Önder Apo’nun Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının ardından gelişen süreç ve yaşanan son gelişmelere ilişkin ANF’ye konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, şunları aktardı:
“Kürt Özgürlük Hareketi’nin 26 Ekim’de Türkiye’den geri çekilmesi ve çekilirken yapmış olduğu açıklama, tarihi bir açıklama ve atılan adım tarihi bir adım. Gerçekten geçtiğimiz Ekim ayından bu yana kadar Türkiye’de yaşanan çok önemli gelişmeler oldu. Kürt Özgürlük Hareketi’nin attığı çok temel ve önemli adımlar oldu. Burada Sayın Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı çağrıdan, akabinde PKK’nin yaptığı kongre ve fesih kararı, bununla beraber 11 Temmuz’da gerçekleşen silah yakma töreni ve en nihayetinde bu son gelişme. Şimdi orada da aslına ifade edildiği gibi bu geri çekilmenin şöyle bir tarihi anlamı ve önemi var; Ortadoğu’da yaşayan bütün halklar savaş ve çatışmanın tam ortasında ve göbeğinde. Şimdi dünyadaki gelişmeler, bölgedeki gelişmeler ne yazık ki savaşların ve çatışmaların derinlemesine sebep oluyor. Burada Kürt Özgürlük Hareketi, aslında hem Kürtleri hem Türkiye halklarına bu ortamdan kaynaklı gelebilecek olan saldırılara karşı bir koruma kalkanı da oluşturuyor bu geri çekilme kararıyla. Buradaki mesele Kürtler, sadece kendileri için bir karar almış olmuyor. Hem kendileri için hem de Türkiye halklarının böylesi bir karmaşık bir Ortadoğu denkleminin içinde savaştan, çatışmadan ziyade barış ve diyalog yoluyla ortak yaşamın inşa edilmesi için almış oldukları tarihi önemde bir karardır. Özelikle bu geri çekilme, mevcut olan gelişmelere çok önemli bir aşama kat etti.”
‘KÜRT ÖZGÜRLÜK HAREKETİ TARİHSEL SORUMLULUĞUNU YERİNE GETİRDİ’
Açıklanan geri çekilme kararıyla artık barış sürecin ikinci aşmasına geçildiğini ifade eden Tülay Hatimoğulları, “Sürecin birinci aşamasında, Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt halkı kendi üzerine düşen tarihsel sorumluluğu fazlasıyla gerçekten yerine getirdi. Şimdi somut olarak beklenti artık devletten ve iktidardandır. Türkiye devletinin ve iktidarının artık somut adım atması gerek bir dönemden geçiyoruz. Çünkü biraz öncede bahsettiğim gibi Kürt Özgürlük Hareketi, bu kararı alırken sadece kendini düşünmedi. Hem Kürt halkını düşündü hem de bütün Türkiye haklarının geleceğini düşündü. Dolayısıyla burada Kürt cenahı kendi sorumluluğunu bütün dünyaya gösterdi. Şimdi benzer bir sorumluluk Türkiye devletinden ve iktidarından beklenmektedir. Bunu her kesim bekliyor. Bu topraklarda yaşayan bütün farklı halklar ve inançlar şu anda devletin ve iktidarın Kürt halkının ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin süreci getirdiği aşamayı bir sonraki evreye taşıması gereken olarak devleti görmektedir. Bu süreç her ne kadar bir al ver süreci olmasa da bu süreç siyaseten ve toplumsal olarak beraber adım atılması gereken bir sürece. Tekrar ediyorum ve ek yapıyorum; siyaseten, toplumsal olarak ve en önemlisi hukuki ve yasal olarak mutlaka adım atılması gereken bir süreç” şeklinde konuştu.
‘ATILMASI GEREKEN BÜTÜN ADIMLAR ATILDI’
Kürt Özgürlük Hareketi’nin stratejik bir dönüşüm içinde olduğuna dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, “Bu geri çekilme kararı ve bir senedir devam eden süreç mücadeleyi bırakma ve terk etme değil tam tersi Kürt halkı için verilen özgürlük mücadelesi, kimlik mücadelesi, hak mücadeleleri bütün bunlarda artık bir stratejik değişim, dönüşüm ve bir paradigma değişikliği içine girilmiş durumdadır. Bu değişiklik şu anlama geliyor, Türkiye sınırları içerisinde askeri yöntem ve silah yerine siyaset, demokratik siyaset, demokratik entegrasyon ve bunu sağlayacak olan bir hukuki sürece girilmeli. Bu durum çok açık ve çok nettir.
Şimdi bazıları diyor ki iktidar ya adım atmasa? Bize bu sorular çok geliyor. Deniliyor ki Kürt Özgürlük Hareketi, bir süreç başlattı ve üstüne düşen sorumluluğunu yerine getirdi. Peki, iktidardan ve ya devletten bir adım atılacağına inancınız var mı? Bu soru çok ana bir soru ve çok temel bir soru. Bu sürecin başarıya ulaşabilmesi, tek başına Kürt cenahının atacağı adımlarla mümkün olmaz. Bu adımlara karışıklık olumlu adımlar atılmalı. Bunu her alanda dile getirdik” ifadelerine yer verdi.
YASAL VE HUKUKİ SÜREÇ VURGUSU
Devletin yasal ve hukuki süreci bir an önce başlatması gerektiğini belirten Tülay Hatimoğulları, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Kürt Özgürlük Hareketi’nin bu süreçte bu kadar önemli adımlar atarken temel beklentiler nedir? Yasal ve hukuki süreçtir. Bugün Kürt halkı, kendi varlığın ve ortak yaşamını bu coğrafyada beraber tahsis etmek istiyor. Bunun bir hukuk güvencesi altına alınması gerekiyor.
Sırasıyla söyleyecek olursak;
*Sayın Öcalan’ın özgür yaşar ve özgür çalışır koşullarının oluşması. Türkiye’de bir komisyon oluştu.
*Devlet tarafından atılan tek somut adım buydu. Bu komisyonun oluşmasını çok kıymetli buluyoruz. Ama yetersiz. Devamı gelmelidir. Özelikle komisyonun Sayın Öcalan’la görüşmesi gerekiyor.
*PKK’yle ilgili bir özel yasanın çıkması gerekiyor. Silah bırakanlar demokratik bir mücadele yürütmek istediklerini belirtiyor. Bunun hukuki olarak önü açılması gerekiyor. Bu nasıl mümkün olur? Özel bir yasayla mümkün olur. Bu yasanın acilen çıkması gerekiyor.
*Bir diğeri beklentimiz kesinlikle infaz yasası. Şu an cezaevlerinde haksız ve hukuksuz yere siyasi görüşlerinden dolayı cezaevlerinde yatan binlerce tutsak var. Bu büyük bir haksızlık ve hukuksuzluktur. Bundan dolayı infaz yasasında ciddi bir değişikliğe gidilmesi gerekiyor. TCK ve TMK bunlar önümüzdeki günlerde yine tartışılması gereken konular.
*Aynı zamanda bazı konular var ki yasa yapmayı gerektiren konulara ihtiyaç yoktur. Somut adım atılması, iyi niyet göstergesi, bu süreç pozitif bir evreye taşımak açısından bu iktidarın ve devletin atabileceği çok somut adımlar var. Bunun için bir yasa yapmaya gerek yok. Nedir bunlar? Mesela hasta mahpuslar, bu toplumun kanayan yarası. Hasta tutsak içerde kendi gündelik ihtiyaçlarını bile karşılamayan hasta mahpuslar var. Onlar derhal serbest bırakılmalı. Özelikle infaz yakmalar var. 30 sene yatmış, tutsaklara Gözlem Kurulları, ‘pişmanlık’ dayatması yaparak rapor hazırlıyorlar. Bunu kabul etmek mümkün değildir. İnfaz yakmalar bir an önce son bulmalı.
*Ortada AİHM kararları var. AİHM’in karar verdiği ilk andan itibaren Türkiye’nin uygulaması gereken kararalar. Ama uygulamıyor. Sevgi Figen Yüksekdağ, sevgili Selahattin Demirtaş, Kobanê Kumpas davasından yargılan bütün yoldaşlarımızın şu an cezaevlerinde olmaları Türkiye’nin hem kendi yasasını çiğnemesi hem de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni çiğnemesi anlamına geliyor.
Dolayısıyla toplum bu pozitif adımların atılmasını bekliyor. Toplumdaki kaygılar, bu atılmayan adımlardan dolayı büyüyerek devam ediyor. Biz bu sürecin toplumsallaşması için DEM Parti olarak gerçekten yedi yirmi dört saat sahadayız.”
‘HALKTAN GELEN KAYGILARI ÖNEMSİZ GÖRMEMEK LAZIM’
DEM Parti olarak sürecin toplumsallaşması ve süreci ileri bir seviyeye ulaştırmak için yoğun bir çalışma içerinde olduklarını söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Toplumda ciddi kaygılar var. Bu kaygıların ortadan kalması için çalışıyoruz. Bir yanıyla Kürt Özgürlük Hareketi’nin attığı adımlar son derece bu süreç için güven verici ve yol açıcı adımlar. Bu sürecin toplumsallaşmasının önündeki temel engeller, mevcut olan iktidar ve devletin yürüttüğü politikalarda henüz bir değişikliğin olmuyor olmasıdır. Bu bir kaybıdır. Halktan gelen bu kaygıları önemsiz görmemek lazım. Bu kaygılar önemli kaygılar. Bunu DEM Parti olarak tek başına yapamayız. Bu kaygılarının giderilmesi için az önce bahsettiğim somut adımlarda bir ilerleme kaydedilmeli. Kürt Özgürlük Hareketi’nin attığı bu adımlar tarihi bir adımdır. Kürt hareketi, tarihi sorumluluğu hem Kürt halkına karışı hem de Türkiye halklarına karşı tarihi sorumluluğunu yerine getirmiştir. Şu anda aynı tarihi sorumluluk diğer kesime yani iktidar ve devletten beklenmektedir. Bu tarihi sorumluluk karşılıklı ilerletilirse somut ve sağlıklı bir sonuç alınır. Biz böylece kalıcı bir barışı hep birlikte bu topraklarda tesis edebiliriz” dedi.
‘DEMOKRATİK ENTEGRASYON YASALARI HAYATA GEÇMELİ’
Sürecin devlet ve iktidarın atacağı adımlara göre seçileceğine dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, “En can alıcı nokta, devlet ve iktidarın somut olarak ataması gereken adımlarda düğümlenmiş durumdadır. Bu gün yasal ve hukuki sürecin işlemesi gerekiyor. Yasaların çıkarılması gerekiyor. Sayın Öcalan’ın ifade ettiği ‘demokratik entegrasyon’ yasaları, özgürlük yasaları bir an önce hayata geçmeli. Bütün bunların yanı sıra hem devletin örgütle görüşmeleri hem Sayın Öcalan’la görüşmeleri var. Bu görüşmeler devam ederken ve yine aynı şekilde DEM Parti olarak bizler de Eş Başkanlar olarak yaptığımız bütün ziyaretlerde şunu görüyoruz; bir şeyler olacak, bir şeyler yapılacak deniliyor. İşte o bir şeylerin artık olması gerekiyor. Nedir bunlar? Sadece gayri resmi taahhütlerle ya da süreci Kürt Özgürlük Hareketi’nin attığı adımlara iyi oluyor diyerek ilerlemesi çok zor. Biz bütün içtenliğimiz ve samimiyetimizle bu sürecin ilerlemesinin seksen altı milyon yurttaşa yarayacak olumlu bir etki yaratacağına yürekten inanıyoruz. Ortadoğu’nun savaşlara sürüklendiği bir atmosferde Türkiye’nin kendi iç barışını sağlaması, toplumsal barışı sağlamak, barışımızı güçlendirmek, tahkim etmek bu çok kıymetli ve çok kıymetli. Ama bu sözle olmaz özsel değişim ve özsel adımlara ihtiyaç var. Nedir bu özsel değişim ve adımlar? Birincisi biz bu ülkede hangi dilden konuşuyor oluyorsak olalım hepsini bu topraklarda ortak bir yaşamı inşa edebilme konusunda kabul edilmesi çok önemli. Sonuçta Kürt halkı, kendi anadili için mücadele etti. Anadilin varlığı çok önemlidir. Gerekli yasal düşünmeler bir an önce yapılmalı. Burada devlete ve iktidara bu konuda görev ve sorumluluk düşmektedir. Cesur davranılmalıdır. Hem devlet hem iktidar cesaretle bu konuda inisiyatif kullanmalıdır. Meclis, cesur davranılmalıdır. Muhalefet, Kürt sorunun çözümü ve sürecin başarıya ilerlemesi için daha güçlü programlar ve pratikler ortaya koymalıdır” diye kaydetti.
GÜVENLİKÇİ POLİTİKALARDAN VAZGEÇİLMELİ
Tülay Hatimoğulları, Kürt sorununda iktidar ve devletin güvenlikçi politikalarıyla yaklaşımına son vermesi gerektiğine vurgu yaparak, “Bahsettiğimiz bu yasal ve hukuki anlamada ki adımların atılabilmesi için güvenlikçi politikalardan zihinleri ve beyinleri arındırmak gerek. Devlet aklı da bundan arınmalı. Bugün Kürt sorununun güvenlik meselesi olmadığını artık dünya âlem biliyor. Kürt sorunu sadece Türkiye’de değil dört parça Kürdistan’da Kürt sorunun bir kimlik sorundur, bir siyasal sorundur, toplumsal sorundur, iktisadi meseledir, sosyolojik boyutu çoktur. Bütün bunlara topyekûn çözüm üretebilmenin yolu, mevcut olarak atılan bu adımlarda gerçekten sağlıklı sonuçları hep beraber elde etmekten geçiyor.”
‘SAYIN ÖCALAN ÖZGÜRLÜĞÜNE KAVUŞMALI’
Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünün barış sürecine büyük bir katkı sunacağına vurgu yapan Tülay Hatimoğulları, “Sayın Öcalan’ın bu süreçte özgür olması gerçekten çok önemli. Özgür yaşaya bilmesi ve özgür çalışabileceği koşulların oluşması son derece önemli. Bu mevcut olan bu sürecin bir sonucu gibi değerlendirilmesi son derece yanlış. Mevcut olan sürecin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi için Sayın Öcalan’ın özgür yaşayabilmesin büyük bir önemi var. Sayın Öcalan’ın özgürlüğü bu anlamıyla sürecin başarıya ulaşabilmesi için bir yol görevi görür. Ve bütün dünya ve kamuoyu diyor ki, bu sürecin bu kadar ilerletilmesinde, ikinci aşmaya geçilmesinde Sayın Öcalan’ın almış olduğu özel inisiyatifin çok büyük bir önemi var. Kendisinin bu süreci buraya kadar getirdiği, ilerlettiği, bu anlamıyla kendisinin buradaki rolü hem bir baş aktör olarak hem de bir baş müzakereci olarak bu süreci bugüne kadar kendisi getirdi. Dolayısıyla bu sürecin zorluklarının aşılabilmesi ve daha sağlıklı ilerleyebilmesi için yapılması gereken en önemli işlerden birisi Sayın Öcalan’ın özgürlüğünün sağlanmasıdır. Bu çözüme ulaşmak için atılması gereken temel adımlardan biri olarak görüyoruz bunu. Bu anlamıyla kesinlikle zaman kaybetmemek lazım. Süreci ilerletmek lazım. Kaybettiğimiz her zaman farklı güçlerin provokasyonlarının devreye girmesi demektir” diye kaydetti.