Önder Apo’nun öncülüğünde yürütülen Barış ve Demokratik Toplum Sürecine uluslararası destekler sürüyor. Farklı ülkelerden ve toplumsal kesimlerden uzman isimler, yaptıkları değerlendirmelerde sürecin Kürt sorununun demokratik çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından tarihi bir fırsat sunduğuna dikkat çekiyor. Açıklamalarda, Kürt Özgürlük Hareketi’nin attığı adımlar karşısında Türk devletinin sorumluluk alması gerektiği ve Önder Apo’nun geliştirdiği paradigmanın belirleyici rolü vurgulanıyor.
Bu kapsamda İtalyan kadın hakları ve insan hakları savunucusu Laura Quagliuolo, Kürt sorununun demokratik çözümüne yönelik devam eden süreci ANF’ye değerlendirdi.
‘TÜRK DEVLETİ SOMUT ADIMLAR ATMALI’
Kürt özgürlük hareketini uzun süredir yakından takip eden bir insan hakları aktivisti olarak, bugün yürütülen barış sürecini genel hatlarıyla nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye ve Kürdistan’daki barış sürecin tek taraflı olamayacağını düşünüyorum. Kürt tarafının attığı adımlar karşısında, Türkiye barış sürecinin uygulaması konusunu gerçekten ve ciddi bir şekilde ele aldığını gösterecek adımlar atmalı. Ancak bildiğim kadarıyla Türkiye hâlâ Kuzeydoğu Suriye’yi tehdit etmekte, genel olarak bölgeyi saldırılarını sürdürmekte.
Dolayısıyla şu anda, Bahçeli’nin diyaloğa doğru attığı adımlara ve PKK’nin, 11 Temmuz’da Süleymaniye’de düzenlenen törenle de gösterdiği üzere süreci sürdürme iradesine rağmen, Türkiye ölümcül saldırılarına ve tehditlerine devam etmekte. Bunun durmasını ve Türkiye’nin barışı hayata geçirme iradesini göstermesini gerçekten umut ediyorum.
‘ÖCALAN DERHAL ÖZGÜR OLMALI’
Bu sürecin temel aktörlerinden olan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, süreçte oynadığı kilit role rağmen hâlâ ağır tecrit koşulları altında tutulmakta. Sizce Öcalan’ın özgürlüğü, barış sürecinin ilerlemesi açısından nasıl bir öneme sahip?
Abdullah Öcalan, son 26 yıl içinde dokuz kez tek taraflı ateşkes çağrısında bulunmuştur.
1993’ü, 1999’da yakalanmasından sonraki dönemi, 2004’ü, 2009’u, 2013’ü ve son olarak Şubat 2015’i hatırlatmak isterim. Öcalan bir liderdir—aslında o bir liderin ötesinde Kürt halkının yol göstericisi ve rehberidir.
Bu noktayı çok güçlü bir şekilde vurgulamaktadır. Ancak barış sürecine katkı sunabilmesi için özgür bir insan olması gerekir. Bu, Türk devletinin barış sürecinin devam etmesi için verebileceği en önemli sinyal, en temel adım olacaktır. Aynı zamanda Apo’ya ve tüm siyasi tutuklulara yönelik insan hakları ihlallerinin sona erdiğini de gösterecektir.
Unutmamalıyız ki, Apo bir semboldür; ancak Türkiye’de çok sayıda siyasi tutuklu bulunmaktadır. Kesin sayıyı bilmiyorum, fakat bunun çok yüksek olduğunu düşünüyorum ve halklar arasında barış ve uzlaşma inşa etme iradesini göstermek için hepsinin serbest bırakılması gerekmektedir. Tüm insan haklarına saygı gösterilmeli ve barış sürecinin ilerleyebilmesi için Abdullah Öcalan özgürlüğüne kavuşmalıdır.
‘ÖCALAN BU SÜREÇTE YENİ BİR TOPLUM İNŞA ETMEK İSTİYOR’
Başta Ortadoğu olmak üzere küresel düzeyde silahlanmanın arttığı bir dönemde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan barıştan yana bir tavır koydu. Öcalan’ın geliştirdiği paradigma; demokratik toplum, halkların birlikte yaşamı ve çatışmasızlık açısından nasıl bir alternatif sunuyor? Bu yönüyle klasik çözüm modellerinden nerede ayrışıyor?
Abdullah Öcalan’ın paradigmasına ilişkin söylenmesi gereken çok önemli bir nokta kadınlara yaptığı vurgudur. Özellikle son çağrısında, kadınların toplumun yeniden inşasında öncü bir rol üstlenmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Bu son derece önemli bir husustur ve özellikle altı çizilmelidir. Bu model ile klasik barış süreçleri ya da çatışma çözümü modelleri arasındaki bir diğer fark, Abdullah Öcalan’ın sürecin tabandan başlaması gerektiğini savunmasıdır. Bu, dünyanın güçlü liderleri tarafından yukarıdan belirlenen ve belirli bir hâkimiyet anlayışına göre toprakların paylaşıldığı bir süreç olmamalıdır.
Bu, toplumun ve birlikte yaşamın yeniden inşa edilmesini; halklar ve dinler arasındaki birlikte yaşamın, dillerin ve geleneklerin saygı temelinde yeniden kurulmasını amaçlayan; ahlaki ve politik bir toplumun inşasını hedefleyen bir süreçtir.
Dolayısıyla bu barış süreci halkın, yani toplumun yararına olmalıdır. Bu çok önemli bir farktır. Örneğin Filistin’e baktığımızda, bugün buna barış diyorlar; ancak gerçekte bu barış değildir.
Her şeyden önce İsrail bombardımanlara devam etmekte ve bölgeyi hâkimiyeti altında tutarak Filistinlilerin haklarına saygı göstermemektedir. Bu durum barış olarak adlandırılamaz.
Bu, uzun zamandır dünyanın birçok yerinde yaşanan bir durumdur. Barış süreci, esasen toplumun yeniden inşasını hedefleyen uzun vadeli bir süreç olmalıdır. Anladığım kadarıyla Abdullah Öcalan’ın çağrısı da tam olarak budur.
‘ÖCALAN FİKİRLERİ DÜNYADA DEĞİŞİMİ ESAS ALIYOR’
Bugün barış tartışmaları yapılırken, Abdullah Öcalan’ın fikirlerinin doğrudan halklara ulaşmasının engellenmek istenmesi veya çoğu zaman soyutlanarak ya da kişiselleştirilerek ele alınmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şöyle diyebiliriz ki, Öcalan günümüzde yaşayan en önemli filozoflardan biridir, hatta dünyadaki başlıca yaşayan filozoflardan biridir. Bunun son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Onun önerisi — demokratik ulusun yeniden inşasına yönelik siyasi önerisi — temeldir ve dünya için çok büyük bir öneme sahiptir.
Bu yalnızca Orta Doğu için önemli değil. Eğer bu fikirler siyasal bağlamından koparılırsa, neredeyse bir tür oyun gibi ele alınmış olur. Öcalan’ın fikirleri, felsefi ve tarihsel açıdan ciddi biçimde ele alınmak istenmiyor.
Onun analizi son derece önemlidir. Bu analiz siyasal bağlamdan soyutlanamaz; çünkü kendisi tam da siyasal bağlamı analiz etmektedir. Sadece Orta Doğu’daki değil, tüm dünyadaki siyasal durumu analiz etmektedir.
Bu nedenle bu görüşler, yalnızca Orta Doğu’da değil, tüm dünyada bir değişim yaratabilmek için dikkate alınmalıdır. Belki de bu, karşı tarafın neden korktuğunu açıklar; bu fikirlerin insanların zihinlerine nüfuz edebileceğinden korkuyorlar. Bu yüzden Öcalan’ın fikirlerinin bu şekilde dışlanması son derece olumsuzdur.
‘ÖCALAN’IN PARADİGMASINI OLAĞANÜSTÜ KILAN, KADINA VERDİĞİ ÖNEMDİR’
Kadın özgürlüğünü merkeze alan yaklaşım, Öcalan paradigmasının önemli bir boyutu. Sizce bu yaklaşım barışın toplumsallaşması açısından ne ifade ediyor?
Bu son derece önemlidir. Bu, Abdullah Öcalan’ın paradigmanın ne olduğunu anlatmak ve anlaşılmasını sağlamak için sunduğu en yenilikçi katkılardan biridir.
Kadınların baskı altına alınmasının ne zaman başladığına dair yaptığı analiz çok önemlidir. Bugün Göbeklitepe gibi yeni arkeolojik keşifler ve benzerleri vardır; bunlar ataerkilliğin ne zaman başladığı üzerine düşünmemize olanak tanımaktadır. Yine de açıkça söylemeliyiz ki kadınlar ilk sömürgedir ve kadınlar hâlâ olması gerektiği gibi özgürleşmiş değildir.
Özgürleşme, ataerkillikten ve tarihsel baskıdan kurtulmak anlamına gelir. Kadınlar, savaşların ve toplum içindeki baskıların bedelini her zaman en ağır şekilde ödeyenler olmuştur. Bu nedenle bu konu son derece temeldir.
Ayrıca Jineoloji çalışmasının hayata geçirilmesi de temel bir öneme sahiptir. Jineoloji, tarihi, bilimi ve toplumu farklı bir şekilde anlamak ve düşünmek için çok önemlidir. Bu, bir araya getirilmesi gereken bir başka önemli yapboz parçasıdır.
Bu yaklaşım gerçekten yenilikçidir; çünkü dünyada neredeyse hiç kimse kadınları bir paradigmanın temel bir boyutu olarak ele almaz. Kendilerini sosyalist olarak tanımlayanlar bile kadınların özgürleşmesini temel bir adım olarak görmezler. Genellikle şöyle derler: ‘Önce iktidarı alalım, sonra kadınların sorunlarını çözeriz’. Bu doğru bir yol değildir.
Doğru olan şudur: Kadınlar örgütlenmeli, öğrenmeli, analiz etmeli ve toplumun neye ihtiyaç duyduğunu dile getirmelidir; çünkü kadınlar her zaman toplumu bir arada tutanlar olmuştur. İşte Öcalan paradigmasını gerçekten olağanüstü kılan da budur.
‘ÖCALAN’I HERKESE ANLATMALIYIZ’
Kürt özgürlük hareketinin barış konusundaki ısrarı ve dönüşüm kapasitesi, sizce uluslararası kamuoyu tarafından yeterince doğru okunuyor mu?
Bunun uluslararası kamuoyu tarafından gerçekten yeterince anlaşıldığını düşünmüyorum. Büyük bir çaba gösterilmesi gerekiyor; yani bunu bir şekilde anlayan herkes tarafından.
Öcalan’ın fikirlerini anlamak kolay değil. Okumak, analiz etmek, tartışmak ve bu tartışmaları sürdürmek gerekir; ayrıca bu fikirleri somut alanlara taşımak da gerekir. Bu çok zordur. Örneğin İtalya’da, geçmişin fikirleri hâlâ aktivistlerin, hatta gençlerin zihinlerinde yer etmektedir. Bunu kendime yönelik eleştirel bir şekilde söylüyorum. Ben yaşlıyım ve örnek olması gereken bizlerdik, ancak iyi bir örnek sunduğumuzu düşünmüyorum.
Gençlerle, özellikle de kadınlarla çalışmaya başlamalı ve onlara yeni bir paradigmanın her yerde uygulanabileceğini anlatmalıyız. Bu çok büyük bir görevdir. Uzun vadeli bir çalışmayı gerektirir. Tartışma, müzakere ve hareketlerin sürece dâhil edilmesi gerekir.
Ancak bu şekilde bu paradigma her yerde daha iyi anlaşılabilir. Şu anda henüz herkes tarafından — tüm sol hareketler, anarşist hareketler vb. — tam olarak anlaşılmış değil. Abdullah Öcalan’ın bize söylediği çok önemli bir şey var. Her şeyden önce kişinin kendisinden başlaması gerekir.
Bu, yapılması en zor şeydir: kişinin kendi ataerkil ve tahakkümcü tutumlarını değiştirmesi. Başlangıçta yapılması gereken temel çalışma budur. Bu yönde adımlar atan çok insan var, ancak yol uzun. Yine de mümkün olan en iyi şekilde devam etmeli ve katkımızı sunmalıyız.
‘SORUMLULUK ALMALIYIZ’
Avrupa’daki insan hakları çevreleri ve sivil toplum, Abdullah Öcalan’ın içinde bulunduğu koşullar ve Kürt meselesinde yürüyen barış sürecine karşı sizce nasıl bir sorumluluk üstlenmeli?
Bence Kürt meselesi çok önemlidir; daha önce de söylediğim gibi, bu yalnızca bölge için değil, tüm dünya için önemlidir.
Bu nedenle Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü için sorumluluk almalıyız ve bu doğrultuda atılabilecek her adımı atmalıyız. Örneğin yaklaşık bir yıldır Cenova’da yaşıyorum ve belediyeden Öcalan’ın vatandaşlık verilmesi için bir dilekçeyi imzalamasını talep ediyoruz. Bu bir adımdır. Aynı zamanda, paradigmayı yaymak ve insanların bu paradigmayı anlamasını sağlamak da bir diğer önemli adımdır; çünkü bu paradigma Öcalan’dan gelmekte.
Onun fikirlerini anlatmak, Abdullah Öcalan’ın özgürleştirilmesinin ne kadar önemli olduğunu insanlara anlatmanın da bir yoludur. Dolayısıyla yalnızca onun özgürlüğü için değil, aynı zamanda paradigmanın yayılması için de sorumluluk almalıyız. Bu çalışmalar paralel biçimde yürütülmeli; Orta Doğu ve dünya için bu hedeflere ulaşmak adına her türlü ve mümkün olan her yolla ilerlemeye çalışılmalıdır.