Sosyalist bir örgütlenme modeli olarak komünler

Komünler, toplumun her sorununa cevap olmak ve bütün konuları her yönüyle ele almak zorundadır. Kendini doğru temeller üzerine inşa eden bir komün, bir süre sonra hiçbir yere bağımlı kalmadan, süreklilik göstererek yaşayacak ve büyüyecektir.

KOMÜN DOSYASI

Komünler, toplumun örgütlenmesi açısından en küçük örgütlenme modelidir. Ancak bu model, aslında büyük bir örgütlenmenin sac ayaklarını oluşturur. Bundan kaynaklıdır ki komünler, tek tip bir yapılanma olamazlar. Orada bir kesimin düşünce sisteminin ağır basması düşünülemez. Yatay bir örgütlenme olarak komünler, içerisinde bulunan her kesimin söz kurabileceği ve karar aşamasında yer alabileceği bir yapılanmadır. Bu nedenle komün yapılanmaları bile, tek tip bir örgüt disiplini mantığıyla düşünülemez.

Bir yerlerden yönetilen, bir yerlere bağımlılığı olan komün örgütlenmeleri, bir süre sonra kendi özgül koşullarına yönelik kararlar almak yerine, merkezi yapının kararlarını uygulayan kukla yapılara dönüşür.

Bunun içindir ki komün sistemi, kapitalizmin ve reel sosyalist anlayışın kabul etmediği, küçük gördüğü bir sistemdir. Komünler; ev komünleri, çocuk komünleri, kadın komünleri, gençlik komünleri, yaşlı komünleri, köy komünleri, mahalle komünleri gibi çok dalı olan bir sistemdir.

Kapitalizmin tanımı ile “aynı düşünceleri paylaşan bir grubun toplanması” ya da “kapalı bir grup” değil, gelişime ve değişime açık bir sistem örgütlenmesidir.

EV KOMÜNLERİ NEDİR?

Ev komünleri, örgütlenmenin en temel ve en küçük birimidir. Burada, bir ev içerisinde yaşayan ailenin kendini örgütlemesi; gündelik yaşamını, ekonomisini ve geleceğini doğru ve ahlaki bir düzlemde şekillendirmesi, onu doğru yaşama şekline götürür.

Burada en önemli yan, kapitalizmin ısrarla empoze ettiği “ailenin reisi babadır” düşüncesinin yok edilmesi ve Özgürlük Hareketi’nin özgür eş yaşam tanımının ete kemiğe bürünmesidir. Önder Apo’nun ‘bireyin özgürleşmesi’ dediği kavram aslında aile içerisinde başlayan ve orada şekillenen bir durumdur.

Aile içerisinde özgür olmayan, birilerine muhtaç olan ve bağımlı olan birey, toplum hayatı içerisinde de asla özgür olamaz. Bundan kaynaklı olarak da ilk adım ev içerisinde atılmalıdır.

Ev komünlerinde temel mantık, evde yaşayan herkesin eşit, sınırlama olmadan yaşama dahil edilmesi, sorunlara karşı ortak bir tutum alınması ve ahlaki, ekonomik bütün süreçlerde pratik katılımının sağlanmasıdır. Böyle bir katılım yakalanırsa, ev içerisinde bir iktidar alanı da olmayacak, birinin başkasına tahakkümü kalkacak ve ortaklaşma üzerinden özgür bir yaşamın ilk adımları atılacaktır.

Önder Apo’nun ‘özgür eş yaşam’ olarak tanımladığı kavramın pratikteki hali, ev komünleridir. Ortaklaşılmayan hiçbir yaşam özgür değildir. Ortak söz hakkı, ortak karar verme hakkı ve ortak bir planlama hakkı olmadığı sürece, toplum içerisinde de doğru ve özgür bir birey olunamaz.

Ev içerisinde, bir ekmek parası için dahi başkasına muhtaç olmak ve muhtaç hissetmek, düşürülmek demektir. Komünleşen bir evde muhtaçlık algısı ve ezilme seçeneği ortadan kalkacak, “evin reisi” kavramı yerine ortaklaşılan özgür bir alan ortaya çıkacaktır.

ÇOCUK, KADIN VE GENÇLİK KOMÜNLERİ

Komünler, toplulukların kendi özgül sorunlarına hitap ettikleri için doğru bir yaklaşım tarzıdır. Her topluluk, kendi sorunlarına kendileri çözüm olabilmeli, kendi sorunlarını dile getirebilmeli ve taleplerini açıklayabilmelidir.

Bunun yolu da her topluluğun kendine ait bir komün oluşturma çabasıdır. İşte çocuk komünü denilen de tam olarak bu tanıma uygun bir yaklaşımı içerir. Kapitalist sistemin söz hakkı olmadığını öğrettiği çocukların, kendi dünyalarına ve sorunlarına dair dile getirebileceği her söz, onların özgür bir birey olmasını sağlayacak bir adımdır. Bu adım da komünleşmeden geçer.

Siz komünlerde herkese söz verip kimseyi küçümsemezseniz, ortaya çıkan sonuç hem komünün gelişimi hem de toplumun doğru bir yönde gelişimini sağlamak olacaktır. Çocuk komünleri gibi kadın, gençlik, yaşlılar hatta hasta komünleri bile buna örnek olarak gösterilebilir.

SOKAK, MAHALLE VE İLÇE KOMÜNLERİ

Ev komünlerinden sonra ortaya çıkacak en önemli örgütleme şekli ise sokak komünleridir. Sokak komünleri, sokağın ve sokak yaşamının sorunlarına dair örgütlenmelerin yapılabileceği; yaşanılan sokağın güvenli ve yaşanılabilir bir hale gelmesinin ürünüdür.

Bunun için yapılması gereken, her evden ev komününün seçeceği bir kişinin sokak komününde temsil edilmesi ile olur. Burada şunu da belirtmekte yarar var: illaki bir kişi seçildi diye diğerleri konuşmayacak ya da söz kuramayacak değildir. Herkesin söz hakkı vardır.

Sokaklarda yaşanan sorunları en iyi sokakta yaşayanlar bildiği için, sokak komünleri aslında yerel bir örgütlenme ve yerel yönetimler için önemli bir ayak teşkil eder. Burada halk, kendi sorunlarını önceliklerine göre düzenler, planlar ve kendi aralarında seçtikleri temsilcileri mahalle komününe gönderir. Aynı pratik yaklaşım içerisinde mahalle komünleri de sokaklardan seçilen komün temsilcilerinin getirdiği sorunları ve önerileri ortaklaşarak bir plan haline getirir ve ilçe komününe taşır.

İlçe komünü ise bu sorun ve önerileri aciliyet sıralamasına göre yerel yönetime aktarır. İlçe belediyeleri üzerinden çözülebilecek her sorun için, ilçe belediyesi muhatap alınır. Ancak burayla sınırlı kalınmaz. İlçe komünü tarafından belirlenen temsilciler, il komününe gönderilir. Burada il komünü, o ilin bütün ilçe, mahalle ve sokaklarında olan sorunlara ve önerilere dair görüşleri toplayarak il belediyesine şletir ve bunların uygulanmasını sağlar.

Burada şunu da belirtmekte yarar var: Her şeyi bir yönetim sınıfından beklemeden de yapılabilir. Belediyelerin yapacağı işler haricinde, bir sokakta var olan işsizlerin iş bulabilmesi, belediyeye bile başvurmadan sokakta yaşayanlar tarafından çözülebilir. Bir örnek olarak, sokağa açılacak bir konfeksiyon atölyesi ile sokakta yaşayanlar kendi işlerini yapabilir. Burada çıkan ürünler satılarak hem atölyenin devamı hem de çalışanların maaşları ödenebilir. Ürünlerin satışından ve giderlerden arta kalanla ise sokağın bir sorunu, yerel yönetimlere dahi gidilmeden çözülebilir.

Bu şekilde hiçbir komün yapılanması bir yönetici sınıfa bağımlı olmaz ve kendi özgül alanlarında var olabilir.

Komünler, kendi yerel alanlarında ve yerelliğin getirdiği farklılıklar üzerinden örgütlendiklerinden, kendi özgüllüklerini korumalı ve onlara göre hareket etmelidir. Bir yere bağımlılık, komünün doğası gereği oluşan bağımsız ve özgür duruşunu zedeleyen, hatta yok eden bir durumdur.

Bu işleyişin en önemli etkisi, halkın tamamen ve her kesimiyle yönetime dahil edilmesidir. Evlerden başlayarak bütün sorunlar ve öneriler, oralarda yaşayanlar tarafından belirlenir ve ortaklaşılarak bir plan haline getirilir. Bu plan, yerel yönetimlerin önüne konur ve onların bu sorunlara çözüm üretmesi, önerileri dikkate alması sağlanır.

Komünlerin bütün temsilcileri halkın kendisi tarafından seçildiğinden, yerel yönetimler de bu komünleri dikkate almak ve komünlerin kararlarına göre hareket etmek zorundadır. Böylece, yeni bir yaşam halkla birlikte, toplumun her kesiminin katkısıyla ortaya çıkacaktır.

Sorunların yerinde çözümüne yönelik değerlendirmelerde bulunan Önder Apo, komünleşmenin önemini anlatırken, yerinde çözümün aslında merkezi çözümden daha önemli ve daha etkili olduğunu vurgular.

“Toplumsal sorunların şöyle bir özelliği vardır: Nerede sorunlar ağırlaşmışsa, orada çözüm yolları da o kadar olgunlaşmış demektir. Çözümsüz sorun düşünülemez. Sorunların geliştiği mekân ve zaman koşulları, çözüm koşullarını da beraberinde taşır” der.

Önder Apo’nun yaratmak istediği özgür birey ve özgür toplum ideası işte tam burada ortaya çıkar. Özgür bir birey, özgür bir toplumu yaratır. Bunun ilk adımı ise komünleşme ve müzakereci demokrasi sisteminin toplumun her kesimine sirayet etmesi ve uygulanmasından geçer. Komünler için illa da sosyalist bir yönetim gerekmez. Bir ulus-devlet içerisinde de komün örgütlenmesi olabilir. Bunun için gerekli olan tek şey, halkın kendini örgütleyip kendi yaşamını düzenleyebilmesinin yolunun açılmasıdır.

Burada da en önemli etken yerel yönetimlerdir. Sadece belediyeler değil, muhtarlıklar dahi birer yerel yönetim alanıdır ve doğru bir yaklaşım ile komünleşmeyi hızlandıracak alanlar olabilir.

ÖZ SAVUNMA VE KOMÜN

Kendi yerellikleri üzerinden ayakta durması gerektiğini belirtiğimiz komünlerin en önemli sac ayaklarından biri de öz savunmadır. Öz savunma bir askeri birlikten çok, komünün var olduğu alanın korunması; kapitalist sistemin saldırılarına, ulus-devlet içerisinde ise ulus-devletçi mantığın saldırılarına karşı korunma sistemidir.

Komünler, ulus-devlet mantığına karşı hareketler olduğu ve toplumun her kesiminin katıldığı özgür bir yönetim şekli olduğu için her daim saldırılar altında olacaktır. Bu nedenle de bir öz savunma gücü her zaman komünler açısından önemli bir yerdedir.

Bu öz savunma birlikleri dışarıdan değil, komünün kendi içerisinden seçilmeli; kendi örgütlülüğü içinde var olmalıdır. Öz savunma, komünün varlığını koruması; özellikle özel savaş aygıtı tarafından geliştirilmek istenen yozlaşma ve düşkünleştirme gibi çabaları boşa çıkarmak için de önemlidir. Yani öz savunma birlikleri sadece bir silahlı birlik olarak görülmemelidir. Var olduğumuz toplum içerisinde yozlaşmaya yönelik ciddi saldırılar altında olan yerlerde bu birlikler, komünün varlığını korumalı ve yok edilmek için geliştirilen tüm saldırıları engellemedir.

BİR ÖZ SAVUNMA PRATİĞİ OLARAK YDG-H

ERNK sonrası ise komün pratikleri, Kürdistan Halk İnisiyatifi ve Halk Meclisleri olarak kendilerini örgütlemeye devam etti. Bir dönem komün çalışmasının en önemli ayaklarından biri olan öz savunma sistemi ise Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi (YDG-H) adıyla örgütlendi.

YDG-H örgütlenmesi, önceki dönem gençlik örgütlenmelerinden farklı olarak sadece şehirlerde çatışmalara katılan veya silahlı eylemler yapan bir yapı değil; mahallelerde Kürt halkını ve diğer halkları sistemin saldırılarına, özel savaş pratiklerine karşı koruyan bir güç haline getirilmişti. Sadece Kürt gençlerinin değil, Önder Apo’nun ve Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin ideolojisini benimseyen bütün gençlerin örgütlenebildiği bu yapı, var olduğu mahallelerde bir öz savunma gücü olarak kendisini örgütlemeyi başarmıştı.

Mahallelerde var olan sorunlara yönelik müdahaleleriyle, özellikle özel savaşın mahallelere yönelik saldırılarına (uyuşturucu-fuhuş-çeteleşme vb.) karşı yürüttüğü çalışmalarla öne çıkan YDG-H, 2013 yılından 2016 yılına kadar Kürdistan ve Türkiye’de Kürt halkının olduğu mahallelerde varlığını sürdürerek toplum tarafından da benimsenen bir noktaya geldi.

Sadece özel savaşın saldırılarına değil, aynı zamanda toplumu yozlaştırmaya ve sisteme entegre etmeye çalışan kişi ve kurumlara karşı da tavır alan YDG-H üyeleri; mahallelerde yaşayan gençler tarafından kurulan, mahallenin kendi sorunlarını bilen ve oralarda yaşayan kişilerden oluşan bir yapıya sahipti. Bu sayede bulundukları alanların gündelik sorunlarına da müdahale edebiliyor ve çözüm için çalışmalar yürütebiliyordu.

YDG-H süreci, öz yönetim direnişleri sürecinde farklı bir yapılanmaya giderek kendisini feshetti. Ancak komün örgütlenmesinin bir öz savunma kolu olarak nasıl olunması gerektiğini açık bir biçimde ortaya koymuş oldu.

Önder Apo, komüne verdiği önemi ve komünün örgütleme gücünü anlatırken şu ifadeleri kullanıyordu:

“Mesela ben olsaydım, kendi köyüme, Cudi Dağı’na, Cilo Dağı eteklerine, Van Gölü çevresine, Ağrı, Munzur ve Bingöl dağlarına, Fırat, Dicle ve Zap kıyılarına, Urfa, Muş ve Iğdır ovalarına kadar yolum nereye düşerse düşsün, her yerde sanki korkunç tufandan çıkan Nuh’un Gemisi’nden inmiş gibi davranır; İbrahim’in Nemrutlardan, Musa’nın Firavunlardan, İsa’nın Roma İmparatorlarından, Muhammed’in cehaletten kaçması misali kapitalist moderniteden kaçar, Zerdüşt’ün ziraat tutkusuna ve hayvan dostluğuna (ilk vejetaryen) dayanırdım. Bu tarihsel kişiliklerden ve toplum gerçeklerinden ilham alarak işlerime koyulurdum.

İşlerimin sayısı düşünülemeyecek kadar çok olurdu. Hemen köy komüncülüğünden işe başlayabilirdim. İdeale yakın bir köy veya köyler komünü oluşturmak ne kadar coşkulu, özgürleştirici ve sağlıklı bir iş olurdu. Bir mahalle veya kent komünü, konseyi oluşturmak ve çalıştırmak ne kadar yaratıcı ve özgürleştirici olurdu. Kentte bir akademi, bir kooperatif, bir fabrika komünü oluşturmak nelere yol açmazdı ki.

Halkın genel demokrasi kongrelerini, meclislerini oluşturmak, bu kurumlarda söz söylemek, iş yürütmek ne kadar kıvanç ve onur verici olurdu. Görülüyor ki, özlemlerin ve umutların sınırı olmadığı gibi, gerçekleştirilmesi için bireyin kendisinden başka önünde ciddi bir engel de yoktur. Yeter ki biraz toplumsal namus, biraz da aşk ve akıl olsun!”

DEVAM EDECEK