Milletvekili Sevda Karaca, kayyum politikalarının son bulması, siyasetçilerin serbest bırakılması ve anadil hakkının tanınmasının demokratik çözümün ön koşulları olduğunu söyledi.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde Önder Apo’nun yaptığı çağrılar geniş bir yankı uyandırdı ve toplumsal barışa dair umudu arttırdı. Ancak iktidar ve devlet kanadının sürece dair henüz adım atmamış olması, başta siyasi partiler olmak üzere sürecin barışla sonuçlanmasını isteyen geniş kesimler tarafından eleştiriliyor.
Sürece ilişkin ajansımıza konuşan Emek Partisi (EMEP) Dîlok Milletvekili Sevda Karaca, “Emek Partisi kurulduktan sonra Kürt sorununda demokratik çözümü, eşit haklara dayalı çözüm ve ulusların kendi kaderini tayin hakkına ilişkin program ve tüzüğünde açık taleplere yer verdiği için aynı zamanda kapatılmış bir parti. Geçtiğimiz yıllar içerisinde Kürt halkının özgürlük ve eşit haklar mücadelesinin de hem bir parçası hem de en büyük ittifak güçlerinden biridir Emek Partisi. Dolayısıyla sadece bu çözüm sürecinde değil, daha öncesinde de Kürt sorununun çözümü noktasında açılan her kapı, kurulan her masada özellikle Kürt emekçilerinin taleplerinin bu müzakere süreçlerinde yer alması, çözümün esasının Kürt emekçilerinin talepleri etrafında kurulması için de hep birlikte mücadele verdik” dedi.
‘TALEPLER KARŞILANMALI’
Kürt sorununun çözümü noktasında uzun yıllardır demokratik bir çözümde ısrarcı olduklarına dikkat çeken Sevda Karaca, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Şimdi bir senelik bir süreçten bahsediyoruz. Bu bir sene aslında daha önce pek çok çözüm tartışmasının hem benzeri süreçleri ve deneyimleri içinde barındırdı hem de dünyanın içinden geçtiği konjonktür ve bölgede yaşanan gelişmeler dolayısıyla çok büyük bir öneme sahip. Bu özgünlüklerin bir yanı da Türkiye'de sermayenin en büyük temsilcisi olan AKP iktidarının yaşadığı hem toplumsal hem de siyasal kriz sürecin içinde de olmasıyla bağlantılı.
Dolayısıyla biz bir senelik tartışmada öncelikli olarak çözüm tartışmasının yalnızca egemen güçlerin, sermaye güçlerinin ve onların temsilcilerinin ihtiyaçları, çıkarları, fırsat kollamaları ve bekası için açılan bir kapı olmaması; esas olarak Kürt halkının, emekçilerinin verdiği mücadelenin dayanaklarının yarattığı ve hukuken karşılanması gereken bir demokratik çözüm olması gerektiği konusunda ısrarcı olduk.
Bu bir senelik süre boyunca söylediğimiz temelde üç şey var:
Birincisi, nesnel koşullar bugün Kürt sorununda çözüm konusunun toplumsal, siyasal düzeyde tartışılması noktasında olanaklar yarattı. Bu olanakların özellikle Kürt emekçilerinin taleplerinin karşılanması noktasında değerlendirilebilmesi için bütün tartışma haklarının, müzakere kapılarının açık olması gerektiğini düşünüyoruz.
Bu süreci biz de bir mücadele süreci olarak görüyoruz. Kürt halkının bu zamana kadar ortaya koyduğu en temel taleplerinin karşılanması için yasal düzenlemelerin yapılması gerekiyor. Bugün tek adam rejimi, saray rejimi altında bile karşılanabilecek çok temel talepler var.
Bu taleplerin en başında elbette ki Kürt halkının seçilmiş siyasetçilerinin cezaevlerinden bir an önce serbest bırakılması geliyor.
İkinci olarak en önemli noktalardan biri ise, irade gaspı olan kayyum politikasına derhal son verilmesi geliyor.
Üçüncü olarak da Kürt halkının bu zamana kadar ortaya koyduğu anadil hakkı, varoluşunu açıkça ortaya koyabileceği ve bunun devlet tarafından tanınabileceği kamusal hizmetlerin anadilde verilmesi olarak karşımıza çıkıyor.”
‘BİRLEŞİK ORTAK BİR MÜCADELE HATTI OLUŞTURULMALI’
Önder Apo üzerinden uygulanan tecride de değinen Sevda Karaca, “Bu bir tartışma ve müzakere süreci. Kürt halkının önder olarak gördüğü Abdullah Öcalan’ın bu tartışma sürecinde önemli bir rol oynadığını sadece Kürt halkı değil, bugün devlet ve iktidar da ortaya koyuyor. Dolayısıyla tecrit politikası aslında bu sürecin halklar nezdinde açık bir biçimde tartışılmasını; tarafların ne dediği, neden böylesi bir perspektif çizdiği anlaşılması konusunda da çok önemli bir bariyer. Bu bariyerin ortadan kaldırılması lazım.
Dolayısıyla biz Emek Partisi olarak tecridin ortadan kaldırılması noktasında da sözümüzü açık ortaya koyuyoruz.
Özellikle uluslararası sermayenin ve emperyalist güç odaklarının bölgede yeniden yapılandırma sürecindeki çıkar politikasının olduğunu çok iyi biliyoruz. Bizler, Kürt halkının mücadelesinin emperyalist güçlere yedeklenecek nesneler olmayacağı noktasında kendisini açıklıkla yıllardır ifade ettiğini biliyoruz ve görüyoruz. Dolayısıyla böyle yaklaşımların çözüm noktasını zorlaştırdığını, çözüm meselesinin hep bir güvensizlik, kaygı ve çıkar tartışmasına dönüştüğüne ilişkin bir değerlendirmemiz var.
Bu bir senelik süreçte Kürt sorunun ortaya çıkış nedenlerinden tutalım da Kürt halkının en temel taleplerinin ne olduğuna, Kürt halkının barış talebinin, eşit haklar talebinin aynı zamanda bu ülkede yaşayan bütün emekçilerin de çıkarına olduğuna; bu taleplerin bütün halkların talebi olması gerektiği tartışmasının da önünün açılmasının önemli olduğunu düşünüyoruz.
Bu noktada da birleşik, ortak bir barış mücadelesinin dayanaklarını güçlendirmeye çalışıyoruz” diye konuştu.