Sevda Karaca: Suriye’de halkların birlikte yaşam iradesi hedefte

EMEP Milletvekili Sevda Karaca, Halep’te Kürt mahallelerine yönelik saldırıların Kürtlerin siyasal ve toplumsal iradesini hedef aldığını; Türkiye’nin HTŞ desteği ile ABD ve İsrail’le yürütülen pazarlıkların çatışmaları derinleştirdiğini söyledi.

EMEP Dîlok Milletvekili Sevda Karaca, Halep’te Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik HTŞ saldırılarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Saldırıların, aralarında çocukların da bulunduğu sivillerin yaşamını yitirmesine ve on binlerce insanın yerinden edilmesine yol açtığını belirten Sevda Karaca, Kürt halkının Suriye’de kurduğu siyasal ve toplumsal iradenin doğrudan hedef alındığını ifade etti. Türkiye’nin bölgedeki askeri varlığı, HTŞ yönetimine verilen destek ve SDG’yi hedef alan söylemlerin bu sürecin parçası olduğunu söyleyen Sevda Karaca, ABD ve İsrail’le yürütülen pazarlıkların da Suriye’de gerilim ve çatışmayı büyüttüğüne dikkat çekti.

SİVİLLER HEDEF ALINIYOR

EMEP Dîlok Milletvekili Sevda Karaca, şunları ifade etti:

“Halep’te Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahalleleri HTŞ’nin saldırılarıyla hedef alınıyor. Aralarında çocukların da bulunduğu siviller yaşamını yitirirken, on binlerce kişi zorla yerinden edildi. Sivil alanların doğrudan bombalanması ve mahallelerin kuşatma altına alınması, HTŞ’nin Suriye’deki farklı ulusal, etnik, dinsel ve mezhepsel topluluklara karşı sürdürdüğü katliamcı çizginin güncel bir devamı niteliğini taşıyor. Kürt halkının açık biçimde hedef alındığı bu saldırılar, aynı zamanda Suriye’de halkların birlikte yaşam iradesini hedef alan kapsamlı bir saldırı anlamına geliyor.

Bu saldırıların siyasal zemini ve fiili hareket alanı Ankara’dan besleniyor. Günlerdir saray iktidarı ve Cumhur İttifakı temsilcilerinden gelen SDG karşıtı söylemler, artan askeri sevkiyatlar ve HTŞ yönetimine sunulan açık destek, Halep’te yaşananların Türkiye’nin de dahil olduğu planlı bir politika çerçevesinde ilerlediğini gözler önüne seriyor. Kürt halkının Suriye’de elde ettiği siyasal ve toplumsal kazanımların ortadan kaldırılmasını hedefleyen bu saldırganlığın altını bir kez daha çiziyoruz.

Türkiye’nin bölgedeki askeri varlığı, Milli Savunma Bakanlığı’nın HTŞ yönetiminin talebi hâlinde destek sağlanabileceğine dair beyanları ve Hakan Fidan’ın “gerektiğinde doğrudan müdahil olmaktan çekinmiyoruz” sözleri, Ankara’nın bölgede üstlendiği rolü açık biçimde ortaya koyuyor. Halep’teki saldırıların saray rejiminin bölgesel planlarından bağımsız olmadığı görülüyor. Üstelik Türkiye’de Kürt sorununa dair bir “süreç” yürütüldüğünün dile getirildiği bir dönemde, Halep’te Kürtlere silah doğrultulması barış beklentilerini ve umutlarını doğrudan hedef alıyor. İçeride çözüm söylemi kurulurken dışarıda savaş politikasının işletilmesi arasındaki çelişkinin halktan gizlenebileceği sanılıyor.”

BU SALDIRILAR HALEP’LE SINIRLI DEĞİL

Halep’te süren saldırıların arka planına işaret eden Sevda Karaca, hedefin yalnızca belirli bir kent olmadığını, daha kapsamlı bir siyasal yönelimin devrede olduğunu dile getirdi:

“Bu saldırılar Halep’le sınırlı değil; amaç, Kürt halkının Suriye’de kurduğu siyasal ve toplumsal iradeyi dağıtmak, halkları cihatçı zorbalıkla teslim almak. Daha önce Alevilere ve Dürzilere yönelen saldırılar bugün Kürt mahallelerinde aynı yöntemlerle sürüyor. Değişmeyen ise devrede olan bu karanlık siyaset.

Bu hattın ABD ve İsrail’le yürütülen pazarlıkların devamı olarak ilerlemesi bir rastlantı değil. Saray rejimi, Kürt sorununu Suriye Kürtleriyle barışçıl ve demokratik bir zeminde ele almak yerine; ABD emperyalizmi ve İsrail’le kurduğu ilişkiler üzerinden hareket ediyor, desteklediği HTŞ yönetimini bu güçlerin hizmetine sunarak Kürtlere dönük saldırganlık için kendine alan açıyor. Sürekli İsrail’le ortaklık suçlaması yapılıyor. Oysa Suriye topraklarının bir bölümünün İsrail’e bırakılması konusunda suskun kalanlar, Kürtlerin iradesinin karşılık bulması mücadelesini ülke içinde İsrail hamasetiyle hedef almaya çalışıyor. İsrail’le kurulan askeri ve istihbari mekanizmalar da gösteriyor ki, Suriye’nin geleceği halkların iradesi dışında, kapalı kapılar ardında yürütülen pazarlıklarla şekillendirilmeye çalışılıyor.”

KÜRTLERİN VARLIĞI ENGEL OLARAK GÖRÜLÜYOR

Ortaya çıkan siyasal tabloya işaret eden Sevda Karaca, Kürtlerin bu denklemde meşru bir özne olarak değil, bertaraf edilmesi gereken bir engel gibi konumlandırıldığını dile getirdi.

Bahçeli’nin Mazlum Abdî’yi hedef alan sözleriyle Arap aşiretlerini harekete geçirmeye dönük adımların da bu yaklaşımın parçası olduğunu vurgulayan Sevda Karaca, “Bu tabloda Kürtlerin varlığı bir hak başlığı altında değil, aşılması gereken bir sorun olarak ele alınıyor. Bahçeli’nin Mazlum Abdî’yi hedef alan çıkışlarıyla Arap aşiretlerini kışkırtmaya dönük politikalar, bu bakışın açık göstergeleri arasında yer alıyor; üstelik bu tutumun Suriye’de gerilim ve çatışmayı derinleştirmek dışında bir sonuç üretmesi mümkün değil” dedi.

Halep’te Kürt mahallelerine dönük saldırıların derhal son bulması gerektiğini belirten Sevda Karaca, şu çağrıda bulundu: “Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’de konuşlanan cihatçı güçler bölgeden çekilmelidir. Sivillerin yaşamı ve güvenliği acil olarak güvence altına alınmalıdır. Türkiye, Suriye’deki askeri varlığına son vermeli, HTŞ üzerinden sürdürdüğü yayılmacı ve yıkıcı politikalardan vazgeçmelidir. ABD emperyalizmi ve İsrail başta olmak üzere bölgedeki tüm gerici güçler Suriye’den elini çekmelidir.”