Adalet Bakanı Akın Gürlek tarafından geçtiğimiz haftalarda detayları paylaşılan ve 15 yaş altına, sanal medya platformlarına girişlerde kimlik numarası ile doğrulama yapılmasını öngören yeni düzenleme, kamuoyunda “güvenlik” vaadinden ziyade “dijital fişleme” ve “sansür” endişesiyle karşılanıyor.
Bakanlığın, sahte hesaplarla mücadele ve suçun önlenmesi gerekçesine dayandırdığı bu hamle, bireylerin dijital dünyadaki en temel sığınaklarından biri olan “anonimlik” hakkını ortadan kaldırmayı hedefliyor. Elektronik mühürleme ve e-Devlet entegrasyonu gibi tekniklerle paketlenen bu sistem, özünde her kullanıcının her etkileşiminin devlet denetimine açık hale getirilmesi riskini taşıyor.
Öte yandan sanal medya platformlarından YouTube Türkiye temsilciliği, kanun teklifine ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, böylesi yasakların gençler için olumsuz sonuçlar doğurabileceği belirtirken, yasaya uyum sağlamak için 15 yaş altındaki kullanıcıların ve içerik üreticilerinin hesaplarını kapatmak zorunda kalacaklarını da duyurdu.
‘DÜZENLEME AÇIKÇA ANAYASA’YA AYKIRI OLACAK’
Düzenleme, Anayasa’nın 20. Maddesi’nde güvence altına alınan “Kişisel Verilerin Korunmasını İsteme Hakkı” ile çelişiyor. Anayasa, herkesin kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olduğunu ve bu verilerin ancak kanunda öngörülen hallerde işlenebileceğini hüküm altına alıyor. Vatandaşların kimlik bilgilerinin bu denli sıkı bir ağ içine sokulması, geri dönüşü olmayan güvenlik açıklarına da kapı aralıyor.
Bu düzenleme ile oluşacak güvenlik açığına değinen Özgürlükçü Hukukçular Derneği’nde (ÖHD) Avukat Veysel Demirkaya, özellikle Anayasa’nın ilgili maddesinin ihlali meselesini şöyle anlatıyor:
“Söz konusu düzenlemenin yasallaşması durumunda, Anayasa’nın 20. Maddesi’nde düzenlenen özel hayat ve aile hayatına saygı hakkını ihlal edeceğinden Anayasa’ya aykırı olacaktır. Çünkü sanal medyada kişiler yalnızca gerçek isimleriyle içerik üretmemekte, anonim isimler ile de içerik üretmekte ve fikirlerini beyan etmektedirler. Bu durum, kişilerin ifade özgürlüğü hakkından kaynaklanmaktadır. Elbette ifade özgürlüğü kapsamında ağır hakaretler ve iftiralar kabul edilemez. Ancak anayasal hakların orantısız bir şekilde kanuni düzenlemeyle sınırlandırılması ve kişilerin kimlik bilgileriyle söz konusu platformlara üye olmaya zorlanması, aynı zamanda Anayasa’nın 26. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğü hakkını da açıkça ihlal edecektir.
Basına yansıdığı üzere, bahsedilen kanunun amacının; gerçek sahibi tespit edilemeyen hesaplar aracılığıyla başkalarına hakaret edilmesi, iftira atılması ve TCK 217/A maddesi kapsamında halkı yanıltıcı bilgilerin yayılması gibi durumların önüne geçmek olduğu ifade edilmektedir. Ancak iktidarın yaşadığı endişeler sebebiyle anayasal hakların, özellikle çekirdek hakların, kanunla orantısız biçimde sınırlandırılması mümkün değildir. Bu nedenle yapılacak kanuni düzenleme açıkça Anayasa’ya aykırı olacaktır.”
‘HUKUKİ GÜVENLİK AÇISINDAN SON DERECE CİDDİ RİSKLER DOĞURACAK’
Avukat Demirkaya, düzenlemeye ilişkin bir başka önemli noktanın ise verilerin ele geçirilmesine ilişkin olduğunu söyledi. Demirkaya özellikle İBB davasındaki bir örneğe de değinerek şunları söylüyor:
“Söz konusu kanunun bir diğer boyutu ise kişisel verilerin orantısız bir şekilde toplanması ve bu verilerin yurt dışı menşeli şirketlere aktarılmasıdır. Bu durum, hukuki güvenlik açısından son derece ciddi riskler doğuracaktır. Zira devletin resmi kurumları tarafından tutulan verilerin dahi sızdırıldığı bir dönemde, özel şirketlerin bu verileri usulüne uygun şekilde koruyacağının ya da kötü niyetli kişilerin eline geçmeyeceğinin hiçbir garantisi bulunmamaktadır.
Öte yandan, kamuoyunda ‘İBB davası’ olarak bilinen davada da sanıklar hakkında, İstanbul’da yaşayan kişilere ait verilerin yurt dışı merkezli şirketlere aktarılması yönünde casusluk iddiaları ileri sürülmüştür. Bu iddialar, dönemin başsavcısı tarafından hazırlanan iddianamede yer almıştır. Ancak dikkat çekici olan husus, bugün bu yasa teklifini açıklayan ve yabancı menşeli şirketlerle anlaşma yapıldığını ifade eden kişinin, şu an Adalet Bakanı olmasıdır. Bu durum açık bir çelişki yaratmaktadır.
Sonuç olarak, kişisel verilerin, biyometrik fotoğrafların ve imza örneklerinin bu şekilde yabancı şirketlerle paylaşılması, kişilerin kişisel verilerinin korunması ve gizliliği hakkını açıkça ihlal edecektir.”
ANAYASA’NIN BİRÇOK MADDESİYLE ÇELİŞİYOR
Düzenleme, Anayasa’nın 20. Maddesi’nin yanı sıra 22. Maddesi’yle de açıkça çelişiyor. Anayasa, haberleşmenin gizliliğinin esas olduğunu ve hakim kararı olmaksızın müdahale edilemeyeceğini belirtir. Kimlik doğrulama zorunluluğu, bireylerin dijital dünyadaki her adımının kayıt altına alınması anlamına geldiğinden, haberleşmenin gizliliği üzerinde kalıcı bir baskı oluşturuyor.
Bu durum, Avukat Veysel Demirkaya’nın da belirttiği gibi Anayasa’nın 26. Maddesi’nde yer alan “Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti” üzerinde de bir “otosansür” mekanizmasına dönüşme riski taşıyor. Kullanıcıların her eleştirel paylaşımında kimlik bilgilerinin sistemde kayıtlı olduğunu bilmesi, muhalif seslerin bastırılmasına ve dijital meydanların sadece “onaylı” kalabalıklara ayrılmasına yol açabilir.
Dünya genelindeki benzer uygulamalara bakıldığında, Türkiye’nin yöneldiği bu modelin demokratik standartlardan ziyade otoriter denetim mekanizmalarına yakınlık gösterdiği görülüyor. Örneğin Avrupa Birliği gibi bölgelerde “yaş doğrulaması” tartışmaları mahremiyeti önceleyen uygulamalar anonim çözümlerle yürütülürken, Türkiye’nin doğrudan T.C. kimlik numarası üzerinden bir merkezi kontrol mekanizması kurması, Anayasa’nın 13. Maddesi’ndeki “ölçülülük” kriterini de aşıyor.
‘FİŞLEME MESELESİ OLMANIN ÖTESİNE GEÇİYOR’
Avukat Veysel Demirkaya da düzenlemenin, Anayasa’da çekirdek haklar arasında yer alan ifade özgürlüğü hakkının ihlali anlamına geleceğini hatırlatarak şunları ifade ediyor:
“Söz konusu doğrulama sisteminin hayata geçirilmesi durumunda, Türkiye’de bulunan sanal medya kullanıcılarının kimlik doğrulaması yapmamaları halinde hesapları Türkiye’deki diğer kullanıcılar tarafından görülemeyecektir. Bu durumun en önemli sonucu ise anonim hesaplar veya mahlas kullanarak siyasi görüşlerini açıklayan, farklı dünya görüşlerine sahip birçok kişinin artık fikirlerini serbestçe ifade edemeyecek olmasıdır.
Bu da Anayasa’da çekirdek haklar arasında yer alan ifade özgürlüğü hakkının ihlali anlamına gelecektir. Nitekim bu düzenleme yalnızca bir fişleme meselesi olmanın ötesine geçmekte; bireylerin kendilerini ifade edebilme imkanlarını ciddi şekilde sınırlandırmaktadır. Dolayısıyla söz konusu düzenlemenin, fişlemeden ziyade bireylerin sesinin kısılması sonucunu doğuracağının, ifade özgürlüğü üzerinde ağır bir baskı oluşturacağının ve totaliter bir rejimin inşası amacını taşıdığını düşünmekteyim.”