DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, Halep’te Kürt yerleşimlerine yönelik saldırılar ve Türkiye’nin HTŞ’ye yaklaşımını değerlendirdi. Koca, iktidarın Kürt karşıtlığı ve kısa vadeli çıkarlar doğrultusunda HTŞ gibi meşruiyeti olmayan silahlı yapılarla yol yürüdüğünü, bunun Suriye’nin çok kimlikli yapısını ve halkların birlikte yaşam umudunu hedef aldığını söyledi. Halep’te yaşanan çatışmaların Kürtlerin güvenliği kadar, Suriye’de demokratik bir gelecek ihtimalini de tehdit ettiğini belirten Koca, Türkiye’nin bölgedeki askeri ve siyasi tutumunun içeride yürütüldüğü iddia edilen barış ve çözüm tartışmalarını zayıflattığını vurguladı. Koca’ya göre, Suriye’de Kürtlerin kazanımlarına yönelik saldırılar, Türkiye’de çözüm iradesi konusunda Kürt halkında derin bir güvensizlik yarattı.
HTŞ'nin Kürt yerleşimlerine yönelmesi, Türkiye’deki Kürt kamuoyunda da ciddi bir kaygı yaratıyor. Sizler de halkla birlikte alanlardasınız zaten. Öte yandan Türkiye'nin ise HTŞ'ye neredeyse koşulsuz bir desteği var. Hükümetin bu desteğini ve halkın tepkisini nasıl yorumluyorsunuz?
Siyasi iktidar gerek Kürt fobisiyle gerekse de kısa vadeli çıkarları çerçevesinde Suriye’de kısa vadeli planlar yaparak içerisinde bulunduğu sorun alanlarını ötelemeye çalışıyor. HTŞ’ye verdikleri destek belki sorun alanlarını bir süre erteleyebilir hesabıyla yapılıyor. Ama uzun vadede sorunları daha da büyütecek.
Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkını inkâr etmek için, Suriye’nin geleceğinde belirleyici olma şansı ve kapasitesi olmayan, hepsi suç unsuru olan çetelere bel bağlıyorlar. Bu çetelerin Suriye’nin zengin etnik ve inançsal çeşitliliğini yönetme kapasitesi yoktur. Üstelik bu çetelerin Suriye’yi yönetme meşruiyetleri de yoktur. Türkiye’nin HTŞ’ye önerdiği tekçi yapının da Suriye’deki sorun alanlarını çözme şansı yoktur. İktidarın bu desteği var olan sorunları daha da büyütmekten öteye gitmeyecektir.
Bu suç unsuru çetelerin geleceklerinin olmadığı görüldükçe, tüm hırslarıyla bu ata oynamanın acı sonuçlarıyla yüzleşecekler. Ama işin kötüsü bölgedeki tüm halkları ateşe atıyorlar ve bahsettiğiniz halk tepkisi de tam da bu yüzden ortaya çıkıyor.
Halkın tepkisi; demokratik bir Suriye cumhuriyetinin ortaya çıkmasının koşulları oluşmuşken ve Kürt halkının yanı sıra Arap halkı, Alevi halkı, Dürzi ve Hristiyan halkları da bu olasılığa yüzlerini dönmüşken Türkiye’nin HTŞ eliyle bu iradeyi yok etmek istemesine. Halk Suriye’nin geleceğinin nasıl olması gerektiğini gayet iyi biliyor. Ama Türkiye egemenleri bu olasılığı yok etmek için ellerinden geleni yapıyorlar.
Halep’te devam eden çatışmalar Suriye’de Kürtlerin güvenliği ve siyasi geleceği ve de bir arada demokratik yaşam açısından ne tür riskler barındırıyor?
Suriye’ uzun zamandır kaos söz konusu. Bu kaosun arkasında emperyalist güçler ve egemenlerin Ortadoğu’da inisiyatif kazanma hesapları var.
Halkların acil sorunları var. Bir anayasal düzen yok, ekonomik açıdan zorlanıyorlar, yoksulluk var. Geleceğe dair belirsizlik var. Daha da ötesinde yaşamsal güvencenin dahi olmadığı bir kırılgan zemin söz konusu…
Bugün Suriye halklarının acil ve yaşamsal ihtiyaçları ortadayken, etnik ve dinsel çatışmalar belli odaklarca sürekli körükleniyor. Halkları bilerek çökertme ve sürekli savaş yoluyla bitap düşürme amacı güdenler olduğu, Suriye’nin çözümsüzlük ve sıkışma içerisinde yaşamaya itilmesi, demokratik kazanımların tasfiye edilmesi gibi riskler söz konusu.
Geçtiğimiz yıl Esad rejimin devrilmesi ve ardından 8 Aralık 2024 tarihinden bu yana, Suriye’nin zengin bileşimini, dokusunu oranın esas sahibi olan halklar ve inançları hedef alan bir kıyım pratiğiyle, işgal, ilhak ve katliamlarla Suriye’yi dizayn etme çabası içindeler. Arap halkına, Alevi halkına yönelik soykırım gerçeği, Dürzi halkına Hristiyanlara yönelik saldırıların bir devamı niteliğinde bugün Kürt halkına yönelik saldırılar…
HTŞ’nin Suriye’deki farklı ulusal, etnik, dinsel ve mezhepsel topluluklara karşı sürdürdüğü katliamcı çizginin güncel pratiği. Kürt halkının ve Kürt halkının kazanımlarının açık biçimde hedef alındığı bu saldırılar, Suriye’de halkların birlikte yaşam iradesini, ortak yaşam ve demokratik Suriye tahayyülünü hedef alan kapsamlı bir saldırı anlamına geliyor.
Halep’te yaşananlar ile Türkiye’de Kürt sorununun demokratik çözümüne dair yürütülen tartışmalarını, barış ve çözüm perspektifini nasıl etkiler?
Barış ve çözüm masasını zayıflatacağını düşünüyorum. Kürt halkının Türkiye’yi hiçbir şekilde tehdit etmeyen, üstelik rasyonel düşünüldüğünde Türkiye’nin çıkarları çerçevesinde de olabilecek olan bölgedeki Kürt varlığını yok etmeye çalışmak içerideki çözüm sürecini baltalamak anlamına gelir.
Provakasyon niteliği taşır. Bu üstelik konu ile ilgili Türkiye egemenlerinin niyetlerini de ortaya koyan bir şey. Süreç çerçevesinde şu ana dek atılmış hiçbir somut adım yokken sürekli zamana yayma taktiği ve darbeler pratiğiyle yol yürünürken, bir de hemen yanı başımızda Suriye’de Kürtlerin büyük bedellerle kurdukları siyasal ve ekonomik formasyonları tasfiyeye girişiyorlar.
Türkiye’nin bölgedeki askeri varlığı, Millî Savunma Bakanlığı’nın HTŞ yönetiminin talebi hâlinde destek sağlanabileceğine dair açıklamaları ve Dış İşleri Bakanı Hakan Fidan’ın “gerektiğinde doğrudan müdahil olmaktan çekinmeyeceğiz” sözleri, günlerdir ana akım medyanın kullandığı dil ve yürüttüğü propaganda Türkiye’nin bölgede üstlendiği rolü açık biçimde ortaya koyuyor. Halep’teki saldırıların saray rejiminin bölgesel planlarından bağımsız olmadığını gösteriyor.
O zaman Kürt halkı haklı olarak şu soruyu soruyor: Bizi yok etmek mi istiyorsunuz? On binlerce Kürt siyasetçi içeride, belediyeler kayyımlar eliyle gasp edilmiş, bir de şimdi Rojava tehdit ediliyor. Doğal olarak herkes şu soruyu sorar: Çözüm bunun neresinde? İktidar bu ülkedeki ve Suriye’deki tüm halkları büyük bir ateşe atmaya çalışıyor. Bunu görmek lazım.