Halk Savunma Güçleri (Hêzên Parastina Gel-HPG) ve Star Özgür Kadın Birlikleri (Yekîneyên Jinên Azad-Star-YJA-Star) gerillaları, 5-7 Mayıs tarihlerinde gerçekleşen PKK 12'inci Kongresi’nin kararları kapsamında Medya Savunma Alanları'na çekilmeye başladı. Geri çekilmeye dair yapılan açıklamaya 8’i kadın toplam 25 gerilla da katıldı. Bu tarihi adımın ardından hem Türkiye hem de Kürdistan cephesinden birçok isim adım atma sırasının devlette olduğuna dikkat çekerken, sürecin demokratik noktada ilerlemesi için yasal zemin çağrısını da yeniledi. Toplumsal barış ve demokratik siyaset vurgusunun ön planda olduğu bu açıklamaların ardından gözler devlet kanadına çevrilirken, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum ise, yaptığı açıklama ile, geri çekilme kararı sonrası gerekli yasal adımların hazırlığının yapıldığını açıkladı.
Geçtiğimiz yılın Ekim ayında başlayan ardından ise 27 Şubat çağrısı ile daha da genişleyen bu sürecin geldiği aşama ve atılan adımlara dair değerlendirmede bulunan Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinên Azad-TJA) aktivisti ve siyasetçi Sebahat Tuncel, son günlerde yapılan açıklamaların Türkiye açısından yeni bir dönemin habercisi olduğunu belirterek, devletin barış süreci konusunda üzerine düşen sorumlulukları bir an önce yerine getirmesi gerektiğini söyledi. Sebahat Tuncel, Kürt Özgürlük Hareketi’nin silahlı mücadeleyi sonlandırarak demokratik siyasete geçiş iradesi ortaya koyduğunu, bundan sonra topun devlette olduğunu ifade etti.
'YENİ BİR DÖNEM BAŞLADI'
Sebahat Tuncel,1-7 Ekim tarihleri arasında Ankara’ya yapılan yürüyüşün, hem Önder Apo'nun özgürlüğü hem de barışın hukuki güvenceye alınması yönündeki talepleri içerdiğini hatırlattı. “Bu yürüyüş, barışın yalnızca bir talep değil, aynı zamanda bir hak olduğunu vurgulayan bir çağrıydı. Bizler TJA olarak mecliste grubu bulunan partilere dosyalarımızı ilettik ve MHP dışındaki partilerle bu konuda görüşmeler yaptık. Artık yeni bir döneme girildiğini düşünüyoruz” sözleriyle kadınların yaptığı yürüyüşü özetleyen Sabahat Tuncel, son olarak dünkü açıklamanın sürecin ilerlemesi bakımından tarihi bir adım olduğunu belirterek, “Kürt Özgürlük Hareketi yeni bir sorumluluk üstlendi ve Türkiye’de barış sürecini ilerletmek için önemli bir irade gösterdi. Daha önce de ‘silah yakma töreni’nde belirtildiği gibi, artık Türkiye’ye karşı silahlı mücadelenin sona erdiği ifade edildi. Şimdi yapılması gereken, demokratik siyaset için gerekli hukuki ve siyasi zemini hazırlamaktır” diye konuştu.
'GEÇİŞ DÖNEMİ YASASI BARIŞIN ANAHTARIDIR'
“Geçiş dönemi yasası” önerisinin barışın somutlaşması açısından büyük önem taşıdığını söyleyen Sebahat Tuncel, “Kendini fesheden bir örgütün demokratik siyasete katılabilmesi için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalı. Düşünce, ifade, örgütlenme ve siyaset yapma özgürlüğü gibi temel hakların güvence altına alınması, barış sürecinin kalıcı olmasının ön koşuludur. Bu adımlar ne kadar hızlı atılırsa, Türkiye o kadar kazanır. Sürecin uzaması, barış karşıtlarının provokasyonlarına zemin hazırlıyor. Savaş ve çatışmadan beslenen kesimlerin sesi bu şekilde daha çok çıkıyor. O nedenle hukuki ve siyasi adımlar vakit kaybedilmeden atılmalıdır” ifadelerini kullandı.
'TOPLUMSAL BARIŞ İÇİN YENİ KÖPRÜLER KURULMALI'
Sebahat Tuncel, barışın yalnızca siyasi aktörlerle değil, toplumun bütün kesimlerinin katılımıyla sağlanabileceğini söyledi. Sebahat Tuncel, “2015’ten bu yana yürütülen nefret dili, ırkçı ve cinsiyetçi politikalar toplumlar arasında duvarlar ördü. Bu duvarların kaldırılması ve halklar arasında barış köprülerinin yeniden kurulması gerekiyor. Bunun için sivil toplum örgütlerine, kadınlara, gençlere, demokrasi ve özgürlükten yana olan herkese görev düşüyor” dedi.
'ORTADA CİDDİ BİR GÜVEN SORUNU VAR'
Medyanın da sürece katkı sunması gerektiğini belirten Sebahat Tuncel, “Barışı cesaretlendiren, süreci güçlendiren bir dil kullanılmalı. Siyasetin dili de değişmeli; çünkü hâlâ barış dili kurulabilmiş değil. ‘Kardeşlik’, ‘özgürlük’, ‘demokrasi’ kavramlarının içi doldurulmalı, samimi bir irade ortaya konulmalı. Toplumda en çok dile getirilen kaygı, güven sorunu. Geçmişte yaşanan tecrübeler hafızalarda derin izler bıraktı. 2009 ve 2013-2015 süreçlerinde devletin somut adımlar atmaması, halkta güvensizlik yarattı. Çatışmasızlık dönemlerinde barış yönünde inisiyatif alınmadı. Bu yüzden bugün iktidarın toplumsal güvensizliği giderecek, barışı somutlaştıracak adımlar atması gerekiyor. Cezaevlerinde ki durum bile tek başına güvensizliği derinleştiriyor. Oysa halk barıştan yana. Demokratik çözüm ve diyalog istiyor” diye konuştu.
'İKTİDARI BEKLEYEN DEĞİL, ZORLAYAN KONUMDA OLMALIYIZ'
Kürt siyasi hareketinin barış konusunda kararlı olduğunu belirten Sebahat Tuncel, sürecin tek taraflı yürüyemeyeceğini ifade etti. Sebahat Tuncel şunları belirtti: “İktidar adım atmıyor diye bekleyemeyiz. Bizim görevimiz, toplumu barış etrafında örgütlemek ve iktidarı bu konuda adım atmaya zorlamaktır. Sayın Öcalan'ın başlattığı sürecin ilerlemesi, barışla sonuçlanması konusunda sorumluluklar var. Yani bu konuda 7-24 saat çalışmaya ihtiyaç var. Biz onu bekleyen değil, iktidarı adım atmaya zorlayan, toplumu barış etrafında örgütleyen bir siyaseti yürütmek durumundayız. Bu bizim asli görevimiz ama iktidarın da bunun karşısında bazı adımlar atması gerekiyor. İktidarın da topluma güven verecek somut uygulamalara yönelmesi gerekir. Sürgündekilerin geri dönmesi, cezaevlerindeki siyasetçilerin serbest bırakılması, demokratik siyasetin önünün açılması bu süreci güçlendirecektir.”
'ÜLKENİN GELECEĞİ BARIŞ VE ÖZGÜRLÜKTEN GEÇİYOR'
Mevcut dönemi Türkiye ve Kürdistan halkları açısından tarihi bir fırsat olarak değerlendiren Sebahat Tuncel, “Bu bir geçiş süreci. Eğer bu aşama doğru yönetilirse, demokrasi ve özgürlük mücadelesi çok daha güçlü bir zeminde ilerleyecektir. Meclis komisyonunun bu konuda daha kararlı bir duruş sergilemesi, AKP’nin ise topluma güven verecek somut adımları hızla atması gerekiyor. Barış, sadece Kürt halkının değil, Türkiye halklarının ortak geleceğidir” ifadelerini kullandı ve şunları ekledi: “Toplumda barış isteği çok güçlü. Biz bu isteği büyütmek, umutla ve cesaretle barışı inşa etmek zorundayız. Çünkü bu ülkenin geleceği barıştan, demokrasiden ve özgürlükten geçiyor.”