Lisa Çalan: Acılar, barışa sarılmanın nedeni olmalı
HDP’nin 5 Haziran 2015’teki seçim mitingine yapılan bombalı saldırıda iki ayağını kaybeden Lisa Çalan, “Acılar, barışa daha sıkı sarılmanı bir nedeni olmalıdır” dedi.
HDP’nin 5 Haziran 2015’teki seçim mitingine yapılan bombalı saldırıda iki ayağını kaybeden Lisa Çalan, “Acılar, barışa daha sıkı sarılmanı bir nedeni olmalıdır” dedi.
Barış talebinin uzun, yorucu ve bedellerle dolu bir sürecin sonucu olduğunu hatırlatan sinemacı Lisa Çalan, acıların bir tecrübeye dönüşebileceğini belirterek, slogan atarken bile acılarına yaslanmamaya çalıştığını, çünkü bunun çözüm odaklı olmadığını söyledi.
ANF’ye konuşan sinemacı Lisa Çalan, Halkların Demokratik Partisi'nin (HDP) 5 Haziran 2015’te Amed’de düzenlediği seçim mitingine yapılan bombalı saldırıda ağır yaralandı. Lisa Çalan, aşırı doku kaybı nedeniyle önce bir bacağını, enfeksiyonun artması nedeniyle de diğer bacağını kaybetti. Aradan geçen 10 yılda savaşın bıraktığı yarasıyla yaşayan ve barış umudunu kaybetmeyen Lisa Çalan, binlerce insana da bu süreçte hem umut hem ilham oldu. Her şeye rağmen barışın bireysel değil, toplumsal bir talep olduğunu ve bunun her koşulda sahiplenilmesi gerektiğini belirten Lisa Çalan, savaşın yarattığı kötülüğün en büyük örneğinin ise hafızalarında saklı olduğunu vurguladı.
BARIŞ TALEBİ YENİ DEĞİL
Lisa Çalan, toplumsal barışa dair çağrısını yineleyerek, “Bu sadece Kürtlerin değil, Türkiye’deki tüm halkların ortak meselesidir. Savaşın bedelini herkes ödüyor. Barışı talep etmek en doğal hakkımızdır. Kürt toplumunun yaşadığı tarihsel süreçler yalnızca son 40–45 yılla sınırlı değil, yüzlerce yıllık bir baskı ve direniş tarihi. Bu topraklarda kanlı dönemlerden, katliamlardan geçtik. Bu yüzden barış talebimiz yeni değil; uzun, yorucu ve bedellerle dolu bir sürecin sonucudur” dedi.
ACILARA YASLANARAK SAVAŞIN DEVAMINI İSTEYEMEYİZ
Çalan, savaşın sadece insanlar üzerinde değil, doğa ve kültür üzerinde de yıkıcı etkiler yarattığına işaret ederek, şunları söyledi: “Bir çiçek, bir köy, bir ağaç, sokaktaki bir kedi ya da köpek bile bu savaşın mağduru. Bu nedenle bizler için mesele yalnızca silahlı bir savaş değil, kültürel bir soykırımdır. Kültürün çalınması, bir halkın yok edilmeye çalışılmasıdır. Ben bugün iki bacağını yitirmiş bir kadın olarak konuşuyorum. Abim de aynı şekilde iki ayağını kaybetti. Kürdistan’da neredeyse her on ailenin sekizi bir kayıp yaşamıştır ama bu acılara yaslanarak savaşın devamını istemek mümkün değildir. Aksine, bu acılar barışa daha sıkı sarılmak için bir neden olmalıdır.”
BARIŞ TALEBİ TOPLUMSALLAŞMALI
Acıların bir tecrübeye dönüşebileceğini belirten Çalan, şöyle devam etti: “Slogan atarken bile acılarıma yaslanmamaya çalışıyorum. Bu, insanı geriye iter; çözüm odaklı değildir. Bu noktada barış talebi sadece Kürt-Türk meselesi olarak görülmemeli. Bu savaş sadece Kürtleri değil, Türkiye’deki tüm toplulukları etkiledi. Ermeniler, Süryaniler, Çerkesler... Dolayısıyla barış talebi toplumsallaşmalı. Sanatçılara, yazarlara, sözünü çekinmeden söyleyen insanlara bu konuda büyük sorumluluk düşüyor.”
ÇAĞRI KARADENİZ'DE DE DİLE GETİRİLMELİ
“Barışı talep etmek herkesin en doğal hakkıdır” diyen Çalan, barış çağrısının cesurca dile getirilmesi gerektiğini söyledi. Bu yıkıcılığın en derin hâlini yaşamış biri olarak, bunun çağrıcısı olabileceğini söyleyen Çalan, şunları dile getirdi: “Hikâyem sadece bana ait değil; ailemin, halkımın hikâyesidir. Bu sürecin sorumluluğunu hepimizin alması gerekiyor. Barışı Diyarbakır’da dile getirmek kolay ama aynı cesaretle Karadeniz’de, Konya’da da söyleyebilmeliyiz. Basın, sanat veya edebiyat bunların her biri bu kopuşu onaracak alanlardır. Yeniden yazmak, yeniden konuşmak, yeniden anlatmak gerekiyor.”
HİKAYELER FARKLI AMA TALEPLER AYNI
Toplumun büyük ölçüde korku ve yoksullukla terbiye edildiğini, inancı ve cesareti yeniden diriltmenin kolay olmadığını kaydeden Lisa Çalan, şunları ekledi: “Bunu sanatla, edebiyatla, sosyal medya aracılığıyla, eğitimle desteklememiz gerekiyor. Hikâyeler farklı olsa da talepler aynı; acılar da aynı. Yaşanan bunca acının bir karşılığı olmalı. Meclis’te kurulan komisyonlara büyük görev düşüyor ama toplum olarak biz de bu sürecin itici gücü olmalıyız. 2015 öncesindeki eksik adımların tekrarlanmaması için taleplerimizi yüksek sesle dile getirmeliyiz. Herkesin barış için sorumluluk alıp cesur adımlar atması gerekiyor.”
