Saliha Aydeniz: Bölgede halkların inşa ettiği paradigma hedef alınıyor

Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşanan gelişmelere dair değerlendirmede bulunan DEM Parti Mêrdin Milletvekili Saliha Aydeniz, bölgede halkların inşa ettiği paradigmanın hedef alındığını ifade etti.

SALİHA AYDENİZ

Çatışma ve kaosla hedeflenen politikanın bir çözüm olmadığını, sadece çözümsüzlükte ısrar anlamına geldiğini belirten DEM Mêrdin Milletvekili Saliha Aydeniz, “Türkiye, Suriye üzerinden Ortadoğu’da kaybettiği prestiji yeniden kazanmak istiyor. Ancak 21’inci yüzyılda Türkiye’nin bölgede yeniden belirleyici bir güç haline gelmesi gerçekçi değildir. Buna rağmen Türkiye’ye, Kürtleri zayıflatma üzerinden bir gardiyanlık rolü biçilmektedir” dedi.

Halep’te yaşanan çatışmaların ardından HTŞ ve Türkiye’ye bağlı grupların Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırıları devam ediyor. Tişrin Barajı ve Rakka’da saldırılarını yoğunlaştıran çeteler, gittikleri bölgede sivil halka yönelik katliam gerçekleştiriyor. Özellikle kadınları hedef alan çeteler, kentlerde bulunan kadın savaşçı heykellerini de yıkarken IŞİD tutuklularını ise serbest bırakıyor. Bölgede çatışmalar devam ederken, son alınan bilgilere göre Şam ve QSD arasında bir görüşme yaşandığı ve anlaşmaya varıldığı belirtildi. Konuya dair QSD henüz bir açıklama yapmazken, ateşkes iddialarına rağmen Rakka’da hâlâ şiddetli çatışmalar yaşanmaya devam ediyor.

Bu çatışma durumuna dair İmralı Heyeti ile beraber mesaj gönderen Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ise yaşanan saldırıların Türkiye’deki süreci baltalama girişimi olduğunun altını çizerek ortak akıl ve diyalog çağrısında bulundu. Yaşanan saldırılar dört parça Kürdistan’da ulusal birlik ruhunu yeniden açığa çıkarırken, Bakur’da birçok yerde eylemler düzenleniyor. Son gelişmelere dair değerlendirmede bulunan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) Mêrdin Milletvekili Saliha Aydeniz, yaşanan sürecin yalnızca bölgesel bir çatışma olmadığını belirterek bunun “kapitalist sistem ile demokratik modernite arasında yürütülen çok boyutlu bir savaş” olduğunu ifade etti. Aydeniz, Ortadoğu’da ve dünyada derinleşen çoklu krizlerin bir sistem krizine dönüştüğünü vurgulayarak, “Bu sistem krizi kendisini ayakta tutabilmek için savaşları, katliamları ve birlikte yaşam iradesine karşı faşizmi dayatıyor” dedi.

‘PARADİGMA HEDEF ALINIYOR’

Suriye’de yaşananların, Kürt halkının ve birlikte yaşadığı halkların geliştirdiği ekolojik, demokratik ve kadın özgürlükçü paradigmanın toplumsallaşma potansiyelini açığa çıkardığını belirten Aydeniz, bu durumun iktidar odaklarını rahatsız ettiğini söyledi. Aydeniz, “Bu paradigma, faşist ulus-devlet sisteminin yerle bir edilebileceğini gösterdi. Bugün Suriye’de yaşanan mesele, toplumsallaşmaya karşı iktidarın yeniden tesis edilme çabasıdır. Bu açık bir iktidar savaşıdır” ifadelerini kullandı.

‘KÜRT HALKININ YARATTIĞI UMUT YOK EDİLMEK İSTENİYOR’

Kürtlerin DAİŞ’e karşı yürüttüğü mücadelenin yalnızca bir savunma değil, aynı zamanda insanlık mücadelesi olduğuna dikkat çeken Aydeniz, “Kürtler DAİŞ çetelerine karşı insanlık adına bir mücadele verdi. Bu mücadele, dünyada faşizme karşı demokrasinin inşa edilebileceğine dair güçlü bir umut yarattı. Bugün Suriye’de yok edilmek istenen tam da bu umuttur. Kürtlerin kendi topraklarında kendi sistemlerini inşa etmesi engelleniyor, bunun yerine demografik yapı değiştirilmek isteniyor. Kürtlerin yaşadığı bütün alanlarda sistematik bir Kürtsüzleştirme politikası hayata geçirilmek isteniyor” değerlendirmesinde bulundu.

‘SURİYE’DE OSMANLI HAYALLERİNİ HAYATA GEÇİRMEK İSTİYORLAR’

Bu süreçte Türkiye’nin rolüne de dikkat çeken Aydeniz, “Türkiye’nin bu noktada çok ciddi bir rolü var. AKP hükümeti ve devlet, Osmanlı hayalleri doğrultusunda Suriye topraklarında kendi güdümüne aldığı çeteler aracılığıyla fiili bir alan oluşturma ve sınırlarını genişletme çabası içerisindedir. Suriye’de yaşananlar, bu politikaların birleşkesidir” diye konuştu.

‘DEMOKRATİK ENTEGRASYONU SAVUNUYORUZ’

Türkiye’de sıkça dile getirilen barış ve demokratik toplum sürecine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Aydeniz, bu sürecin bir devlet projesi olarak ele alındığını vurgulayarak, “İktidar ve devlet yetkilileri bu projenin bir devlet projesi olduğunu açıkça ifade ediyor. Ancak burada hedeflenen çözüm, Kürt halkının yüz yıldır verdiği, özellikle son elli yılda ağır bedellerle açığa çıkardığı kazanımları minimize etmek ve bu kazanımları devlet sistemi içerisinde eritmektir” dedi.

Demokratik entegrasyonda ısrar ettiklerini belirten Aydeniz, Sayın Abdullah Öcalan’ın perspektifinin de bu yönde olduğunu ifade ederek, “Biz demokratik entegrasyonu savunuyoruz. Ancak devletin entegrasyondan anladığı şey asimilasyondur; Kürt kimliğinin Türkiye’nin siyasal ve hukuksal sistemi içinde eritilmesidir. Bu girişimler, Kürtlerin müzakere masasındaki gücünü en aza indirme çabalarıdır” ifadelerini kullandı.

‘SURİYE ÜZERİNDEN PRESTİJ ELDE ETMEK İSTİYOR’

Süreci sabote etmeye çalışan çevreler bulunduğunu kabul eden Aydeniz, buna rağmen devletin süreci tamamen bitirme niyetinde olmadığını düşündüğünü dile getirerek, “Kürtleri en zayıf pozisyonda bu sürece dahil ederek, kendi dayattıkları çözüme razı etme çabası olduğu açıktır. Türkiye, Suriye üzerinden Ortadoğu’da kaybettiği prestiji yeniden kazanmak istiyor. Ancak 21’nci yüzyılda Türkiye’nin bölgede yeniden belirleyici bir güç haline gelmesi gerçekçi değildir. Buna rağmen Türkiye’ye, Kürtleri zayıflatma üzerinden bir gardiyanlık rolü biçilmektedir” diye konuştu.

‘KÜRTLERİ ZAYIFLATMA ÇABASI BİR ÇÖZÜM DEĞİL, ÇÖZÜMSÜZLÜKTÜR’

Aydeniz, Kürt halkının ve birlikte yaşadığı diğer halkların taleplerine dayanan bir çözüm yerine, ulus-devlet eksenli bir çözümün dayatıldığını belirterek, “Bu bir çözüm değildir. Bu çözümsüzlüktür, kaosu derinleştirmektir ve Ortadoğu’da demokrasinin gelişmesinin önündeki en büyük engeldir” dedi.

Son olarak bu politikaların Türkiye’nin geleceğini de tehlikeye attığını vurgulayan Aydeniz, “Kürtleri zayıflatmaya yönelik her girişim, aynı zamanda Türkiye’yi de zayıflatmaktadır. Zayıf bir Türkiye, hegemonik güçler açısından kolayca kullanılabilir bir Türkiye anlamına gelir. Bu yaklaşım çözüm değil, çözümsüzlükte ısrarın ifadesidir” değerlendirmesinde bulundu.