamdaki stratejik önemini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kıbrıs, birçok fethe neden olmuş bir coğrafi konuma sahiptir. Bulunduğu yer, Avrupa’nın Asya ve Afrika ile kesiştiği, ticaret yollarının geçtiği noktadadır. Şimdi, Nil deltası gibi oluşan yataklarla birlikte, bizi aranan bir yer haline getirmiştir. Ancak bu, bir ülkede yaşayan herkesin, o ülkenin sunduğu zenginliklerden yararlanma hakkına sahip olmadığı anlamına gelmez. Elverişli olan konumumuz hem Kıbrıslı Rumlara hem de Kıbrıslı Türklere fayda sağlar ve biz barışçıl ilişkilerden, hatta Türkiye’nin bu barışçıl ilişki içinde olmasından hiçbir rahatsızlık duymayız. Hiç kimseye karşı kötü bir duygumuz yok.
AB–Kıbrıs–Türkiye üçgeninde mevcut çıkmazı nasıl yorumluyorsunuz? Pek çok kişi, Türkiye’nin yalnızca kendi çıkarlarına hizmet eden tek taraflı bir yaklaşım izlediğini savunuyor. Sizce, Türkiye’nin bu kendi çıkarına olan tutumunu sürdürme konusundaki ısrarının arkasında yatan temel hedefler nelerdir?
Türkiye, Kıbrıs’ta hiçbir zaman hedeflerine ulaşamadı ve tarihe baktığımızda, 1920’de, daha sonra Atatürk adını alacak olan Mustafa Kemal’in Sultan’dan memnun olmayanları bir araya getirdiğini görüyoruz. Ankara’da Büyük Millet Meclisi’ni topladılar ve bazı kararlar aldılar. Bu kararlardan biri de Kıbrıs’ı geri almak, yani Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası olan Kıbrıs’ı yeniden ele geçirmekti. Rusya’dan korunmak için Kıbrıs’ı İngiltere’ye vermek zorunda kalmışlardı, ancak onu geri almak için bir hedef belirlediler. O zamandan beri bu, onların dış politikası haline geldi. Türkiye’de hükümetler ne kadar değişirse değişsin, dış politikaları Kıbrıs’ı fethetmek yönünde kalmaya devam etti. Bu nedenle başka hedeflerden söz etseler de, bu hedef aynı kalmaktadır. Türkiye, Avrupa Birliği’ni fon elde etmek ya da özel bir ilişki kurmak için kullanıyor, ancak görüldüğü üzere en küçük bir taviz dahi vermiyor. Ne Avrupa Birliği üyesi olan Kıbrıs’ı tanıma konusunda ne de başka herhangi bir konuda. Dolayısıyla Türkiye’nin neyi amaçladığının farkında olmalı ve aldanmamalıyız.
Bu soruyu sorabilecek en önemli kişilerdensiniz, Kıbrıs sorununa alternatif çözüm önerisi nedir, gündemde olan veya aslında en gerçekçi Kıbrıs için çözüm önerisi nedir?
İnsan haklarının herkes tarafından saygı duyulması gereken bir çağda yaşıyoruz. Kıbrıs olarak biz, Avrupa Birliği’nin bir parçasıyız. Peki, Kıbrıs’ın tamamındaki nüfusun —yani Kıbrıs’ın meşru nüfusunun— birleşik bir Avrupa’daki tüm özgür insanlar gibi aynı haklardan yararlanmasını istemekte bu kadar paradoksal olan ne? Avrupa ülkelerinde herkesin serbest dolaşım hakkı vardır. Peki biz neden Kıbrıs’ın tamamında özgürce dolaşamıyoruz? Onların daimi ikamet hakkı var, istedikleri yerde ev inşa edip yaşayabiliyorlar. Peki biz neden kendi evlerimizde yaşayamayız? Bizi evlerimizden sürdüler. Onların her yerde mülk edinme hakkı var. Peki biz neden mülklerimizden mahrum bırakılıyoruz? Bizim istediğimiz şey, diğer tüm Avrupalıların ve özgür insanların sahip olduğu şeydir: Her insan özgürce dolaşabilmeli, mülk sahibi olabilmeli ve istediği yerde yaşayabilmelidir. Bu, hem Kıbrıslı Türklere hem de Avrupa’da yaşayan diğer herkese fayda sağlayacaktır.
Kıbrıs meselesi yarım yüzyıldır çözülememiş durumda. Sizce Kürt halkının barış ve çözüm arayışıyla Kıbrıs halkının adil bir uzlaşma talebi arasında ne gibi benzerlikler bulunmaktadır?
Benzerlikler de var, farklılıklar da var. Benzerlik şu ki; biz kendi topraklarımızdan sürüldük ve Kürtlere de kendi bölgelerinde kalmalarına izin verilmiyor. Her gün bombalanıyorlar, o bölgelerden çıkarılıyorlar, korkutulup ayrılmaya zorlanıyorlar. Bunlar benzerliklerdir. Ancak bir fark da var. Bizim özgür, bağımsız bir devletimiz vardı. Onlar bir devlete müdahale ettiler, onu yıktılar ve topraklarımızın bir kısmını aldılar. Orada ise “en azından” (bunu tırnak içinde söylüyorum), öyle bir devlet yoktu ve orası onların toprağı olduğu gerekçesiyle, yasal veya ahlaki olmamasına rağmen müdahale etme hakkını kendilerinde gördüler. Dolayısıyla benzerlikler var; iki halkımız da acı çekiyor. Bu yüzden Türkiye’de ve başka her yerde bu demokratikleşmeyi aramalıyız. Türk halkına karşı hiçbir düşmanlığımız yok. Aksine, barış içinde yaşamak istiyoruz ama sürekli boyun eğdirilen, haklardan yoksun bırakılan bir halk olmak istemiyoruz.
Türkiye devletinin hem Kürdistan bölgelerindeki hem de Kıbrıs’taki askeri varlığı, halk tarafından “işgal” olarak tanımlanmaktadır. Siz, bu askeri varlığın Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’deki barış üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Türk askerinin varlığı bulunan her yerde sorun olduğunu görüyoruz bu açıdan barış üzerindeki etkisini nasıl açıklarsınız?
Bunu açık bir şekilde görüyoruz. Türkiye’nin şu anda tüm bölgeye kendini dayatmaya çalıştığını, gücünü göstermek istediğini görüyoruz. Bölgesel bir güç olarak geliştiğini gösteriyor. Kıbrıs’ın bir kısmı dışında, Suriye’yi de işgal ediyor, Afrika’ya kadar askerleri var, her yerde üsleri bulunuyor; dolayısıyla her yerde üstünlüğünü göstermek istiyor. Libya ile yaptığı anlaşmalarla, hatta bunlar yasa dışı ve düzensiz olsa bile, bu gücü göstermek istiyor. Bunun anlaşılması gerekiyor ve özgür dünya da Türkiye’ye bunu dayatmalı: 21. yüzyılda kendini dayatmanın yolu bu değildir. Zayıfların da bu dünyada yaşama hakkı vardır ve biz insan haklarımızı talep ediyoruz. Her insan kendi vatanında özgürce yaşayabilir ve eğer komşusu daha güçlü ise kendi gücüyle kendi vatanında yaşasın; başkalarının hayatlarına müdahale etmesin.
Ortadoğu’da devam eden çatışmalar ve Kürt meselesinin çözülmemesi, dolaylı olarak Kıbrıs’ta barış arayışını etkilemektedir. Sizce, Kürt özgürlük mücadelesi ile Kıbrıs halkının adil bir barış arzusunun birbirini güçlendirmesi nasıl mümkün olabilir? Yani eğer Ortadoğu’daki sorunlar çözülürse bunun Kıbrıs’a veya Kıbrıs’ta bir barış sağlanırsa bunun Ortadoğu’ya pozitif yansıması olur mu?
Ortadoğu’da, Kürtlerin hak ettiği adil bir yapının kurulmasını sağlayacak bir çözümün bölgenin istikrarına yardımcı olacağına inanıyorum. Öncelikle düşmanlıklar sona erecektir. Sabotaj duracaktır. Gereksiz insan kanı dökülmesi duracaktır. Bu elbette çevredeki diğer tüm çatışmalar üzerinde de olumlu bir etki yaratacaktır, ancak bu, bir sorunun çözümünün otomatik olarak diğerini çözeceği anlamına gelmez. Bazı olumlu etkileri olacaktır ama insanlık olarak güçlülerin hukukunu tanımayı bırakmalı ve adaletin hüküm sürdüğü bir dünyada yaşadığımızı söylemeliyiz. Herkesin kendi gücü ve kendi hakları vardır.
Çözüm yönünde çalışmada dini liderlerin rolü hakkında görüşleriniz nelerdir? Kıbrıslı Türkler arasındaki durumu tam olarak bilmiyoruz, ancak Türkiye’de barış girişimlerini destekleyen birçok önde gelen Müslüman âlim ve dini lider ile aynı tutumu benimseyen Alevi dedeler bulunmaktadır. Kıbrıs meselesi bağlamında, dini liderlerin daha fazla sorumluluk üstlenme olasılığı hakkında ne söyleyebilirsiniz? Bir dini lider olarak - Bu konuda (hem Türkiye’ye hem de Kıbrıs’a hitap ederek) somut önerileriniz veya iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?
Dini liderlerin, Tanrı inancımızdan kaynaklanan bir ahlaki kodu vardır. Bu ahlaki kod, her bireyin inançlarındaki farklılıklara rağmen birçok benzerlik taşır ve her kişiye ve özgürlüğüne saygı gösterebilir. Kıbrıs ve Türkiye’deki sorun şudur ki; dini liderler siyasi rejimin bir aracı haline gelmekte ve bu nedenle kendilerini özgürce ifade edememektedirler. Dinlerine olan inançlarından kaynaklanan arzularını gerçekleştirememektedirler. Bu konuda belirli emirleri takip ederler ve daha önce burada Kıbrıs’taki Müslümanların temsilcileri ile başpiskopos ve burada yaşayan diğer mezhepler arasında bazı toplantılar yapmış olmamıza rağmen işgalci güçlerin müdahalesi nedeniyle bu diyalog ilerlememiş ve son yıllarda durmuş durumdadır. Dini liderlerin inançlarını müdahale olmadan özgürce ifade etmelerine izin verilirse dünyanın barış içinde olacağını düşünüyorum, ancak maalesef onlara bunu yapmalarına izin verilmiyor.
Ekstradan sadece iki sorumuz kaldı, öncelikle Önder Apo’ya mesajınız nedir?
Öncelikle yıllardır halkı için verdiği mücadeledeki değerini takdir eder, bu zorlukların aşılabilmesi ve bir gün kendisinin tüm çabalarının dünya tarafından tanınması için kendisine daha fazla sabır dilerim.
Size göre Kıbrıs’ın geleceği nasıl olmalı, gelecekte bu ülkenin çocukları için Kıbrıs’ın nasıl bir yer olmasını dilersiniz?
Bunu daha önce de söyledim. Diğer tüm Avrupalılar gibi, Kıbrıs’ta da geçerli olması gereken belirli özgürlüklere sahiptirler; bu Avrupa özgürlükleri, bireysel özgürlüklerdir. Herkes haklarına sahip olduğunda, ister Rum, ister Ermeni, ister Türk olsun, fakat Kıbrıs’ın daimi yasal sakinleri olarak bu haklara sahip olduklarında, birbirlerinden korkmayacaklar ve özgür insanlar olarak yaşayacaklardır. Bu, Kıbrıs için vizyonumuzdur. Kıbrıs, her yerde var olan tüm demokratik süreçlere sahip ve diğer tüm Avrupalıların sahip olduğu tüm haklara sahip özgür bir ülke olmalıdır.
Teşekkürler. Sormadığım bir şey veya sizin röportajımız çerçevesinde eklemek istediğiniz başka bir şey varsa lütfen buyrunuz…
21. yüzyılda yaşıyor olmamıza rağmen güçlülerin hukuku hâlâ geçerli olduğuna inanıyorum. Eğer böyle bir yerde hayatta kalmak istiyorsak kendimizi hazırlamalı ve yeterli savunmalara sahip olmalıyız, direnme imkânına sahip olmalıyız. İdeal bir dünyada yaşamıyoruz. Daha önce bahsettiğimiz değerler ve ilkeler geçerli olacaktır. İşte bu nedenle barışçıl bir çözüm arzumuz olmasına rağmen işgalci güçlerin karşısında direneceğini ve zorluklarla karşılaşacağını bilmesi, bu durumdan çekilmesi ya da kalmasının kendisine maliyetli olacağını anlaması için en azından Kıbrıs’ta bir savunma kalkanı oluşturmayı da hedeflemeliyiz.