DEM Parti Şırnak Milletvekili Newroz Uysal Aslan, Newroz kutlamaları sonrası artan gözaltı ve tutuklamaların Rojava eylemlerimde de benzer şekilde seyrettiğini hatırlatarak, barışın dilinin vaatlerde değil, mevcut yasaların ve uluslararası sözleşmelerin uygulanmasında aranması gerektiğini ifade etti. Terörle Mücadele Kanunu veya infaz yasalarında değişiklik beklenmeksizin atılabilecek somut adımların bir “demokrasi sınavı” olduğunu vurgulayan Aslan; hasta mahpuslar, kayyum politikaları ve Önder Apo'nun hukuki statüsü gibi temel başlıkların çözüme kavuşturulmamasının toplumsal güvensizliği derinleştirdiğinin altını çizdi. Aslan, belirsizliğin ortadan kalkması için iktidarı şeffaf bir takvim ve somut bir siyasi irade ortaya koymaya çağırdı.
Meclis bünyesindeki komisyon raporunun bir yol haritası olması gerektiğini de belirten Aslan, iktidar kanadından gelen pozitif söylemler ile sahadaki uygulamalar arasındaki çelişkiye dikkat çekti.
HUKUKUN SİYASALLAŞMASI DERHAL DURMALI
Meclis bünyesindeki komisyon raporunun kritik bir eşik olduğunu hatırlatan DEM Parti Şırnak Milletvekili Newroz Uysal Aslan, çözüm süreci tartışmalarına ilişkin mevcut tablonun henüz somut bir iyileşme içermediğini vurguladı: “Aslında bu son Newroz operasyonlarının bir benzerini daha önce Rojava'da da yaşadık. Komisyon raporunun 18 Şubat’ta çıkması çok önemli bir eşikti. Bu aşamadan sonra Sayın Öcalan'ın 27 Şubat yıl dönümü vesilesiyle yaptığı ve eş başkanlarımızın da katıldığı açıklamada birçok husus dile getirildi. Komisyon raporunun bir yol haritası olması, aksine sürecin daha da hızlandırılması gerektiği ifade edildi. Raporda da yer verilen; hukuka dönüş, tarafsız ve bağımsız yargının tesisi, kayyum kararlarının geri alınması ve hukukun siyasallaşmasının durdurulması gibi talepler hem muhalefetin hem de bizlerin haklı bulduğu noktalardır. Bu mesele, sorunun hem sebebi hem de sonucudur. Maalesef bu talepler gerçek anlamda karşılık bulmadı. İktidar kanadından Adalet Bakanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, son yasalaşma süreciyle beraber gecikmeden adım atılacağını belirtti. Devlet Bahçeli ise son konuşmasında sürece sahip çıkarak kalıcı bir zemin tarifi yaptı ancak provokasyon veya gereksiz tartışma adı altında sürecin uzayabileceği mesajını verdi. Oysa hukukun siyasallaşması derhal durdurulmalıdır.”
SAYIN ÖCALAN’IN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ İSTEYEN ALANLARA SİYASAL OPERASYON YAPILIYOR
Newroz sonrası gerçekleşen gözaltıların sürecin ruhuyla bağdaşmadığını ifade eden DEM Parti Şırnak Milletvekili Newroz Uysal Aslan, devletin güvenlikçi politikalarla Kürt halkının demokratik siyaset alanındaki moral üstünlüğünü hedef aldığını savundu: “Temel meselelerimizden biri olan hasta mahpuslardan Mehmet Edip Taşar'ı maalesef kaybettik. Ocak ayında Rojava protestolarında, aralarında çocukların da bulunduğu yüzlerce kişi işkenceyle gözaltına alındı ve tutuklandı. Şırnak’taki çocuklarla da yakından ilgilendik; ancak Newroz sonrası yapılan gözaltıları diğerlerinden ayrı tutmak gerekir. Bu operasyonlar kendi içinde birçok çelişki barındırıyor. Newroz’daki aramalar, Van’da eş başkanımıza yönelik tutum ve Şırnak’taki açıklamalar, devletin ‘güvenlik’ adı altında sergilediği kabul edilemez tavırlardır. Bahçeli, Sayın Öcalan için ‘kurucu önder’ ifadesini kullanırken; Erdoğan’ın ‘Diyarbakır ve İstanbul'da milletimizin sinir uçlarıyla oynayan alçaklar için gerekeni yapıyoruz’ şeklindeki paylaşımı arasındaki çelişki, bir politik restleşme mi yoksa tutum farkı mı bilinmez. Bu operasyonların tarafların birbirine mesajı olup olmadığı tartışmalıdır.”
Devletin süreci kendi kontrolünde tutmak için Kürt demokratik siyasetinin meşruiyetini zedelemeye çalıştığını belirten Newroz Uysal Aslan, son tutuklamaların gerekçelerini şu sözlerle eleştirdi: “Devlet, Kürt hareketinin ve halkının psikolojik moral üstünlüğü sağlayabileceği Rojava veya Newroz gibi arenalarda, bu gücü kırmak adına siyasal operasyonlara başvuruyor. Kürt halkının hassasiyetlerine dokunan adımlar atılıyor. Bugün gençlerin tutuklanma gerekçeleri; Sayın Öcalan’ın posterini taşımak, adına slogan atmak, Kürt halkının birliğini simgeleyen pankartlar açmak veya Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin resmi bayrağı olan Ala Rengin’i bulundurmaktır. Bu durum hem Sayın Öcalan’ın şahsına dönük yaklaşımı hem de halkın birlik ruhuna ve motivasyonuna karşı devletin takındığı tavrı açıkça göstermektedir. Oysa tüm alanlar net bir şekilde Sayın Öcalan’ın özgürlüğünü talep etmektedir.”
Sürecin samimiyetini sorgulayan Aslan, iktidar kanadından gelen zıt açıklamaların sahadaki yansımasına dikkat çekti. “Devlet bu süreci her zaman kendi sınırları içerisinde tutmaya çalışıyor. Kürt demokratik siyasetinin öne çıkmasını ve güç kazanmasını engellemek için meşruiyeti zedeleyici hamleler yapıyor. Sayın Öcalan’ın özgürlüğü için alanlara çıkan iradeye karşı yürütülen bu operasyonlar, devletin Kürt halkının bölgesel birlik ruhuna ve motivasyonuna dönük genel yaklaşımının bir parçası olarak ele alınmalıdır.”
“GERÇEK SINAV, YASAL DEĞİŞİKLİK GEREKTİRMEYEN HUKUKİ ADIMLARDIR”
Sürecin mevcut durumunu "yetersiz" olarak nitelendiren DEM Parti Şırnak Milletvekili Newroz Uysal Aslan, kalıcı bir zemin için ertelenemez hukuki ve siyasal adımların atılması gerektiğini belirtti: “Sürecin varlığı ve pozitif söylemlerin geliştirilmiş olması kuşkusuz önemli; ancak gelinen aşama hala yetersiz. Bu sürecin gerçek anlamda yeterliliğe kavuşması ve kalıcı bir zemine oturması, hukukun tesis edilmesiyle mümkün. Bir buçuk yılı aşkın süredir bu meselenin siyasi gerekçeleri, bölgesel ve küresel etkileri üzerine çokça şey söylendi. Biz en başından beri bu sürecin; demokratikleşme adımlarından, örgütlenme ve ifade özgürlüğünden ayrı düşünülemeyeceğini savunduk. Kayyum uygulamalarına son verilmesi, hasta mahpusların durumu, AİHM ve AYM kararlarının uygulanması gibi taleplerimizi sıklıkla dile getirdik. Üstelik bu adımların birçoğu yeni bir yasal düzenleme dahi gerektirmemektedir; bunlar zaten anayasal ve uluslararası sözleşmelerle taahhüt edilmiş hususlardır.”
İktidarın siyasi iradesini somut hamlelerle göstermesi gerektiğini vurgulayan Uysal Aslan, mevcut belirsizliğin toplumsal bir güvensizliğe yol açtığının altını çizdi: “Hukuki düzenlemeler bu sürecin yürütülmesi için olmazsa olmazdır. Ancak asıl sınav, siyasi iradenin Terörle Mücadele Kanunu veya infaz yasalarında değişiklik beklemeden, mevcut hukuku işleterek atabileceği adımlardır. Ne yazık ki bu meselelerin zamana yayılan genel söylemlerle sınırlı kalması, toplumsal bir güvensizlik doğurdu. Şu an Meclis’te atılacak adımlara dair bir takvimlendirme bulunmuyor ve belirsizlik hakimiyetini koruyor. İktidarın bu süreci belirsizlikten çıkarıp açık bir takvim ve somut adımlarla iradesini ortaya koyması gerekmektedir.”
Uysal Aslan, sürecin devamlılığı için siyasi sorumluluk alınması çağrısında bulunarak sözlerini şöyle tamamladı: “Siyasi iradenin hukuki karşılığını bulması, ertelemeye ve zamana yaymaya kurban edilmemelidir. Toplumun beklentisi, genel söylemlerden ziyade iktidarın somut bir yol haritası ve takvim açıklamasıdır. Gerçek demokratikleşme, ancak bu sorumlulukla mümkündür.”
“BARIŞIN DİLİ VAATLERDE DEĞİL, HUKUKUN TESİSİNDE KENDİNİ GÖSTERİR”
Mevcut siyasi tutumun bölgesel ve uluslararası dengelerle olan bağına dikkat çeken DEM Parti Şırnak Milletvekili Newroz Uysal Aslan, atılmayan adımların toplumdaki ve siyasi çevrelerdeki soru işaretlerini çoğalttığını dile getirdi: “Yasal düzenleme beklenen adımların atılmamasının, hem bugünkü operasyonel aklın bir sonucu olduğunu hem de Türkiye’nin bölgesel ve küresel güç dengeleri içindeki rolünü netleştirme çabasıyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Mesele sadece bir takvim veya çelişkiden kaynaklı güvensizlik değil; doğrudan devletin sürece yaklaşımıyla ilintilidir. Bugün bizim dile getirdiğimiz taleplerin birçoğunu CHP, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi temsilcileri de ifade ediyor. Bunlar artık bilinmeyen ya da duyulmayan meseleler değil. Ancak bu konularda somut adım atılmaması hem bizde hem toplumda hem de diğer siyasi kesimlerde sürece dair soru işaretlerini artırıyor.”
Demokratik çözümün kalıcı bir hukuk güvencesine kavuşturulmasının hayati önem taşıdığını vurgulayan Newroz Uysal Aslan, Önder Apo’nun hukuki statüsünün netleştirilmesi gerektiğini belirtti: “Barışın, müzakerenin ve diyaloğun dili söylemsel vaatlerde değil, hukukun gerekliliklerinin yerine getirilmesinde kendini gösterir. Demokratik çözüm yolunda atılacak adımların geçici manevralar veya konjonktürel hamleler olmaması, açık bir hukuk güvencesine kavuşturulması olmazsa olmazdır. Bu, sadece bizim için değil, dünya örneklerinden de bildiğimiz bir gerçektir. Bu hukuki zeminin en temel başlıklarından biri de Sayın Öcalan’ın özgürlüğü, yaşam koşulları ve hukuki statüsünün netleştirilmesidir. Eğer taraflar bir müzakere ve diyalog sürdürme konusunda kararlıysa, bu başlıklar sürecin ayrılmaz bir parçası olarak ele alınmalıdır.”