Muhatabını arayan barış - II
Kürt Özgürlük Hareketi, 1993’teki ilk ateşkesin devlet terörüyle karşılık bulmasının ardından da bu çabasından vazgeçmedi.
Kürt Özgürlük Hareketi, 1993’teki ilk ateşkesin devlet terörüyle karşılık bulmasının ardından da bu çabasından vazgeçmedi.
Çözüm çağrılarına rağmen Türk devleti ısrarlı bir şekilde yok etme, soykırımdan geçirme dayatmasında bulundu. Kürt Özgürlük Hareketi, barış ve çözümden yana olmanın boyun eğmek olmadığı bilinciyle meşru direnişini sürdürdü.
Önder Apo, ilk ateşkesten bir yıl sonra 1994’te Özgür Gündem gazetesindeki bir söyleşisinde savaşın ve PKK’nin savaşa bakışının tanımını yaparak, şunları söylüyordu: “PKK, lanetli ve kabul edilemez duruma son vermenin adıdır. En soysuz tükenişe dur demenin adıdır. Bir vatana yönelme, bir ulusal kimliğe ve özgürlüğe yürüme hareketidir. Savaş da bunu en etkili gerçekleştirme hareketidir. Savaşa Kürtler açısından bir ad vermek istiyorsanız, bu sadece özel savaşa karşı savaşan bir güç değil, Kürt lanetliliğine, Kürt utanmazlığına, Kürt yoksullaşmasına, Kürt ihanetine, Kürt vatansızlığına, Kürt köleliğine, maddi ve manevi olarak her değerin tükenişine karşı bir başkaldırıdır.” derken, verilen savaşın sadece bir silahlı mücadele değil, bir değişim içinde olduğunu vurgular.
TÜRKİYE’DE DEMOKRASİYE GİTMENİN ÇAĞRISIDIR
Savaşın sadece bir silahlı bir mücadele değil, bir toplumsal direniş ve dönüşümün gereği olduğunu vurgulayan Önder Apo, silahlı mücadele her daim bir araç olarak gördüğünü vurguluyordu. Zaten Önder Apo, 1991’de 2000’e Doğru dergisinden Doğu Perinçek’e verdiği söyleşinin daha başında gerillayı tanımlarken, “Bu eylemler gerçeğin sesidir. Gerilla eşittir, Türkiye’de demokrasiye nasıl gidilir; buna bir çağrı sesidir. Halkların eşit, özgür ilişkilerine nasıl gidilir; buna çağrı sesidir. Bağımsızlık ve özgürlük, halklarımız için nasıl sağlanır? Buna bir davetiyedir. Bugün PKK, nefes nefese insan soyundan bitebilecek en büyük fedakarlık, cesaret ve bilincin yoğunlaşmasıdır” diyordu. Önder Apo, aynı söyleşide PKK’nin silahlı mücadeleye başvurmasına dair ise şunları söylüyordu: “Sınır tanımayan baskı, ölçüsü büyük isyanlara yol açar, büyük şiddete yol açar. Biz bunu çok sınırlı olarak ortaya koyduk. Böylesine sınır tanımayan baskılara verilecek cevap çok şiddetli olur. Biz sadece bunun ucunu gösterdik.”
FAZLA KAN DÖKÜLMEDEN SİYASAL ÇÖZÜM YOLUYLA SONUCA GİDELİM
Önder Apo, Mart 1991’de Tempo dergisine verdiği söyleşide, barış ve siyasal mücadeleye dair şunları dile getiriyordu: “Baştan belirttiğimiz gibi, biz halkların demokrasi ortamında ve siyasal görüşmelere ağırlık vererek sorunları çözme yolunu tercih etmek isteriz. Bu bize kapalı tutulduğu için silahlı mücadeleyi esas aldık. Eğer kapalı tutulmaya devam edilirse hiç şüphesiz silahlı mücadele daha da gelişecek, er veya geç onları siyasal görüşmelere zorlayacaktır. Biz de isteriz ki, fazla kan dökülmeden ve siyasal çözüm yoluyla sonuca gidelim ama çok mecbur edilirsek sonuna kadar mücadeleyi silahlı ve silahsız sürdüreceğiz. Tercih kendilerinindir.”
DEVLETİN DİYALOGDAN KAÇMASINI SORGULUYORDU
Önder Apo, Kürt Özgürlük Hareketi’nin tarihi boyunca onurlu bir barıştan yana olduğunu her şekilde, her fırsatta dile getirdi. Önder Apo, Tempo’daki aynı söyleşide karşısında bir muhatap olmadığı gerçeğinin altını çizerek, şöyle devam ediyordu: “Yine şimdiye kadar, ‘şöyle eşkıya oldu, terörist oldu, ayrılıkçı oldu, yasadışı örgüt’ ve benzeri deyimlerle hep üzerimize geldiler. Biz sesimizi çıkarmadık. Basını dinleyince, bu sorular sorulmaya başlandı. Biz de cevaben dedik ki, kendimize ve görüşlerimize güveniyoruz; karşı tarafı da eğer sorunu aynen kabul ediyorlarsa, muhatapları diyaloğu geliştirebilmelidir. Devlettir, arkasında bu kadar güç vardır, bütünüyle ekonomi ve siyaset ellerindedir. O halde ne diye ciddi bir sorun konusunda bir diyalogdan kaçıyor? Olsa olsa maskesinin düşeceğini veya haksız konumda olduğunu ve Kürt halkına verebileceği bir şeyi olmadığını bildiği için, bu nedenle görüşmüyor. Yoksa bizim o kadar zor koşulları ileri sürmemizden değil. Hatta biz en elverişli koşullarda görüşmelere açık olduğumuzu her zaman söylüyoruz. Bence kendileri köşeye sıkışmıştır. Tabii yine, ‘günah benden gitmiştir’ diyeceğiz. Dökülecek kanların vebali, ateşkes de dahil hiçbir barış görüşmesine girmeyen ve tek taraflı iradeyle sonuç almak isteyen geleneksel devletçi politikanın üzerindedir.”
SİLAH AŞIĞI DEĞİLİZ, KARŞI TARAFIN TUTUMUNA BAĞLIDIR
Önder Apo, aynı söyleşi sırasında silahlı mücadeleye yönelik Kürt Özgürlük Hareketi’nin tavrının ne olduğunu da açık bir biçimde ifade ediyor, uyarılarda da bulunarak şöyle devam ediyordu: “Biz silahlı mücadeleyle iyi siyasi sonuçlar alıyoruz. Fakat TC, silah zoruyla, ordu eliyle fazla ilerlemiyor. Aslında bu anlamda politikası tükenmiştir. Ordunun sopa kullanması biraz da körcedir, siyasi sonuçları olmuyor. (…) TC silah zoruyla sonuç alamaz ama biz alırız. Ama bu böyledir diye ‘sonuna kadar şiddet’ gibi bir anlayışımız da olamaz. Bu koşullara bağlı. Gerçekten bunu söylüyorum. Biz silah aşığı değiliz. İlla her şey silahla olur, demiyorum ama bu, gerçekten karşı tarafın durumuna bağlıdır. Bize imha, sopa politikasını dayatan kendileridir. Savunma da olan biziz. Bize dayatılan teslimiyettir fakat PKK de gerçekten teslimiyete karşı büyük direniş gösterdi. Bu aşamadan sonra teslimiyeti düşünemez, özgür koşullarda meselelerin çözümünü ister.”
TÜRKİYE HALKININ DEMOKRASİSİNE BÜYÜK SOLUK ALDIRDIK
Önder Apo, 1992’de Yeni Asır gazetesine verdiği bir söyleşide, Türkiye halklarına açık bir çağrı yaparak, savaşın gerekçesini ve ne istediklerini tekrarlıyordu: “Eğer halkın sağduyusuna, demokrasinin ve siyasetin ağırlığına inanıyorlarsa gelip çözüm yollarına da gitsinler. Bununla Türklük kaybetmeyecek, vatan bölünüp parçalanmayacaktır; sadece halkların özgür iradesine dayalı gelişmeler söz konusu olacaktır. Gelsinler tartışsınlar, bunun böyle olduğu anlaşılacaktır. İşte bunları bir kez daha belirteceğim. Kabul görürse görür, görmezse biz kendi kaderimizi tayin etmek için tek seçenek olarak bize dayatılan bu savaşı tırmandırmaktan çekinmeyeceğiz. Bunu bir kez daha belirtirken, gerçekten Türkiye halkına karşı bir düşmanlık geliştirmek aklımızın ucundan bile geçmiyor. Türk ulusuna karşı değiliz, biz devlet içinde ısrarla kendi şahsi menfaatlerini her türlü ulusal çıkar üzerinde tutan askeri-sivil bürokratik, bağnaz, tutucu kesime karşı savaşım yürüteceğiz. Bu açıdan, Türk ulusuyla özel bir karşıtlığımız yoktur. Hatta mücadelemiz, Türkiye halkının demokrasisine büyük yol ve soluk aldırmıştır. Bundan sonra daha çok böyle olacaktır. Eğer barışçıl yolla olmazsa savaş yoluyla da halklarımızın özgürlüğüne giden yolda başarılı olacağımıza inanıyoruz.”
ÇOK ŞİDDETLİ SİYASAL BİR ÇÖZÜME İHTİYAÇ VAR
Önder Apo, ilk ateşkes sonrası Nisan 1993’te gazeteci Hasan Cemal ve Ramazan Öztürk’e verdiği söyleşide, siyasi mücadeleyi ne kadar zorladığını şöyle özetliyordu: “PKK’nin yürüttüğü bu silahlı mücadele, eğer siyasi amacı ol mayan kör bir şiddet olsaydı, üzerinde neredeyse dünyanın koalisyonu sağlandığına ve genel bir ordu gücü karşısında olduğuna göre bu kadar dayanmazdı ve çok yoğun bir siyasal ifadenin aracı olmasaydı bu silahlı mücadele kesinlikle birkaç ay içinde boğulurdu. Aslında çok şiddetli bir siyasal çözüme ihtiyaç var. Bu siyasi çözüm yolu yine bir o kadar şiddetle engellenmişti ama PKK de tam can alıcı yerinde ‘madem sen şiddetle bu yolu kapattın, ben de şiddetle bu yolu açacağım’ dedi. Çok yerinde ve haklı olduğu için aslında sonuç alabildi. Yani silahla kapanan siyasi yola bir şiddetle karşılık verme ve o yolu açma denemesidir.”
HER ŞEYİ ASKERİ YOLLA ÇÖZERİZ DİYE BİR DERDİMİZ YOK
İlk ateşkesin devletin saldırılarıyla bitmesinden sonra 1994’te gazeteci Günay Aslan’ın sorularını yanıtlayan Önder Apo, şu net ifadeleri kullanıyordu: “Daha önce de belirttiğimiz gibi eğer siyasal yönteme itibar edilecekse, bu ağır krizler ve gerçekten Türk halkının da çok rahatsız olduğu bu savaşın yıkıntılarından kurtulunmak isteniyorsa, bir ateşkesin yararlı olacağına her zaman inandık. Askeri üstünlük peşinde değiliz ama bize reva görülen, askeri çözüm adı altında yürütülen halkımızın adının bile inkâr edilmesidir. Yani soykırım politikasını esas alan bir özel savaşın da tek taraflı olarak sürüp gitmesine ve ona hiçbir tepkide bulunulmamasına asla rıza gösteremeyiz. Her şeyi askeri yolla çözeriz diye bir derdimiz de yoktur ama bir halkın soykırımına razı olmaktansa, onun son ferdine kadar direnmesini daha şerefli, onurlu ve yaşamsal görürüz. Gerçekten eğer siyasal bir çözüm yoluna itibar edilirse biz buna son derece açığız.”
BİZ BU ZULMÜ DURDURMAK İSTİYORUZ
Önder Apo, aynı söyleşide 1993’teki ateşkesin tek taraflı kalmasını eleştirerek, şunları dile getiriyordu: “Şimdi neden tek taraflı ateşkes, neden kasabın eline mışıl mışıl koyunun boynunu uzatalım? Vicdan bunun neresinde, adalet bunun neresinde? Hangi nizamla, hangi ahlakla bize kurbanlık koyun olma yolu öneriliyor? Kimliğimizi kazanmak istiyoruz, insanlığımıza sahip çıkmak istiyoruz, başka hiçbir şey istemiyoruz. Karşı taraf ise ‘Sen yok olacaksın, adından tut cinsine, cibilliyetine, tarihine ve kültürüne kadar her şeyini inkâr edeceksin’ diyor. Bu kadar zulüm dünyanın neresinde görülmüştür? Biz bu zulmü durdurmak istiyoruz. Zor bela bir direniş göstermek istiyorsak, gerçekten o soykırım politikasını durdurmak içindir. Anadolu halklar tarihine bakılsın; dört bin yıllık kültürler katledildi, ortadan kaldırıldı.”
BARIŞÇIL, DEMOKRATİK VE SİYASİ PLATFORM ÇABASI
Kürt Özgürlük Hareketi’nin barışı sadece bir taktik olarak görmediğini her defasında dile getiren Önder Apo, ilk ateşkes döneminde devletin bütün saldırılarına rağmen Özgür Gündem gazetesinde Nisan 1993’te yayınlanan röportajında bu ısrarını şöyle özetliyordu: “Elimden geldiğince tekrar mücadeleyi barışçıl, demokratik ve siyasi platforma dökmeye çaba harcayacağım ama gerçekten onurlu bir biçimde, halkların eşitliğini ve özgür birlikteliğini ifade edecek bir biçimde bunu yapmaya çalışacağım.”
Devam edecek…