Prof. Yeşildere: Süreç sabırla desteklenmelidir

Barış Akademisyeni olarak her şeye rağmen barış ve eşit yurttaşlık için süreci desteklediğini kaydeden Prof. Tahsin Yeşildere, “Her kesimin sabırlı biçimde yılmadan destek vermesi kaçınılmazdır” dedi.

PROF. TAHSİN YEŞİLDERE

Bazı ufak tefek haklar ile bu sorunu aşarız yaklaşımının hakim olmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Tahsin Yeşildere, demokratik hukuk devletinin gereklerinden yasal düzenlemelere, hakikatlerle yüzleşmekten tersine göçe, kültürel haklarından çok dilli eğitime kadar yapılması gereken birçok başlığın bulunduğunu söyledi.

ANF’ye konuşan Barış Akademisyeni Prof. Dr. Tahsin Yeşildere, ne olursa olsun toplumsal barışın oluşması için MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin attığı adımı önemli bulduğunu belirterek, “AKP ise iktidar olması ve gelecekte muhalefetin zayıflatılması düşüncesiyle sürecin başlatılmasında MHP’yi öne çıkararak sahiplenmiş durumdadır. CHP dahil diğer partilerin ülke barışı için ve zorunluluktan kabul etmiş olmaları da doğaldır. Kürt halkı yıllardır toplumsal barıştan, demokrasiden özgürlüklerden yana bir tutum içindedir. Öcalan’ın çağrısıyla PKK desteğini göstermiştir. Siyasi iktidar üzerine düşecek görevleri yapmadığı takdirde sürecin barış lehine ilerlemesinde sorunlar çıkabilir. Önümüzdeki zaman dilimi içinde kim gerçekten barıştan yana kim kendi çıkarları için barışı kullanıyor hep birlikte göreceğiz” dedi.

CHP’Yİ HER AÇIDAN YIPRATMA POLİTİKASI

AKP’nin bu süreç içerisinde DEM Parti ile görüşmeleri yaparken CHP’ye yönelik operasyonlarına devam etmesini hatırlatan Prof. Yeşildere, AKP’nin CHP’ye yönelik saldırılarının toplumsal muhalefeti sindirme çabası olduğunu, ancak CHP’nin tavrının bunu boşa çıkarttığını dile getirdi.

Prof. Yeşildere, şöyle devam etti: “Her ne kadar MHP çağrı yapsa da çözümün muhatabı iktidar, muhalefet partileri, bağımsız milletvekilleri ile TBMM’dir. Parlamento dışında ise Kürt halkı, onu temsil eden demokratik kitle örgütleri, DTP, HDK, sendikalar, barış girişimcileri, medya, demokratik kitle örgütleri, üniversiteler, aydınlar, işveren sendika ve örgütleri olmalıdır. Öcalan’ın ve PKK’nin ileri gelen liderlerinin de bu çözümsel yaklaşımda yer alabilmesi gelecek açısından önemlidir. Ancak devletin bu yaklaşıma sıcak bakması olası görünmemektedir. AKP, bir yandan çözüm sürecinde diğer muhalefet partilerini yanına alma çabası içindeyken kendisine rakip gördüğü CHP’yi her açıdan yıpratma politikası ile hak, hukuk ve adalet dışı uygulamalarıyla işlevsiz hale getirmek, yolsuzluk, hırsızlık söylemleriyle itibarsızlaştırma politikasını izlemektedir.”

CHP YILLARCA KÜRT SORUNUNA DOĞRU YAKLAŞMADI

CHP’nin yıllardır Kürt sorununun çözümüne dair somut adımı ve gerçek uygulanabilir bir projesi olmadığını; DEM Parti geleceğinden uzak durduğunu anımsatan Prof. Yeşildere, şunları ifade etti: “Dokunulmazlıkların kaldırılmasında etkin rol oynaması ve Kürt illerine kayyumlar atanırken gerekli demokratik toplumsal mücadeleyi göstermemesi, AKP’nin elini rahatlatmıştır. Ne zamana kadar 31 Mart Yerel Seçimlerine kadar. Yeni bir CHP Özgür Özel başkanlığında etkin bir demokratik muhalefet haline geldi. Bu AKP’yi büyük ölçüde etkilemektedir. Çözüm sürecinde CHP’nin masada durması, ayrıca Kürt, Alevi toplumuna yönelik söylemleri ile AKP’yi rahatsız ettiği açıktır.”

BARIŞ İÇİN BU SÜRECİ DESTEKLİYORUM

Barış Akademisyeni olarak her şeye rağmen barış ve eşit yurttaşlık için süreci desteklediğini kaydeden Prof. Yeşildere, şöyle konuştu: “Süreç, şeffaf, açık ve demokratik yürütülmelidir. Bu süreç aslında çok uzun bir süreçtir. Her kesimin sabırlı biçimde yılmadan sürece destek vermesi kaçınılmazdır. Bu tip toplumsal barış süreçlerini eşit yurttaşlık bilinci ile aşan ülkelerde süreç; en az üç yıldan 10-15 yıla kadar sürmüştür. Sabır ve gerçek toplumsal barıştan yana kararlı olmak şarttır.

ÖNCELİKLE DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİ

Toplumsal barış sürecinin başarıya ulaşabilmesi için en önemsediğim, bir yol temizliğine gereksinim olduğudur. Öncelikle demokratik hukuk devletinin yeniden hayata geçirilmesi kaçınılmazdır. Yani denge/denetim mekanizmaları, Yasama/Yürütme/Yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı çok çok önemlidir. Siyasi Partiler Yasası, Siyasi Etik Yasası, seçim barajı, hak, hukuk, adalet, eşit yurttaşlık, onarıcı adalet kavramlarının geliştirilmesi, hakikatler ile yüzleşmek, çeşitli yasal kısıtlamaların, baskıların ve tutuklanmaların önüne geçilmesi, kayyumlara son verilmesi, en başta Demirtaş, Yüksekdağ, Mızraklı, Kavala ve Atalay olmak üzere tüm siyasi tutsakların özgürlüğü, çözüm sürecinde açık net konuşan kişilere ilerisi için yasal güvencelerin verilmesi gibi sayacağımız bir çok sorunun çözümü ile birlikte ele alınması kaçınılmazdır. Örgütlenmenin, düşünce ve basın özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılması, son yıllarda açıkça görüldüğü gibi siyasi baskı altındaki mahkeme ve savcıların varlığına son verilmesi bunların başında gelmektedir. Bu konular üzerinde bir gelişme olmadığı takdirde böyle bir sistem içinde, bu sorununun aşılabileceğine emin değilim. Her şeye rağmen Kürt sorununun demokratik çözümüne yönelik adımları, barış girişimini destekliyorum.”

BARIŞIN BAŞARISI İÇİN YAPILMASI GEREKENLER

Bazı ufak tefek haklar ile bu sorunu aşarız yaklaşımının hakim olmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Yeşildere, olması gerekenleri şöyle sıraladı:

* Devletin, mutlaka 12 Eylül dönemi ve 1990’lı yıllardaki faili belli katliamları ile yüzleşmesinin vazgeçilmezliğini anlaması gerekir. Bu anlamda da işkence görmüş, ezilmiş, kimlikleri nedeni ile öldürülmüş ya da psikolojik travma geçirmiş o insanlara, onların ailelerine kendi aidiyetlerini iade etmesi gerekir. Onarıcı adaletin kapısını aralaması kaçınılmazdır. Bunun için de geçmiş ile yüzleşmek adaleti aramak için bir Onarıcı Adalet Komisyonu’nun, Hakikatleri Araştırma ve Yüzleşme Komisyonu’nun mutlaka kurulması kaçınılmazdır. Bu çok önemlidir.

KÜLTÜREL HAKLAR

* Toplumsal barışın başarıya ulaşması için ilk aşamada sorunun büyük ölçüde aşılmasında yarar gördüğüm kültürel hakların verilmesiyle başlanmalıdır. Kürt kültürünün tarihsel gelişiminin anlaşılması ile kimlik sorununu rahat olarak aşabilir; çok kültürlü, çok kimlikli, çok dinli yaşayabileceği barışçıl ortam kendiliğinden doğabilir.

ÇOK DİLLİ EĞİTİM

* İkinci düşündüğüm; çok dilli eğitim programlarıyla okul öncesinden başlayarak halkların kendi ana dillerini (Kürtçe, Lazca, Arapça, Süryanice Roman dili vb..) öğrenme yolunun açılmasıdır. Ayrıca devlet desteği ile büyükler özellikle kadınlar için kendi dillerinde okuma ve yazmayı öğreten kurslar açılmalıdır. Gelişmiş üniversitelerde başta Kürdoloji olmak üzere yok olmaya yüz tutan Lazca Romanca, Çerkezce vb.. diller için de enstitüler kurulmalıdır. Bu enstitüler halkların sosyal, kültürel, dilsel, dinsel her türlü yönden tarihsel araştırmalarını yapabilmeli ve geleceğe ışık tutmalıdır.

DEMOKRATİK ANAYASA

* Demokratik özgürlükçü bir anayasa girişimi olursa -ki bu süreçte bir anayasa yapılması çok zordur, hatta mümkün değildir. Bugünkü Anayasa’da mevcut yasalar ile ülkede yaşayan halkların sorunları rahatlıkla aşılabilir.

TERSİNE GÖÇ

* Tabii ki bu çalışmalar ile beraber zorunlu göç mağdurlarının köylerine dönmeleri konusunda devletin geliştireceği Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi altında yardımlar hızlandırılmalıdır. Yatırımlar ve teşvikler, kırsaldan bölgedeki kentlere ve diğer bölgelerdeki kentlere göçü tersine çevirebilmelidir.

YEREL YÖNETİMLER

* Yerinden yönetimin güçlendirilmesi için Yerel Yönetim Yasası’nın bölge özelliklerine göre düzenlenmesi, yani çerçeve bir yasa ile Yerel Yönetimlerin Güçlendirilmesi/Yerel Yönetimlere Demokratik Özerklik tanınması bölge sorunlarını önemli ölçüde rahatlatabilir (bu çerçevede hatırlatmak istediğim Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın 1988’de Türkiye tarafından da imzalanmış olmasıdır).