Muhatabını arayan barış -I-

Önder Apo’nun, barış ve demokratik çözüm için ilk ateşkesi duyurmasının üzerinden 32 yıl geçti. Bugün yeniden barış için en büyük adımı atan Önder Apo, 32 yıldır ciddi bir muhatap arıyor.

BARIŞ SÜREÇLERİ

Kürt Özgürlük Hareketi, 50 yıla yaklaşan savaşın en kritik dönemlerinde barış için ilk adımı atan, çözüm için programlar sunan taraf oldu. Önder Apo’nun 1993’teki ilk ateşkesi duyururken “Bir muhatap arıyorum” seslenişi, onurlu bir barıştan yana olduğunun açık ifadesiydi. 

Önder Apo’nun 27 Şubat 2025’teki tarihi çağrısıyla Türkiye yeni bir sürece girdi. Kürt Özgürlük Hareketi, Türkiye’de demokratik mücadelenin önünün açılması, halkların ortak bir yaşam içerisinde buluşması için önemli adımlar attı. Buna karşın devlet içerisinde savaşı ve çözümsüzlüğü dayatan bir kanat, adım atılmasını engellemekte, provokatif girişim ve söylemlerini sürdürmekte ısrar ediyor. Bundan önce yaşanan ateşkes ve diyalog süreçleri de bu kanadın, kimi zaman uluslararası destek sağlamasıyla da akamete uğradı. 

KÜRT ÖZGÜRLÜK HAREKETİ’NİN ÇABASI YENİ DEĞİL

Kürt Özgürlük Hareketi, başından itibaren savaşı kendilerinin istemediğini, devletin her zaman zor kullanarak Kürt halkını ve öncülerini bastırıp katlettiğini hatırlatarak, Kürdistan Devrimi’nin Yolu’nda Kürdistan’da silahlı mücadelenin gereğini şöyle ifade ediyordu: “Kürdistan, tarih boyunca üzerinde sürekli gerici dış zorun uygulandığı bir ülkedir. Kürdistan’a yönelen zor, daima talancı ve tahripkar bir rol oynamıştır. Sınıflı toplum tarihi boyunca Kürdistan’a hakim olan zor, hemen hemen daima yabancı karakterlidir ve yoğun bir şekilde örgütlüdür. Zorun bu karakteri, toplumsal üretim güçlerinin gelişmemesinin ve Kürdistan’ın yoksulluğunun temel nedenidir. Bugün de Kürdistan’daki zor gerici bir karakterde olup derinliğine ve genişliğine yoğun bir şekilde örgütlenmiştir. Mademki dış zor bu kadar yoğun bir şekilde örgütlenmiş, halkımız üzerinde her gün, her saat, her dakika etkisini duyurmaktadır; o halde, halkımızın çıkarına olan devrimci zor da, karşı devrimci zoru her gün, her saat, her dakika, her saniye dövmelidir. Karşı-devrimin emrindeki tahripkâr, talana ve haksız zora karşılık, halkımızın emrinde yeni bir toplum yaratıcı haklı ve devrimci zoru yaratalım! Kürdistan devriminin uygulayacağı zor, karşı-devrimci zorun niteliğine bağlıdır. “

MAHKEME SAVUNMALARINDA ZOR TANIMI

12 Eylül 1980 darbesi sonrası yaşanan tutuklamalardan sonra Amed’de başlayan ‘PKK Ana Davası’da PKK kadrolarının yaptıkları savunmalarda, PKK’nin ideolojik yaklaşımı açığa çıkmıştı. PKK kurucu kadrolarından Mazlum Doğan’ın  savunmasıdaki şu söz, PKK’nin ilk anından itibaren onurlu bir barış için mücadele ettiğini net bir şekilde ifade ediyordu: “Parti ille kan dökülmesine taraftar değildir. Biz vampir değiliz ki, biz de insanız. Eğer iktidar kavgası mutlaka zoru kullanmayı gerektiriyorsa, önüne iktidar olmayı görev koyan bir örgüt, bir organizasyon bundan kaçınamaz, bu noktadan bakmak zorundadır.”

Yine PKK’nin kurucu kadrolarından Kemal Pir, mahkeme savunmasında PKK’nin ideolojik yapılanmasından ve düşünce sisteminden bahsederken, “Biz halk üzerinde devlet terörünün esmesinden yana değiliz. Yani baskısız dönem ne kadarsa ona uygun davranırız. Baskısız bir dönemi, baskılı bir döneme daima yeğleriz. Düşünce sisteminde de bugün böyledir. Bence baskılı bir dönemi de faşistler istiyor. Ben aynı şeyi istemem. Yani, devlet gelsin, üstlerine baskıda bulunsun, halk da buna karşı ayaklansın. Böyle bir düşünce sistemimiz yok. Marksizmde de böyle bir şey yok zaten. Kürdistan’daki devrim, ulusal kurtuluş devrimi olduğu için, sömürgeci siyasal ve ekonomik yapıyı hedeflediği için, biz uzun süreli bir halk savaşını hedef almışız” diyordu. 

GEREKLİ OLDUĞU İÇİN BAŞVURULAN EYLEMLER

Hakeza PKK kurucularından Mehmet Hayri Durmuş da mahkeme savunmalarında PKK’nin silahlı mücadeleye başlama sebeplerini açıklarken, şunları söylüyordu: “Daha doğrusu şöyle ifade edeyim, Marksizm-Leninizm mutlaka her yerde ve her zaman şiddet uygulanır, her şey şiddetle halledilir biçiminde bir anlayış şekline sahip değildir. Marksizm-Leninizm’de böyle bir kati tutum yoktur. Mümkün olduğu kadar barışçı koşullara girilmesi ve bu tür yöntemlerin uygulanması tercih edilir (…) Halbuki hareketimiz şimdiye kadar hedeflerine saldırı yöneltmiş değildir, yani propaganda olsun diye iddianamede iddia edildiği gibi halk heyecana kapılsın, hareketin etrafında yer alsın ve gençlik silahlanmaya alışsın, bu şekilde ayaklanmanın zemini oluşsun, devlet taciz edilip, halkın üzerine saldırtılsın biçimindeki anlayıştan hareket edilmemiştir. (…) Ajan ve provokatör örgütlere karşı, yerel hain güçlere, milis güçlerine karşı, özellikle halka zulmeden ve halkın birliğini parçalamaya yönelik tavırlar içinde olan çeşitli çevrelere karşı silahlı eylemlere girişmiştir. Ama bunlar dediğim gibi hiçbir zaman propaganda olsun diye değil, aslında son derece gereklilik duyulduğu için, gerekli oldukları için başvurulan eylemlerdir ve taktik biçimdedir.” 

ÖNDER APO: SİLAH KULLANMAK ZORUNDA KALDIK

Önder Apo, 90’lı yıllarda yaptığı bir değerlendirmede, bir heyecan peşinde koşmak için silah almadıklarını, katliamlar karşısında silah kullanmak zorunda kaldıklarını açıklıyordu. 1981 yılında gerçekleşen PKK 1. Konferansı’na sunulan Politik Rapor’da Kürdistan’da zor kullanımının amacı şöyle izah ediliyordu: “Kürdistan’da tüm toplumsal yaşantı, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel alandaki bağımsız gelişim, sömürgeci zorla durdurulmuştur. Bu açıdan, ulusal baskının katmerli zoruna karşılık, devrimin kendi zorunu dayatması şarttır. Hele hele günümüzde, faşist sömürgeciliğin halkımıza karşı tam bir savaş açtığı bu koşullarda, devrimci zor mutlaka kendini dayatmalıdır. Elbette bu, ulusal kurtuluş devrimimizin stratejik temel mücadele biçiminin ilkede tespit edilmesidir.”

Devam edecek…