Türkiye'de son yıllarda yaygınlaşan ve kamuoyunda "kuyu tipi" olarak anılan S ve Y tipi hapishaneler, mahpusları fiziksel olarak hapsetmenin ötesinde, onları sosyal hayattan, insani ilişkilerden ve temel haklardan soyutlayan bir sistemin parçası haline geldi.
Yüksek güvenlikli infaz kurumları olarak tasarlan S ve Y tipi hapishaneler, özellikle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış tutsaklar için inşa edilse de zamanla bu statüde olmayan tutsaklar da aynı koşullarda tutulmaya başlandı. F tipi hapishanelerden farklı olarak, S ve Y tipi hapishanelerde yalnızca hücre sistemi bulunuyor, koğuş ise yok. Hücreler tek kişilik ve tutsaklar günün 22.5 saatini bu dar alanda geçiriyor. Havalandırma hakkı ise yalnızca 1.5 saatle sınırlı ve bu alanlar hücreyle doğrudan bağlantılı değil.
KUYU TİPİ İNSAN SAĞLIĞINA DOĞRUDAN ZARAR VERİYOR
Bu hapishanelerin en büyük eleştiri noktası, tutsakları sosyal izolasyona mahkûm etmesi. Hücrelerde kamera ile sürekli izlenme, güneş ışığından mahrum bırakılma, çıplak arama uygulamaları, ayakta sayım dayatmaları ve görüş haklarının kısıtlanması gibi uygulamalar hem fiziksel hem de ruhsal sağlığı tehdit eden unsurlar olarak öne çıkıyor.
İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, Kuyu Tipi hapishanelere dair sorduğumuz en yaygın hak ihlallerine dair şöyle cevap verdi: “Kuyu Tipi hapishanelerdeki asıl sorun, ağır tecrit uygulamasıdır. Güneş görmemesi, havalandırmanın hücreden farklı bir yerde olması ve günde ancak bir veya bir buçuk saat havalandırmaya çıkarılmaları, diğer mahkumlarla görüşme imkanlarının bulunmaması, pencerelerde demir parmaklığa ek olarak yaklaşık 1 santimetrekare ebatında delikleri olan tel örgülerin hava akışını güçleştirmesi... Mahkumlar, insan sesine dahi hasret kaldıklarını söylüyor.
Hücrelerin güneş görmemesi sağlık açısından temel bir sorundur. Bu, bağışıklık sistemi dahil vücudun birçok işleyişini olumsuz yönde etkilemektedir. Hücrelerdeki hava akışının yetersizliği de biyolojik sağlığı bozmaktadır. Dar mekânda yaşamak hem ruhsal hem de fiziksel sağlıkta kötü sonuçlara yol açmaktadır. Yine, tecrit nedeniyle sosyallikten mahrum kalmak akıl sağlığında arazlara yol açtığı bilinmektedir.”
Uzun süreli tecrit, psikolojik bozukluklara, duyusal yoksunluğa ve algı bozukluklarına yol açabiliyor. Bu sebeple mahpuslar zamanla yönelim kaybı, depresyon, anksiyete ve çeşitli psikosomatik rahatsızlıklar geliştirebilir. Ankara Tabip Odası’nın raporlarına göre, bu izolasyon biçimi insan sağlığına doğrudan zarar vermekte ve geri dönüşü olmayan etkiler bırakmaktadır.
KAMUOYU KUYU TİPİ HAPİSHANELERDEN BİHABER
S ve Y tipi hapishaneler, mimarisiyle bile mahpuslara “yalnızsın” mesajı veren yapılar olarak değerlendiriliyor. İnsan hakları savunucuları, bu yapıların kapatılmasını ve infaz sisteminin insan onuruna uygun hale getirilmesini talep ediyor. Kuyu Tipi hapishanelerin insan sağlığına doğrudan etki ettiğini ifade eden İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, kamuoyunun kuyu tipi hapishaneleri hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığının altını çizdi: “Kuyu Tipi Hapishaneler hakkında kamuoyunun değil bilgisi, haberi dahi olduğunu sanmıyoruz. Duyarlı demokrat çevrelerde bile yeterince yer etmemişken kamuoyunda gündeme gelmesi pek muhtemel değil zaten.
Ne yazık ki bu hapishaneler mevcut yasalara uygun değil. Fakat resmi erkin yaptığı her şey yasal olarak kanıksanmaktadır. Kuyu Tipi hapishanelerin ya da buradaki uygulamaların herhangi bir yasal temeli bulunmadığı halde bu uygulamalar hiçbir kurum ve kişi tarafından dava konusu yapılmamaktadır. Bu durum, az önce bahsettiğimiz mahpuslar üzerindeki sağlık sorunları haricinde toplumdaki resmi erke ve buradan hareketle herhangi bir erke ciddi anlamda bir karşı koyuşun törpülendiği anlamına gelmektedir. Kuyu Tiplerinin toplum ve muhalefet üzerindeki yıkıcı etkisi F Tipi hapishanelerden daha ağırdır. Bu ağırlık şimdiden başlamıştır.”
DÜNYADA BENZER UYGULAMALAR
Kuyu tipi cezaevlerinin dünya genelindeki karşılıkları, genellikle otoriter rejimlerin baskı araçları olarak karşımıza çıkıyor. Nazi Almanyası’nın toplama kampları, Latin Amerika’daki askeri diktatörlüklerin işkence merkezleri ve ABD’deki Guantanamo gibi yapılar, mahpusları yalnızlaştırma ve susturma amacı güden benzer örnekler olarak gösterilebilir. Türkiye’deki kuyu tipi hapishaneler, bu tarihsel örneklerin güncel bir yansıması olarak değerlendirilmektedir. Mahpusların günün büyük kısmını tek kişilik hücrelerde geçirmesi, iletişim haklarının kısıtlanması ve dış dünyayla bağlarının koparılması, bu yapıları sadece bir infaz kurumu değil, aynı zamanda bir tecrit laboratuvarı haline getirmektedir.