Koçyiğit: Sayın Öcalan ‘Suriye’deki dönüşüm demokratik olmalı’ sözlerini ısrarla söyledi!

İmralı görüşmesi tutanaklarına dair değerlendirmede bulunan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Önder Apo'nun Suriye'deki dönüşümün demokratik olması gerektiğini ısrarla söylediğini belirtti.

GÜLİSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT

Geçtiğimiz yıl 27 Şubat çağrısı sonrası Mecliste oluşturulan komisyon 24 Kasım 2025 tarihinde İmralı Adası’na giderek Önder Apo'yu ziyaret etti. AKP Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman, DEM Parti Kars Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ve MHP İstanbul Milletvekili Feti Yıldız’ın yer aldığı heyet görüşmenin ardından döndü. Görüşme elde edilen tutanaklar ise komisyonun ve DEM Partinin bütün ısrarlarına rağmen komisyonda okunmadı. Tutanaklar, dün özet bir şekilde Meclis internet sitesinde yayımlandı. Yayımlanan tutanaklara dair konuşan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Aralıkta komisyon toplantısında sunulması gereken tutanakların özet şeklinde hazırlanmasını “Doğru olmayan bir yöntem” olarak nitelendirdi. Bu anlamda 16 sayfanın tamamının açıklanması gerektiğini belirten Koçyiğit, görüşmenin içeriğine dair detaylara da yer verdi.

‘TUTANAKLAR ÖZET ŞEKLİNDE YAYIMLANDI’

Tutanaklara dair değerlendirmesini aktaran Koçyiğit, “Bu tutanakların yayımlanmasını biz ilk günden beri talep ediyorduk zaten. Özellikle 4 Aralık’ta toplanan Meclis Komisyonunda bütün tutanaklar, yani 16 sayfalık tutanağın tamamı değil, sadece bir özet yayımlanmıştı. Buna itiraz etmiştik. Daha sonra da komisyon olarak kamuoyuna yaptığımız açıklamada, talebimizin parti olarak komisyonun yaptığı görüşmenin bütün tutanağının, yani 16 sayfanın tamamının açıklanması olduğunu ifade etmiştik. Bu anlamıyla tutanakların geç yayımlandığının altını çizelim. Yani bu tutanaklar aslında komisyonun huzurunda, komisyon üyelerinin olduğu zeminde okunarak en başta komisyon üyelerine bilgilendirme amacıyla sunulmalıydı. O anlamıyla yöntemsel olarak bir hata, bir yanlış olduğunu ifade edelim. Bu yöntemi doğru bulmadığımızı belirtelim. Bunun bu şekilde sadece Meclisteki tutanak sayfasına yüklenmesi değil, komisyonun huzurunda, özellikle de komisyon üyelerinin bilgisine 4 Aralık’taki toplantıda sunulması gerekiyordu. Talebimiz de o zaman buydu. Ancak bu talebimize hiçbir makul yanıt verilmeden, hiçbir gerekçe sunulmadan sadece bir özet yayımlandı” dedi.

Koçyiğit, görüşme tutanağının içeriğine ilişkin olarak da şu değerlendirmelerde bulundu: “Bütün süreç boyunca, çok önceden, yani 1993’ten beri Sayın Öcalan’ın görüşlerini komisyon üyelerinin karşısında da ifade ettiğini tutanaklardan açık ve net bir şekilde görebiliyoruz. Bu da Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yollardan çözülmesi ve gerçek anlamda demokratik bir sistemin inşa edilmesi meselesidir. Bu anlamıyla, sadece Türkiye açısından değil, aslında bütün bölge açısından; hem bölge ülkeleri hem de bütün Ortadoğu açısından demokratik bir sistemin inşa edilmesini istediğini bir kez daha ifade etmiş oldu. Komisyonla yaptığı görüşmede de bunu dile getirdi. Ben bunu daha önce basına da ifade etmiştim.”

‘HALKLAR KENDİ KİMLİKLERİYLE ÖRGÜTLENMELERİNİ SAĞLAMALI’

27 Şubat çağrısına dikkat çeken Koçyiğit, Abdullah Öcalan’ın özellikle 27 Şubat çağrısının arkasında durduğunu, bu çağrının pragmatik bir nitelik taşıdığını altını çizdi. Bu çağrının gözden kaçan bir yönünün olduğunu belirten Koçyiğit, “Yerelin güçlenmesi, yerel demokrasinin güçlenmesi, halkların kendi kimlikleriyle var olabilecekleri örgütlenmelerin sağlanması ve sisteme eşit, özgür, demokratik katılım kanallarının açılmasıdır. Bunu hem Türkiye açısından hem de Suriye bağlamında Sayın Öcalan bir kez daha ifade etti.

Yaptığımız görüşmede de bu anlamıyla Kürtlerin kendi kimlikleriyle, kendi dilleriyle, kendi öz kimlikleriyle demokratik bir cumhuriyete katılmalarını önerdiğini ve bu fikri komisyonun karşısında açık ve net bir şekilde ifade ettiğini söylememiz gerekiyor” dedi.

‘DEMOKRATİK DÖNÜŞÜM ÇAĞRISINI BİR KEZ DAHA YENİLEDİ’

Koçyiğit, bugüne kadar savunulan tezlere ilişkin olarak da şunları söyledi: “Bu anlamıyla bugüne kadar Sayın Öcalan’ın savunduğu tezleri, yerel yönetimlerin güçlendirilmesini ve yerel demokrasinin olmazsa olmazı olarak gördüğünü ve bu anlamıyla devlete de sistemsel bir demokratik dönüşüm çağrısı yaptığını bir kez daha ifade etti. Barış arayışlarının ne kadar köklü ve tarihsel bir arka plana sahip olduğunu da ifade etmişti. 1993’ten beri nasıl barış çabaları ve arayışları olduğunu bir kez daha ortaya koydu ve tarihsel Kürt-Türk barışının, daha doğrusu ittifakının arka planını uzun uzadıya değerlendirdi. Bugün de bu ittifaka ihtiyaç olduğunu; bu ittifakın hem Türkiye halkları hem de bölge halkları açısından eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesinin olmazsa olmazı olduğunu ifade etti.”

‘BARIŞ VE TOPLUM SÜRECİNİ SAVUNMAK AYNI ZAMANDA ROJAVA’YI SAVUNMAK DEMEKTİR’

Rojava’ya yönelik saldırılara da değinen Koçyiğit, şöyle devam etti: “Bugün şunu açık ve net bir şekilde ifade edelim: Sayın Öcalan’ın tezlerinin Rojava’da yaşam bulduğunu ve bugün Rojava’ya yönelik saldırıların da Sayın Öcalan’ın tezlerine, savunduğu paradigmaya, halkların eşitlik, özgürlük ve kendi kimlikleriyle yaşama iradesine dönük bir saldırı olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Bu anlamıyla bugün barış ve demokratik toplum sürecini savunmak, aynı zamanda Rojava’yı, Rojava halklarını ve Kürt halkını savunmak; oradaki IŞİD barbarlığına karşı mücadele etmekten geçtiğinin de altını çizmemiz gerekiyor. Bugün bir kez daha halkların kırımdan geçirilmeye çalışıldığı, halkların kimliklerinin yok edilmek istendiği; ölüm, sürgün, göç ve göçertme politikalarıyla Kürtlerin kendi coğrafyalarından silinmeye çalışıldığı soykırımcı bir anlayışla karşı karşıyayız. Bu anlamıyla bu soykırımcı anlayışa, halkları ve inançları yok sayan tektipçi, mezhepçi, IŞİD’ci, selefi anlayışa karşı mücadele etmek gerektiğini de ifade etmek isterim.”

‘SURİYE’DE DÖNÜŞÜM DEMOKRATİK OLMALI’

Tutanak özetine dair eleştirilerini yineleyen Koçyiğit, şunları kaydetti: “Tutanağın özeti, görüşmenin özünü ve gerçeğini yansıtmaktan çok uzaktı. Bu nedenle o özeti kabul etmediğimizi ve altında imzamız olmadığını kamuoyuna açıklamıştık. ‘Suriye için ne dedi?’, ‘SDG’ye nasıl bir çağrı yaptı?’ tartışmaları çokça yapılıyordu. Ben o zaman verdiğim demeçte şunu söylemiştim: Esad ailesinin baskıcı bir yapı kurduğunu ve bir diktatörlük olduğunu ifade etmişti. Eğer bugün demokratik dönüşümden söz ediliyor ama bu dönüşüm demokratik olmazsa, bunun da bir diktatörlüğe dönüşeceğini söylemişti. O anlamıyla Suriye’de demokrasi vurgusunu, özellikle yerel demokrasi vurgusunu öne çıkarmıştı. Üniter devlete karşı olmadığını ama mutlaka yerel demokrasinin olması gerektiğini; Türkmenlerin, Çerkezlerin, Ermenilerin ve Kürtlerin kendi öz kimlikleriyle örgütlenerek sivil toplumlarını, cemaatlerini kurup sisteme katılmaları gerektiğini ifade etmişti.”

‘SAYIN ÖCALAN’IN SÖZLERİ TARİH KARŞISINDA BİR KEZ DAHA DOĞRULANDI’

Koçyiğit, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı: “Bugün geldiğimiz noktada, Sayın Öcalan’ın Suriye bağlamında yaptığı değerlendirmenin doğrulandığını görüyoruz. Demokratik olmayan, merkeziyetçi, mezhepçi ve Arap milliyetçiliğine yaslanan bir sistemin halklara ve inançlara nasıl bir kırım getireceğine o görüşmede dikkat çekmişti. Bugün Alevilere ve Dürzilere yönelik katliamları, en son Rojava’ya yönelik saldırıları, Şêxmeqsûd ve Eşrefiye’deki saldırıları ve Kürt halkının oradan çıkarılma girişimlerini birlikte değerlendirdiğimizde, Sayın Öcalan’ın tarih karşısında bir kez daha doğrulandığını açık ve net bir şekilde görüyoruz. Bütün bu risklere dikkat çekmişti ve demokratik bir sistem olmadığında bir diktatörün neler yapabileceğini ifade etmişti.