Kuran: Önder Apo, sosyalizme kuvvetli bir etik ve tutkulu bir siyaset anlayışı kazandırdı

Nasrullah Kuran: Önder Apo, demokratik modernite kuramıyla hem bir özgürlük kuramı geliştirdi hem de bunun örgüt ve stratejisini, ideoloji ile sosyolojisini ortaya koydu. Bununla da sosyalizme kuvvetli bir etik ve tutkulu bir siyaset anlayışı kazandırdı.

Tartışmalarda Önder Apo’nun kamuoyuna açıklanan kısa metnindeki sözler tartışıldı; ancak hem Önder Apo’nun hem de Kürt Özgürlük Hareketi’nin demokratik ulus sosyalizmi tanımına ulaşmak için nasıl evrelerden geçtiği, sosyalizme yönelik ısrarı ve reel sosyalist pratiklere yönelik eleştirileri göz ardı edildi. Oysa Kürt Özgürlük Hareketi, bugün dünyanın ve Türkiye’nin birçok sol-sosyalist yapısı tarafından slogan olarak kullanılan “Sosyalizmde ısrar, insan olmakta ısrardır” sözünü söylediğinde 90’lı yıllardı; SSCB yıkılmış, sosyalist bir ütopyaya yönelik umutlar zarar görmüştü.

İlk başta şunu belirtmek gerekir: PKK, sosyalist bir örgüt olarak doğdu. PKK kurucu kadrolarından Mazlum Doğan’ın mahkeme savunmalarındaki ifadesiyle, ‘PKK, Marksist-Leninist ilkelerle kurulan ve ulusal kurtuluş mücadelesi veren bir örgüt.’ PKK’nin ilk manifestosu olan “Kürdistan Devriminin Yolu’nda” sosyalist bir hedefinin olduğu açık bir dille ifade ediliyor.

Ancak PKK, 90’lara yaklaşırken başladığı reel sosyalizme yönelik eleştirilerini bir süre sonra devletçi sosyalizm anlayışına yönelterek, aslında bugün daha net ifade edilen ulus-devlet olmadan bir sosyalizmin mümkün olabileceği tartışmalarına başladı.

Kürt Özgürlük Hareketi’nde sosyalizmin gelişimi üç ayrı evreden oluşuyor. Birinci evre, Apocu grup döneminde başlayan ve ilk manifesto olan ‘Kürdistan Devriminin Rolü’ manifestosunda cisimleşen, reel sosyalizm nüveleri taşıyan dönemdir.

İkinci evre, 90’lı yıllarda gelişmeye başlayan ve reel sosyalist anlayışın eleştirildiği, yerine yeni bir sosyalizm arayışının başladığı dönemdir; bu dönemde ulus-devlet eleştirileri başlamış olsa da tam anlamıyla devletin reddi ortaya çıkmamıştır.

Üçüncü evre ise yeni paradigmaya doğru gelişmelerin başladığı 2000’li yıllar. Üçüncü evrenin dillendirilmeye başladığı ilk dönem ise 1999 yılıdır. O günden bugüne kadar, her ne kadar tanımlar değişse de bu değişimler yoğunluklu olarak ulus-devlet anlayışının yerine neyin getirileceği üzerine olmuştur.

PKK davasından tutsak yazar Nasrullah Kuran ile yaptığımız söyleşinin ikinci bölümünü yayımlıyoruz.

 ‘SOSYALİZM İDDİASINDA BULUNMAK BAŞTA ÇOK İYİ BİR ARAŞTIRMACI OLMAYI GEREKTİRİR’

Önder Apo, 90'ların sonunda bir çözümlemesinde bilimsel sosyalizme yönelik eleştirilerde bulunuyordu. En önemli eleştirisi de ulus devlet üzerineydi. Kürt Özgürlük Hareketi'nde hem reel hem de bilimsel sosyalizme yönelik eleştiriler, Kürt Özgürlük Hareketi'nin anarşistleştiği tartışmalarını da beraberinde getirdi. Ulus devlet anlayışına ve bugüne kadar olan sosyalizm pratiklerine yönelik eleştiri, yapıyı anarşizme mi çekti gerçekten?

Marx, eleştiri olgusunu, insanı saran paslanmış zincirlerin üzerini örten sahte çiçeklerin ortadan kaldırılması eylemi olarak değerlendirir. Yanı sıra sosyalist bilimsellik, gereğince eleştirel ve sorgulayıcı olabilmektedir; bunun ahlakını ve politik sorumluluğunu gösterebilmektir. Aynı zamanda güncel toplumsal bilgi ve aydınlanma dahilinde olay ve olguların ele alınıp tanımlanması çabasını içerir. Önder Apo ve PKK, gerçekleşmesi gereken böyle bir bilimselliği esas almıştır.

Sosyalist olmak ve sosyalizm iddiasında bulunmak, her şeyden çok, iyi bir araştırmacı olmayı ve bir hakikat avcısı tutkusuna sahip olmayı lazım kılar. Bu, sosyalizm davasına gönül koymuş her insanın toplumsal mücadeleler tarihini her yönüyle irdelemesi ve bilince çıkarması anlamına gelir. Goethe’nin ‘Üç bin yıllık tarihini bilmeyenler kendilerini tanımlayamazlar’ sözünü kurduğu yerde, bir sosyalistin tarihsel toplum geleneğinden bi haber olması kabul edilebilir mi? Bunun da ötesinde, karşıtlarının tarihini, kültürünü ve yöntemlerini bilmeyenler doğru bir sosyalist mücadele yürütebilir mi? Mümkün değil!

Bu nedenle, tarihsel toplum geleneğinin bir damarını oluşturan anarşist teori ve pratiği bütün veçheleriyle incelemek, dersler çıkarmak, iyi, doğru, güzel ve özgür olarak tanımlanan yönlerini alarak özümsemek ve yeni bir senteze varmak yanlış değildir. Farklı Marksist ekolleri temsil eden Bebel, Gramsci ve Negri gibi isimlerin; Proudhon’un, Kropotkin’in, Bakunin’in ve M. Bookchin’in doğrularını sahiplenmeyelim mi? Örneğin, tek başına M. Bookchin’i ele alsanız, çocukluğundan yaşamını yitirdiği anlara kadar müthiş bir arayış ve düşünsel üretim içerisinde olan, tüm bunları da toplumsal özgürlük özlemiyle yapan devrimci bir insanla karşılaşırsınız.

Peki, neden bu türden devrim emekçilerinin çabalarını değerlendirip anlamlandırmayalım? Sosyalist olmak öncelikle emeğe saygı ve edep sahibi olmak değil midir?

‘YANLIŞ OLAN, SOSYALİZMİ STATİK, DEĞİŞMEZ ELE ALMAK VE SINIRLANDIRMAKTIR’

Yanlış olan, sosyalizmi statik, değişmez ve sadece birkaç öncüye mahsus bir formül olarak ele almak ve onlarla sınırlandırmaktır. Nasıl ki doğa, insan ve toplum sürekli bir oluş içerisinde yenilenerek kendini var ediyor ve geleceğe taşıyorsa, sosyalist teori ve pratik de bu diyalektiğe paralel olarak kendini var edecektir. Bu anlamda, evet, anarşizmi tarihsel toplum geleneğinin bir mirası ve bileşeni olarak görüyor ve doğrularını sahipleniyoruz. Ancak bu, bizi anarşist yapmadığı gibi, bu türden çıkarsamaların yapılmasına da olanak tanımaz.

‘Demokratik Modernite Paradigması’ ve ‘Demokratik Toplum Sosyalizmi’ kuramsal anlamda, PKK’nin ne olduğuna dair açık bildirimlerde bulunduğu gibi; Medya Savunma Alanları, Rojava, Şengal ve Mexmur’daki demokratik komünal yaşam, insan toplumsallığının, pekala 200 yıl önce olduğu gibi, ulus-devlet olmaksızın da kendini inşa edip sürdürülebilirliğinin prototipi olarak ortada durmaktadır.

PKK, ulus-devlet ve iktidar eleştirisi ile yapısını anarşizme çekmedi; aksine demokratik ulus çözümü ile evrensel işleyişin farklılığa dayalı çeşitliliği ve çokluğunu sosyalizm potasında buluşturarak, yeni bir özgürlük hareketinin ve halklar açısından bütünlüklü bir mücadelenin kıvılcımını oluşturmuş oldu.

‘DEMOKRATİK ULUS SOSYALİZMİ, KOMÜNAL BİRLİK RUHUNUN HAKİM OLDUĞU ANLAYIŞI ESAS ALIR’

27 Şubat çağrısıyla birlikte Önder Apo, PKK'de her dönem bir değişim ve gelişim sağlayan sosyalizm anlayışını 'Demokratik Ulus Sosyalizmi' olarak tanımladı. Demokratik Ulus Sosyalizmi nedir?

Demokratik ulus ya da demokratik toplum sosyalizmi, kök hücresi komün olan; tüm farklı kimlikleri, inançları ve mezhepleri, kadının kurucu öncülüğünde özgün, eşit ve demokratik bir biçimde buluşturan; bünyesinde devlete, iktidar örgütlenmesine ve onun sınıfsal anlayışına yer tanımayan bir sosyalizmdir.

Komünal yaşam ve kadın öncülüğüne dayalı bir toplumsal yaşam örgütlenmesi olarak, kendini toplumların kolektif bir dayanışmasına ve özgün-özerk yönetimlerine dayandırır. Kapitalizmin burjuva iktidar örgütlenmesi karşısında, demokratik toplum sosyalizmi her toplumun kendi öz kültürel değerleri doğrultusunda sömürünün, gaspın, eşitsizliğin ve tahakkümün olmadığı; bunun yerine özgürlükçü ve dayanışmacı bir kültür ile komünal birlik ruhunun hakim olduğu demokratik bir yaşamı esas alır.

Amacı, toplumun kendi ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir örgütlenme düzeyine kavuşması ve demokratik bir muhtevada varlığını sürdürebilmesidir.

Demokratik toplum sosyalizminin dili ve eylemi politiktir. Demokratik toplumun, demokratik siyasetin gerçekleştireceği bilinçlendirme, örgütleme ve eylemle varlık kazanacağını bildiğinden, demokratik siyaseti stratejik bir tutum olarak belirler. Bütün bunların yaşam bulması için de bütünsel hukuku ve öz savunmayı önceler.

‘TOPLUMSALLIK DEMEK, KOMÜN DEMEKTİR’

Kadının demokratik toplum sosyalizminin ana ve kurucu unsuru olması, kadının ilk köle, ilk sömürge ve toplumsal sorunsallığın karşıtlaştırma temelindeki başlangıcını oluşturması sebebiyledir. Bu nedenle, toplumsal özgürleşme ancak kadının özgürleşmesiyle mümkün olabilecektir. Bu da kadın özgürlüğüne göre yaşamayı bilmekten geçmektedir.

Komünün kök hücre olarak belirlenmesi ise, toplumun binlerce yıla dayalı var oluşunun komünal temelde pratikleşmesiyle ilişkilidir. Toplumsallık demek, komün demektir; dayanışma, paylaşım, iş birliği ve ortak yönetimin yanı sıra, ahlaki ve politik tutumun da kaynağı komünal yaşamdır. Komün, devlet ve iktidarın olmadığı toplumsallıktır.

Bütünsel hukuk, bu bağlamda, hak odaklı mücadelenin yasal güvenceye kavuşturulması eylemidir. Her toplumun kendi kimlik ve kültürünü yapılandırıp geliştirmesine olanak tanıyacak tarzda yasal ve anayasal hukuki güvencelerinin oluşturulmasını amaçlar.

Öz savunma ise esasta varoluşsal bir gerekliliktir ve bu nedenle de vazgeçilmezdir. Demokratik siyasetin, bütünsel hukuk temelinde güvenceye alındığı koşullarda, öz savunma kendini hukuki ve siyasi mücadele olarak gerçekleştirir. Ancak bütüncül hukukun pratik geçerlilik kazanmadığı zeminlerde ve inkâr ile yönelimlerin özelliğine göre, öz savunma yöntemleri geliştirmek, toplumu savunmanın başlıca görevidir.

‘ÖNDER APO, SOSYALİZME KUVVETLİ BİR ETİK VE TUTKULU BİR SİYASET ANLAYIŞINI KAZANDIRDI’

Önder Apo ve PKK, yeni dönem çağrısı ve ideolojik yapılanmasıyla dünya devrimci hareketinin önderi konumuna mı geldi?

Aslında Önder Apo ve PKK, reel sosyalizmin çözülmesi ve paralelindeki örgütlenmelerin hem teorik hem de pratik mücadele alanlarını terk etmeye başlamalarıyla birlikte fiilen dünya devrimci hareketinin öncülüğü konumunu üstlenmiş oldu. Demokratik modernite paradigmasıyla bu süreç daha da olgunlaştırıldı. Son yeni süreç çağrısı ve manifestosuyla birlikte ise, bu kuramsal ve pratik öncülüğün zirve yaptığını söyleyebiliriz.

Biliyorsunuz, reel sosyalizmin yaşadığı çözülme ve çöküş, dünya sosyalizmi ve devrimci hareketlerinde ciddi bir tıkanıklık ile bunalıma yol açtı. Bunun üstesinden gelmeye dönük birçok sosyalist düşünür ve eylemci, belirli bir arayış ve sorgulamalar içerisine girmiş ve sonuçta yeni bir insanlık eylemine, bütünlüklü bir sosyalist kurama ihtiyaç olduğunu belirtmişlerse de maalesef hiçbiri bu belirlemenin ötesine geçememişlerdir. Başta A. Negri olmak üzere bazıları alternatif bir moderniteyi uyarlamıştır; ama bunu bir program haline getirip, örgüt ve stratejiyle buluşturarak, bütünlüklü bir çıkışın mücadele hareketi haline getirmeyi hiçbiri düşünememiş veya başaramamıştır.

Bu tür kaotik süreçlerde kurucu rol üstlenmek önemlidir. Çünkü kurucu rol üstlenmek, her şeyi kökünden irdelemeyi, dolayısıyla kurucu politika oluşturmayı ve özgürlüğü fiili hale getiren eylemsel bir çıkışta bulunmayı gerektirir.

Önder Apo, demokratik modernite kuramıyla böyle bir kurucu rol üstlenerek hem bütünü gezen bütünlüklü bir özgürlük kuramı geliştirdi hem de bunun özgürleştirici örgüt ve stratejisinin, ideoloji ve sosyolojisinin nasıl olması gerektiğini ortaya koydu. Bununla Önder Apo, sosyalizme kuvvetli bir etik ve tutkulu bir siyaset anlayışını da kazandırmış oldu.

‘SİZİ BAŞARI YOLUNA KOYACAK OLAN, İDEOLOJİYİ ÖRGÜTLENME İLE BULUŞTURACAK POLİTİK ADIMDIR’

Devrimci ahlak ve bilinç sahibi her kişi bilir ki, devrimci özgürleşme, Gordion düğümü misali boğumlanmış tarihsel ve toplumsal sorunları çözmeniz durumunda mümkün hale gelir. Çelişkileri açığa çıkarmak, tanımlamak ve çözüme dair ‘Ne yapmalı?’ sorusuna yanıtlar oluşturmak önemli olmakla birlikte, işin sadece bir boyutunu tanımlar. Tamamlayıcı diğer boyut ise, ‘Nasıl yapmalı?’ sorusuna, varlığın özgürleşme eylemi olan örgütlenme modeliyle vereceğiniz cevaptır.

Sizi başarı yoluna koyacak olan da ideolojiyi örgütlenme ile buluşturacak olan bu politik adımdır. Önder Apo’nun önderlik gücünün kaynağı, bu politik adımı her şart altında atabilmesi ve süreçleri kendi politik hedefleri doğrultusunda yeniden ama yeniden yorumlayabilip yenileyebilmesidir. Politik sezgiye dayalı bu güçlü yönünü, katı, statik ve mekanik olmaktan çok, esnek, yapıcı ve etkileyen-etkileyen direniş felsefesiyle buluşturmuş olması, onu çağımızın en çok ihtiyaç duyulan bilge önderlik konumuna taşımıştır. Nitekim bize bunları söyleten, Önder Apo’nun bizzat kuramsal yönüyle sezinlediği sosyalist külliyat ve PKK’sel örgütlü varoluşun kendisidir.

Bu aynı zamanda, Apocu diyalektiğin dile ve eyleme gelerek kendini, kendi emeğiyle önderliksel tarzda inşa etmesi ve oluşma çabasıdır.

‘ÖNDER APO’DA MUAZZAM BİR SÜREKLİLİK VE DEVAMLILIK VAR’

Bir anlığına, 90’lı yılların ortalarında yazılan ‘Sosyalizmde ısrar, insan olmakta ısrardır’ eserini ve Önder Apo’nun şu ifadelerini hatırlayın:

‘21. yüzyılın, cinsler arası ilişkilerin en çok düzenleneceği bir yüzyıl olma kanısındayım. İlk karşı devrim cinsel alanda yapıldığı gibi, en büyük ve son devrim de cins ilişkilerinde gerçekleşecektir. Benim vardığım diğer bir sonuç ise, cinsler arası ilişki sanıldığından daha fazla karmaşık, sömürüyü ve baskıyı gizleyen ve genelleştiren bir karaktere sahiptir. Hatta sınıflar ve uluslararası çelişkilerden daha tehlikelisi, cinsler arasında gizlidir. Bizde çok geneldir ve buna alet olmayan insan yok denecek kadar azdır. O halde ileride en çok üzerinde özgürleşme faaliyetinin, devrimci gelişmenin ve düzenlemelerin yürütüleceği saha, cinsler arası ilişki sahası olacaktır.’

Sonra da yeni manifestoyu inceleyin. Göreceğiniz şudur: Önder Apo’da muazzam bir süreklilik ve devamlılık vardır. Ancak bu süreklilik durağan ve aynı değil; kök ilkeye bağlı, dinamik bir yenilenme içerisindedir. Bu özelliğini görüşmelerde de yansıtmaktadır. Tarihe dönük yaptığı analiz ve göndermeler rastgele yapılmamıştır. Her biri, tarihin hafızasından ve bilincinden damıtılmış olup, güncele dair uyarılar işlevi taşır.

Bu realitenin, Önder Apo şahsında Kürdi ve Kürdistani renk ve tonlarda hayat bulmuş olması ise, belki de tarihin tüm ilklerinin doğurucusu olan bu coğrafyaya bir vefadır.