Kılıç: Demokratik entegrasyon dünyadaki dönüşümlerden bağımsız düşünülemez

10 Mart Anlaşması’nın demokratik entegrasyona dair iradeyi gösterdiğini belirten Dr. Hasan Kılıç, bunun bölgedeki dönüşüm süreçlerinden bağımsız olmadığını kaydetti. Kılıç’a göre göçmenlerin geri dönüşü, çete gruplarının ortadan kaldırılmasıyla mümkün.

HASAN KILIÇ

Suriye Demokratik Güçleri (QSD) Genel Komutanı Mazlum Abdî ve Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eş Başkanı Îlham Ahmed’in de aralarında bulunduğu Kuzey ve Doğu Suriye heyeti, 7 Ekim’de 10 Mart Anlaşması kapsamında Şam’da Suriye Geçiş Hükümeti heyetiyle yaptıkları görüşmede, entegrasyon ve yerinden edilen Kürtlerin güvenli geri dönüşü konularını ele alındı. 10 Ekim’de QSD’nin kuruluşunun 10’ıncı yıl dönümünde konuşan Mazlum Ebdî, Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spîli göçmenlere geri dönüş için hazırlıklara başlamaları çağrısında bulundu.

Suriye’deki gelişmelere ilişkin ANF’ye konuşan Dr. Hasan Kılıç, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin içinden geçtiği dönüşüm süreci, entegrasyon ve mültecilerin güvenli geri dönüşü konularını değerlendirdi.

ROJAVA DENEYİMİ SYKES PICOT’U GEÇERSİZ HALE GETİRDİ

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi deneyiminin iç dinamikler ve dış baskılar bakımından nasıl bir süreçten geçtiğine değinen Kılıç, “Rojava deneyimi dünya genelinde çokça hakkı verildiği üzere, 21. yüzyıl içerisinde özgün ve özel bir deneyim olarak kayda geçiyor. Büyük ablukalar ve kısıtlamalara rağmen toplumun öz gücüne dayanarak bu modeli bir tek gün dahi sürdürmek büyük başarıdır. Dolayısıyla bugüne kadar verilen büyük emeğin hakkını her seferinde teslim etmek, etik-politik sorumluluk gereğidir. Ayrıca Rojava deneyimi ile bu toprakların Sykes Picot’tan beri yabancılaştırıldığı birlikte yaşam pratikleri bir kez daha yaşam buluyor.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin her yönetsel yapı gibi hem iç dinamikler hem de dış baskılardan etkilenmesi normaldir. Burada esas olan, sorunlarla başa çıkma yöntemidir. İç basınç veya dış baskılardan kaynaklı sorunları topluma dayanarak çözmek isteyen her yapı gibi, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi de bugüne kadar başarılı şekilde varlığını sürdürdü. Elbette bu, yeni meydan okumalarla karşılaşmayacakları anlamına gelmez. Sonuçta kapitalist moderniteye alternatif bir modernite yaşam buluyor ve emperyalist güçler için bu ideolojik-politik bir tehdittir. Rojava modelindeki yatay, eşitlikçi ve özgürlükçü yaşam anti-kapitalist bir gerçeklik taşıyor ve sistem için doğal tehdit oluşturuyor. Bu yönüyle Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin yeni dönemde daha ideolojik-politik eksenli hegemonik kapitalist baskılarla karşı karşıya kalacağını öngörebiliriz” dedi.

ORTADOĞU’DA YENİ SİSTEMİN DOĞUM SANCILARI YAŞANIYOR

Hasan Kılıç, QSD’nin Şam’daki Geçiş Hükümeti ile yürütmekte olduğu entegrasyon sürecine dikkat çekerek şöyle devam etti: “Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin Suriye Geçiş Hükümetiyle yaptığı 10 Mart Anlaşması, demokratik entegrasyona dair siyasi iradeyi gösteriyor. Dolayısıyla burada bir taktiksel diplomatik adımdan çok, stratejik bir duruş söz konusudur.”

Bu stratejik yaklaşımın demokratik entegrasyon sürecinin dünya ve bölgedeki dönüşümlerden ayrı düşünmemek gerektiğini ifade eden Kılıç, “Egemenlik paradigması değişiyor. Feodal beylikler çağının ardından imparatorluk çağı, imparatorluk çağından ulus-devlet çağına geçilmişti. Uzun zamandır ulus-devlet egemenlik formu da aşınıyor. Artık ulus-devlet egemenlik formunun yerini, yeni bir egemenlik formu; dolayısıyla yeni bir paradigma almak üzere. Deyim yerindeyse, bir ‘doğum sancısı’ yaşanıyor” değerlendirmesinde bulundu.

ÖZERK YÖNETİM ORTADOĞU’DA DEMOKRATİK KONFEDERALİZME DÖNÜŞEREK BİR ÖRNEK OLABİLİR

Kılıç sözlerini şöyle sürdürdü: “Suriye ve Ortadoğu’da demokratik entegrasyonun sağlanması, Ortadoğu merkezli yeni egemenlik formlarına dair arayışta bir model ortaya çıkarabilir. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin hayata geçirdiği deneyim, bu açıdan önemli bir yerde duruyor. Suriye geneli açısından âdem-i merkeziyetçiliğe dayanan üniter Suriye’nin inşası, demokratik cumhuriyetin kapılarını aralayarak tüm bölge için örnek oluşturabilir. Her vilayet kendi âdem-i merkeziyetçiliğini gerçekleştirebilir ve kendi aralarında bölgesel ittifaklar kurabilir. Böylece hem merkeziyetçiliğin ortaya çıkardığı olumsuzluklara karşı toplum korunur hem de dış müdahalelere karşı demokratik ulus eksenli iç barış sağlanır. Bu sistemin Ortadoğu’da yayılmasıyla Demokratik Konfederal Ortadoğu modeli hayata geçerek model bazlı küresel bir örnek teşkil edebilir.”

‘GERİ DÖNÜŞLERDEN ÖNCE PARAMİLİTER GÜÇLER ORTADAN KALDIRILMALI’

Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spî göçmenlerinin güvenli geri dönüş yapabilmesi için çete gruplarının ortadan kaldırılması gerektiğini vurgulayan Kılıç, “Bildiğimiz kadarıyla Kürtlerin yaşadıkları topraklara geri dönüşü, Geçiş Hükümeti ile Özerk Yönetim arasındaki müzakere başlıklarından birisi. Kürtlerin geri dönüşüyle ilgili en önemli engel, ÖSO adlı paramiliter yapıların varlığıdır. Bu yapılar, çoğunlukla Suriye’yle tarihsel ve sosyolojik bir bağ içerisinde olmayan, merkezi hükümete de bağlanıp bağlanmadığı belirsiz çete yapılardır. Bu yapıların varlığı, merkezi otoritenin ve hukuki güvenliğin olmadığı bir ülkede sivil insanlar için en büyük tehlikedir. Bu tarz çeteler zaten tam da böyle hukuki güvencelerin olmadığı koşullarda varlıklarını sürdürürler. Dolayısıyla geri dönüşler için önce bu paramiliter yapıların ortadan kaldırılması gerekir. Bundan sonra geri dönüşlerin siyasi, toplumsal, ekonomik ve psikolojik gereklilikleri hayata geçirilebilir” diye konuştu.