Libya’da devlet kurumlarının fiilen dağılmasıyla birlikte göçmenler ve mülteciler, silahlı grupların ve devletle bağlantılı yapıların insafına terk edilmiş durumda. CIVICUS’a konuşan HuMENA araştırmacısı Sarra Zidi, özellikle Sahra Altı Afrika’dan gelen göçmenlerin sistematik ihlallere maruz kaldığını ve bu durumun Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve Birleşmiş Milletler’e bağlı bazı kurumlar tarafından “insanlığa karşı suç” kapsamına girebileceği yönünde değerlendirildiğini ifade etti.
Libya’da sığınma sisteminin bulunmaması, göçmenleri tamamen hukuksuz bir alana itiyor. IPS News’e konuşan Zidi’ye göre, ülkeye giren herkes, daha ilk andan itibaren keyfi gözaltı, işkence ve yargısız infaz riskiyle karşı karşıya. Zidi, Libya’daki göç politikasının fiilen tutuklama üzerine kurulu olduğunu söyledi. Resmiyette Yasadışı Göçle Mücadele Dairesi’ne (DCIM) bağlı görünen gözaltı merkezlerinin önemli bir bölümünün fiilen milisler tarafından yönetildiğini belirten Zidi, insanların kayıt altına alınmadan süresiz biçimde tutulduğunu, avukatlara ve hukuki süreçlere erişimin tamamen engellendiğini kaydetti.
Zidi’nin aktardığına göre, aşırı kalabalık, gıda ve temiz su yetersizliği, sağlık hizmetlerinin yokluğu ve salgın hastalıklar bu merkezlerde “rutin” hale gelmiş durumda. Kadınların ise sistematik biçimde cinsel şiddete maruz bırakıldığını belirten Zidi, zorla fuhuş, tecavüz ve cinsel kölelik uygulamalarının yaygın olduğunu vurguladı.
Zidi, işkencenin yalnızca cezalandırma değil, aynı zamanda bir “rant” aracı olarak kullanıldığını söyledi. Göçmenlere işkence yapılarak ailelerinden fidye istendiğini belirten Zidi, serbest bırakılmalarının çoğu zaman rüşvet ödenmesine bağlı olduğunu aktardı. Serbest kalanların ise belgesiz ve korumasız bırakıldıkları için yeniden gözaltına alınma riskiyle karşı karşıya kaldığını ifade etti.
Uluslararası sivil toplum kuruluşları ve insan hakları örgütlerinin raporlarına göre, kaçakçılık ve insan ticareti ağları Libya genelinde hâkim durumda. Siyah göçmenlerin köle pazarlarında satıldığına dair belgelenmiş vakaların bulunduğunu hatırlatan Zidi, tarım, inşaat ve ev içi hizmetlerde zorla çalıştırmanın yaygın olduğunu, göçmenlerin fiilen “meta” haline getirildiğini söyledi.
Zidi, cezasızlığın neredeyse mutlak olduğunu vurgulayarak, Libya’da işkence ve cinsel şiddet gibi suçları açık biçimde kriminalize eden yasal düzenlemelerin bulunmadığını, bu nedenle hesap verilebilirliğin işlemediğini kaydetti. Bu tablo karşısında, Zidi’ye göre, birçok göçmen dünyanın en ölümcül göç güzergâhı olarak bilinen Orta Akdeniz rotasına çıkmak zorunda kalıyor.
AB’NİN SORUMLULUĞU
Zidi, ihlallerin doğrudan failinin Libya’daki yapılar olduğunu ancak bu durumun Avrupa Birliği’nin göçü dışsallaştırma politikalarından bağımsız ele alınamayacağını ifade etti. 2017’de İtalya ile Libya arasında imzalanan Malta Mutabakatı’ndan bu yana AB’nin Libya Sahil Güvenliği’ni finanse edip eğittiğini hatırlatan Zidi, bu desteğin göçmenlerin denizde yakalanarak yeniden Libya’daki işkence ve gözaltı sistemine teslim edilmesine yol açtığını söyledi.
Zidi ve insan hakları örgütlerine göre, AB’nin “koruma” yerine “engelleme”yi esas alan bu yaklaşımı, ihlalleri durdurmak bir yana milislerin kapasitesini güçlendiriyor.
SİVİL TOPLUMA BASKI
Zidi’nin değerlendirmesine göre, Libya’da sivil toplum örgütleri ihlalleri belgelemek ve mağdurlara destek olmak açısından hayati bir rol oynuyor; ancak ağır baskı altında çalışıyor. Aktivistler, gazeteciler ve insan hakları savunucularının sürekli tehdit, takip, keyfi gözaltı ve zorla kaybetmelere maruz kaldığını belirten Zidi, 2022’de yürürlüğe giren “Siber Suçlar Yasası”nın muğlak suçlamalarla muhalif sesleri susturmak için kullanıldığını ifade etti.
Zidi, Nisan ayında 10 uluslararası sivil toplum örgütünün kapatılmasının, göçmenler için hayati hizmetleri ortadan kaldırdığını ve durumu daha da ağırlaştırdığını vurguladı.
ULUSLARARASI ÇAĞRI
Zidi, uluslararası topluma Libya’daki krizi yeniden öncelik haline getirme çağrısı yaptı. Fonların kesilmesi ya da başka alanlara yönlendirilmesinin göçmenleri daha savunmasız bıraktığını belirten Zidi, ayrıca yerel sivil toplumun desteklenmesi ve aktivistlerin Brüksel, Cenevre ve New York gibi merkezlerde güvenli biçimde seslerini duyurabilmesinin hayati önemde olduğunu söyledi.
Zidi, Uluslararası Göç Örgütü (IOM) ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) uzun bürokratik süreçler nedeniyle yetersiz kaldığına da dikkat çekerek, göçmenlerin güvenli biçimde şikâyette bulunabilecekleri, hukuki ve psikososyal destek alabilecekleri mekanizmaların güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Zidi, “Yeterli kaynak, siyasi irade ve hak temelli bir yaklaşımla, Libya’da süren bu insanlık suçları düzeni sona erdirilebilir” dedi.