GÖRÜNTÜLÜ

Mîrxan Karker: Demokratik İslam için en açık toplum Kürtlerdir

KCK Halklar ve İnançlar Komitesi Üyesi Mîrxan Karker, Kürt toplumunun Demokratik İslam'a en açık toplum olduğunu söyledi.

MIRXAN KARKER

KCK Halklar ve İnançlar Komitesi Üyesi Mîrxan Karker, inançların, dinlerin özü, bunların toplumsallık ve iktidarla ilişkisi hakkında ANF’ye konuştu. 


Ortadoğu’da yaşamın dinler üzerine kurulduğunu ve dinlerin büyük oranda bu coğrafyadan yayıldığını hatırlatan Karker, şunları söyledi: “Onların inanç kaynağı Mezopotamya’dır. Enki, İnana, Marduk ve Tiamat gibi inançlar Sümerlerden etkilenmiştir. Tevrat’a baktığında, Hoşea Kitabı 12. bölüm 3. ayette şöyle geçer; Yakup Peygamber, henüz dünyaya gelmeden kardeşiyle güreşir ve dünyaya biran önce gelmek için topuğundan tutar. Kim dünyaya ilk gelirse, peygamber o olur. Yakup peygamber, İsmail’in oğludur; o da Hz. İbrahim’in torunudur. Yahudi inancına göre Allah’ın en kutsal kavmi onlardır. Allah’ı Yahova diye tanımlarlar. Yahova da onlara ‘benim kavmim’ der. ‘Dünyayı ikiye ayır; bir parçası benim, bir parçası da Yahudilerin olsun’ derler. Dünyayı ikiye ayırdıklarında, büyüğünü kendilerine bırakır, küçüğünü Allah için gizler. Allah bunu kabul etmez ve güreşirler. Böylece sınırlarını genişletir. Yani Yahudiler tarafından böyle bir inanç oluşturulmuştur. 

ÖNCE PUTLARA KARŞI MÜCADELE

Kabe’de 360 put vardı. Her kabilenin bir putu vardı ve bu inanç, Arap kavminin birliğini engelliyordu. Bu nedenle Hz. Muhammed’in mücadelesi öncelikle putlara karşıdır. ‘Allah’ kavramı bu temelde ortaya çıkıyor. Kuran’da en çok geçen kavram odur; 2 bin 699 kez. İhlas Suresi, Allah kavramının temelini oluşturdu. Hz. Muhammed’den önce Tevhit inancı (tek tanrı inancı) yoktu. Kabileler bir olmamıştı, çünkü her biri kendi tanrısı adına savaşıyordu. En büyük tanrıçaları Al-Lat, Menat ve Uzza’ydı. Bu da toplumu parçalı hale getiriyordu.”

‘ALLAH’IN GÖLGESİ’ HÜKÜMDARLAR

Mîrxan Karker, Türklerin inancının da “Tanrı” kavramı ile ifade edildiğini, onlara göre gökte Tanrı, yerde ise hakan, sultan, halife ve padişah varlığını hatırlatarak, şöyle devam etti: “Bu isimler dönemlere göre değişiyordu. Yeryüzündeki padişaha ‘Zillullah’, yani ‘Allah’ın gölgesi’ deniyordu. Onların inancına göre sultan/padişah haram olanı helal, helal olanı da haram kılabilirdi. Fatih Kanunnamesi’nde ‘hükümdar, gerektiğinde kardeşini öldürebilir’ der ve Şeyhülislam da bunun kanun olduğunu söyler. Oysa İslamiyet’e göre haramı helal, helali haram yapan kişi kafir olur. Hükümdar kendini ‘Allah’ın gölgesi’ saydığı için bu hakkı kendinde görür. 

SAVAŞ, ZORBALIK VE HİLEYLE

İşte bundan sonra Osmanlı hanedanında büyük katliamları başlar. Önderlik, son Osmanlı padişahlarının hem kendilerini hem de ordularını değerlendirirken Osmanlı’da kardeş katili için ‘kastik katili’ deyimini kullanır. Önderlik, ‘Orduları vardı ama din ordularıydı. Tıpkı DAİŞ gibi; insanların kafasını keser, toplumları katleder, öldürür, ortadan kaldırır ve korku salarlardı. İtalya’da bu vahşet karşısında ‘Mama mia’ derler, yani ‘eyvah anne’ anlamında. Kürtler de ‘Roma’nın askerleri’ derler’ ifadelerini kullanır.

Ali Şeriati’nın da sultanlık üzerine değerlendirmeleri var. Firavun, sultan, halife fark etmez; hepsi savaş, zorbalık ve hileyle ortaya çıkmıştır. Gücü elinde bulunduran firavundur, yani sultan ve ulus devlet diktatörleridir. Güç onların elindedir. Karun burjuvadır, sermayenin sahibidir; kastik katilini besler, ekonomik finansman sağlar. Belam ise Şeyhülislam’dır; ister müftü olsun ister Diyanet fark etmez. Çünkü o da iktidardan para alır, haramı helal, helali haram kılar. Böylece bir yaşam biçimi kurarlar, bunu meşrulaştırır ve topluma kabul ettirirler.”

RADİKAL İSLAM VE DEMOKRATİK İSLAM

Ortadoğu’da Allah’ın iki şekilde tanımlandığını belirten Mîrxan Karker, şöyle izah etti: “Biri toplumsal boyutuyla, diğeri iktidar boyutuyla. Allah’ı iktidar üzerinden tanımlayanlar, itaati farz sayar. Bunun temelini İbn Teymiye atmıştır. DAİŞ, Hizbul-kontra, Boko Haram gibi örgütler bu radikal İslam’ın temsilcileridir; kişilerin izinden giderler, beyinlerinde yanlış bir Allah kavramı var ve bu anlayışla topluma da yanlış bir yaşam dayatıyorlar. Diğer çizgi ise Suhreverdî, İbn Arabî, Hallac-ı Mansur, Ehmedê Xanî, Feqiyê Teyran’ın çizgisidir. Allah ile toplum, Allah ile insan, Allah ile doğa arasında kopukluk yoktur. Bu nedenle Kürtler toplumsallaşmaya çok açıktır. Ortadoğu’da zulüm, baskı, hastalık, soykırımlar görmüşlerdir ama Demokratik İslam için en açık toplum yine Kürtlerdir. Bir taraftan ibadetlerini yaparlar, bir taraftan toplum için çalışırlar, bir taraftan da demokrasi temelinde yönetimlerini oluştururlar. Bu nedenle denilebilir ki; toplumlar içinde Allah’a en yakın düşünenler Feqiyê Teyran ve Ehmedê Xanî gibi Kürt alimleridir. Kürtlerin inancı da bu esas üzerine şekillenmiştir.” 

Devam edecek…