GÖRÜNTÜLÜ

Sarıtaş: Çözüm süreci stratejik plan olmadan yürüyemez

Siyaset Bilimci Mehmet Zahir Sarıtaş, Kürt meselesine dair başlatılan yeni çözüm sürecinin stratejik plan ve programdan yoksun olduğunu vurgulayarak, bu yaklaşımın hem iç siyasette hem de Ortadoğu’daki dengelerde ciddi riskler barındırdığını belirtti.

Kürt meselesinin çözümüne dair gelişen süreci ANF’ye değerlendiren Siyaset Bilimci Mehmet Zahir Sarıtaş, sürecin küresel ve bölgesel gelişmelerin yarattığı zorunluluklarla başladığını; ancak iktidarın stratejik bir yol haritası oluşturmadığını belirtti.

Sarıtaş, “Türkiye hem içeride demokratikleşme adımlarını atmakta yetersiz kalıyor hem de Suriye’de tekçi ve rasyonel olmayan bir politikayı sürdürerek kendi sürecini riske atıyor. Çözümün kalıcı olabilmesi için demokratik bir müzakere zemini ve uzun vadeli bir plan şarttır” dedi. 

İÇ SİYASETTEKİ KAYGILAR 

Sarıtaş, iktidarın özellikle süreç başladıktan sonra iç siyasette muhalefete yönelik baskıların süreç ile çeliştiğini belirterek, bu politikaların barışçıl bir sürece olan güveni zedelediğini ifade etti. İktidarın bu yaklaşımdan vazgeçmesi ve sürece katkı sunacak adımlar atması gerektiğini vurguladı.

Sarıtaş, atılması gereken adımlar arasında kayyum politikasından vazgeçilmesini, infaz yasasındaki haksızlıkların giderilmesini ve Anayasa Mahkemesi ile İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyulmasını sürecin ilerlemesi açısından önemli adımlar olarak sıraladı. 

‘TÜRKİYE’NİN SAYGINLIĞI ZEDELENİR’

Sarıtaş, Türkiye’nin dış siyasetinde, özellikle Suriye’ye yönelik politikalarının ciddi gerginliklere yol açtığına dikkat çekti. Batılı devletlerin ve hatta İsrail’in bile Suriye’de farklılıkları gözeten, adem-i merkeziyetçi bir çözümü teşvik ettiğini belirterek, Türkiye’nin ise Suriye’de tekçi ve merkeziyetçi bir siyaseti izleyen Şam hükümetini desteklemesinin rasyonel olmadığını kaydetti.

Bu durumun, Türkiye’nin Ortadoğu’daki “oyun kurucu” rolü yerine “oyun bozucu” bir pozisyon almasına neden olduğunu vurgulayan Sarıtaş, Suriye’deki sert politikaların çözüm sürecini olumsuz etkilediği gibi, uluslararası alanda da Türkiye’nin saygınlığını zedelediğinin altını çizdi.  

SÜRECİN ARKASINDAKİ BEKA KAYGISI

Sarıtaş, değerlendirmesinde Türkiye’nin çözüm sürecini başlatma motivasyonunun, Ortadoğu’daki yeni güç dengeleri ve Kürt meselesinin bir “beka sorunu” olarak algılanmasından kaynakladığını hatırlattı. Bu refleksle başlatılan sürecin stratejik bir plan ve programdan yoksun olduğunu, bu durumun da ciddi çelişkileri beraberinde getirdiğini belirtti.

Türkiye’nin hem ülke içinde barışçıl bir dil kullanıp hem de Suriye’deki Kürt bölgelerine yönelik tehditkar bir politika izlemesinin bu çelişkinin en belirgin örneği olduğunu vurgulayan Sarıtaş, Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı ekonomik krizin temelinde de bu belirsizliğin ve çözümsüzlüğünün yattığını ifade etti.

Sarıtaş, Suriye iç savaşı ve Kürt sorunundan kaynaklı çatışmalı süreçlere harcanan kaynakların ekonomiyi ağır bir yük altında bıraktığını belirterek, bu krizin aşılmasının ancak Kürt sorununun çözümü ve daha barışçıl politikalarla mümkün olacağını dile getirdi. 

Sarıtaş, Batı demokrasilerinde olduğu gibi çok kültürlülük, insan hakları ve yerelleşme temelinde bir yönetim anlayışının benimsenmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye’nin katı ve merkeziyetçi ulus mantığından vazgeçmesi gerektiğini belirten Sarıtaş, yerel yönetimlerin yetkilerini artıran adem-i merkeziyetçi bir yönetim anlayışına geçiş yapmasının hem ülke içinde hem de Ortadoğu’da çözüm süreçlerine büyük katkı sağlayacağını aktardı. 

‘MECLİS KOMİSYONU TARAFLARI BİR ARAYA GETİRMELİ’  

Sürecin sağlıklı ilerlemesi için Meclis’te kurulan komisyonun aktif rol oynaması gerektiğinin altını çizen Sarıtaş, komisyonun tarafları dinlemesinin önemli olacağını belirterek, şöyle devam etti:

“Meclis’te kurulan komisyon, çözüm süreci için hayati önem taşıyor. Komisyonun daha sağlıklı işlemesi ve somut adımlar atılabilmesi adına, daha önceki dünya çözüm modellerinde olduğu gibi tarafların bir arada dinlenmesi gerekiyor.

Sayın Abdullah Öcalan’ın mutlaka ziyaret edilmesi gerekiyor; ancak bu yetmez. Daha doğru olan yöntem, hem Sayın Öcalan’ın hem de devlet yetkili aktörlerinin Meclis’e gelerek komisyona belirli aralıklarla demokratik bir müzakere yöntemiyle çözümün gerekliliklerini sunmasıdır.

Komisyon bu durumda üçüncü bir göz ve hakem olarak tarafları dinleyebilir ve daha sağlıklı adımların atılmasına zemin hazırlayabilir. Bu yaklaşım, sürecin başında devletin ‘Bu sorunu üçüncü bir taraf olmadan kendi içimizde çözeceğiz’ yaklaşımına da uygundur.

Bu şekilde, komisyon tarafları bir araya getirerek sorunların çözümüne dair yaklaşımlarını dinler. Bu müzakereler sonucunda ortaya çıkan talep ve gerekliliklerde komisyon tarafından görülmüş olur. Bu durum, çözümü kolaylaştıran ve sürece olumlu etki eden bir ortam yaratacaktır.”