GÖRÜNTÜLÜ

Saliha Zorlu: Emekçiler yoksulluğa mahkum edildi

2026 yılı için belirlenen asgari ücrete tepki gösteren Eğitim-Sen Amed 1 No’lu Şube Eşbaşkanı Salih Zorlu, açıklanan ücretin açlık sınırının altında kaldığını belirterek, emekçilerin yoksulluğa mahkum edildiğini ifade etti.

Asgari ücretin 28 bin 75 lira olarak açıklanmasına tepkiler sürüyor. AKP iktidarının açıkladığı yeni asgari ücret, milyonlarca emekçinin artan yaşam maliyetleri karşısında nefes almasını sağlamaktan uzak kaldı. Enflasyonun, kira ve gıda fiyatlarının rekor seviyelere ulaştığı bir dönemde belirlenen ücret, yoksulluk sınırının çok altında kaldı. Sendikalar ve emek örgütleri, açıklanan asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığına dikkat çekiyor.

Belirlenen asgari ücrete ilişkin ANF'ye konuşan KESK Amed Şubeler Platformu'na Bağlı Eğitim-Sen Amed 1 No'lu Şube Eşbaşkanı Saliha Zorlu, şunları söyledi:

“Yeni asgari ücret, beklentileri karşılamadı. Türkiye’nin içine sürüklendiği derin yoksulluğu çok ciddi düzeyde artıracak bir asgari ücret belirlenmesi durumu oldu. Türkiye’de asgari ücret belirlenirken işçileri temsil eden sendikalar o masada yoktu. Asgari ücreti belirleyenler, uluslararası sermaye gruplarının talepleri doğrultusunda bu ücreti belirledi. Türkiye’de hükümet ve işverenler de bu yönüyle uluslararası sermayenin beklentilerini karşıladı. Türkiye’de yaklaşık 12 milyon işsizin olduğunu da hesaba katarsak, 11 milyonun üzerinde işçiyi etkileyen bir ücret belirleme süreci yaşandı. Bu belirleme sürecinde sendika temsilcileri yoktu. İşçiler zaten çok ciddi bir gelir kaybına uğramıştı. Alım gücünde üçte bir oranında ciddi bir düşüş vardı.

Bugün belirlenen asgari ücret, açlık sınırının yaklaşık bin 750 TL altında, yoksulluk sınırının ise üç buçuk kat altında kalmıştır. Bu tablo, emeğin değil sermayenin korunduğu bir ücret politikasının sonucudur.”

‘GELİR ADELETSİZLİĞİNDEKİ UÇURUM ARTIYOR’

Türkiye’de zenginleşmenin çok dar bir kesimin elinde toplandığını belirten Saliha Zorlu, şöyle devam etti:

“Aslına bakarsanız Türkiye’de gelir adaletsizliğindeki uçurum ve makas artık çok ciddi derecede açıldı. Bugün Türkiye’de çok küçük bir kesim olağanüstü biçimde zenginleşirken, toplumun yüzde 80’inden fazlası yoksulluk ve açlık sınırının altında yaşamaya mahkum ediliyor. Bu durum, neoliberal politikaların bir sonucudur. Neoliberal politikalarda işçi ve emekçilerin talepleri göz ardı ediliyor. En ucuz ücretle en yüksek emek nasıl üretilir?

Neoliberal politikalar, bu anlayışın sonucudur. Bu da bir hanede en az üç kişinin çalışmasıyla ancak yoksulluk sınırına ulaşılabilen bir reel gerçeklik ortaya çıkarıyor. İşveren burada daha az ücretle daha fazla kazanç elde ediyor ve hükümet de bu noktada işverenle ele ele hareket ediyor. Burada olması gereken, işçilerin gerçekten emekten ve üretimden gelen gücünü kullanarak emeklerini örgütlemesi gerekiyor.”

‘HALKIN ALIM GÜCÜ AZALIYOR’

Önümüzdeki yıl yoksulluğun daha da artacağına dikkat çeken Saliha Zorlu, şunları söyledi:

“Emekçileri en çok ilgilendiren 'barınma' ve 'gıda' kalemlerinden bahsetmek istiyorum. Bu kalemlerdeki enflasyon oranı çok ciddi düzeyde yükseliyor. Halkın ve yoksulların alım gücü her geçen gün azalıyor. Özelikle TÜİK, artan enflasyon oranlarını hükümet lehine manipüle ediyor. Bu enflasyon krizinin altında maaşların şu anda bile çok ciddi olarak düştüğünü söyleyebiliriz. Gelecek yılı daha yoksul, daha büyük bir krizi yaşayacağımız bir yıl olarak öngörüyoruz.

Elbette isterdik ki 2026 yılına girerken daha umutlu olalım, halkımıza ve emekçilere daha güçlü bir gelecek vaadi sunabilelim. Ancak mevcut ekonomik ve siyasal koşullar böyle bir umuda izin vermiyor.”