Temelli: Müzakereci demokrasi, bugünü ve geleceği kurar

DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, müzakereci demokrasinin yalnızca bugünün sorunlarını çözmekle kalmayıp, geleceğin demokratik toplumunu inşa etmede de temel bir yaklaşım olduğunu söyledi.

SEZAİ TEMELLİ

Kürt meselesinin çözümünde müzakereci demokrasinin belirleyici rolüne dikkat çekerek, Meclis’in bu süreci sahiplenmesi gerektiğini vurgulayan DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Önder Apo’nun müzakere sürecindeki konumuna ve demokratik çözümün toplumsal etkilerine dikkat çekti. 

ANF’ye konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, müzakere kavramının siyasi muhataplıkla doğrudan ilişkili olduğunu vurguladı. Temelli, şunları söyledi: “Sayın Öcalan başından beri müzakerenin ne denli önemli olduğunu dile getirdi ve özellikle de Meclis’e bu konuda işaret etti. Dolayısıyla müzakere demek, siyasi muhataplığın aslında belirlendiği ve bu muhataplık üzerinden sürdürülen bir zemin demek. Özellikle bugün bizim ihtiyaç duyduğumuz şey de bu. Bugüne kadar, özellikle siyaset mekanizmasının konuyu bir müzakere aklıyla ele almamasının zaten büyük eksiklikleri var. Hep yaşadık. Toplum, ciddi anlamda bunun maliyetine katlandı. Bugün yaşadığımız neredeyse her krizin altında, Kürt meselesinin demokratik çözüme kavuşamamış olmasını görmek mümkün. Peki neden kavuşamadı? Çünkü bir müzakere zemini, sağlıklı bir şekilde hiçbir zaman yaratılamadı.”

MECLİS’E İŞARETİ ÇOK KIYMETLİ

Sezai Temelli, geçmişten bugüne müzakere zemini oluşturma çabalarına değinerek, Meclis’in rolüne dikkat çekti. Komisyon’un Önder Apo ile görüşmemiş olmasının demokratik müzakerenin önünü tıkadığını; doğru adımlarla çözümün mümkün olabilmesi için kendisiyle iletişimin şart olduğunu belirtti. Temelli, şöyle devam etti: “Sayın Öcalan’ın defalarca bu konuda girişimleri oldu. Hatta 1993’ten bugüne gelen bir tarih var bu anlamıyla. Son 27 Şubat’tan bugüne dek özellikle Meclis’e işaret ederek bir müzakere zeminine vurgu yapıyor. Bu çok çok kıymetli, çok çok önemli. Evet, bir Komisyon kuruldu ve en temel amacı da bunu sağlamaktı. Şimdi dönüp baktığımızda, kat edilen yol, tabii ki müzakereye katkı sunacak adımlar olmakla beraber yeterli değil. Eleştirilerin gelme nedeni de bu. Çünkü müzakere dediğimiz şeyin, muhataplık dediğimiz şeyin doğru kurgulanması büyük önem taşıyor. Burada da meselenin esas aktörü, baş muhatabı ve müzakerecisi -bütün bu nitelikleri kendinde toplayan- Sayın Öcalan’dır. Onunla hâlâ görüşülmemiş olması, demokratik müzakerenin önünün açılmamasına neden oluyor.”

RADİKAL DEMOKRASİNİN BİR PARÇASI

Temelli, müzakereci demokrasinin yalnızca bugünü değil, geleceği de şekillendirecek bir yaklaşım olduğunu vurguladı; radikal demokrasi anlayışının bir parçası olarak müzakereci demokrasinin kamusal, sivil ve özel alanlarda yeni bir kamusallık yaratma potansiyeline sahip olduğu söyledi. Temelli- şunları dile getirdi: “Biz doğru adımlarla yol alabilirsek çözüm mümkün. Bunun için de doğru başlamak, bunu da sağlıklı bir şekilde yürütmek gerekiyor. Sayın Öcalan’ın eleştirileri de bu yöndedir. Tabii ki demokratik müzakere deyince, meseleyi sadece bu ana sıkıştırmamak da gerekiyor. Hem tarihsel yaklaşımı hem de gelecek perspektifiyle artık müzakereci demokrasinin yapı taşlarını da oluşturmaya başlayan bir yaklaşımı var. Özellikle çoğulcu toplumlarda demokratik ulus anlayışının yerleşebilmesi için müzakereci demokrasi ve müzakereci yaklaşımların ne denli önemli olduğuna da vurgu yapıyor, altını çiziyor. Bu hem akademik düzeyde hem siyasi düzeyde çok tartışılmış ama yeterince kendisine yaşam alanı bulamamış bir kavram. Bizim radikal demokrasi anlayışımızın bir parçasını oluşturuyor müzakereci demokrasi. Dolayısıyla bugün için geleceğin toplumunu var ederken, demokratik toplumu inşa ederken müzakere bu anlamıyla da hem kamusal alan hem sivil alan hem özel alan anlamında çok önemli bir yere oturuyor. Politik alanla sivil alan arasındaki buluşmayı sağlayacak olan bir özelliği de var müzakereci demokrasinin. Tabii dönüp baktığımızda 3. Yol’un vaaz ettiği en önemli şey, kuşkusuz yeni bir kamusal alandır. O yeni kamusal alandaki buluşmalardır, bir araya gelmelerdir. Velhasıl demokratik toplumu yaşatacak, var edecek adımlardır. Bu anlamıyla müzakere deyince hem bugünün meselesini çözmeye yönelik müzakere hem de geleceğin toplumunu inşa etme anlamında müzakere diye bu iki boyutuyla da meseleye yaklaşıyoruz.”

SURİYE’DE MÜZAKERE ZEMİNİ OLUŞUYOR, TÜRKİYE GÖRMÜYOR

Türkiye’nin dış politikasının ve artık kronikleşmiş Kürt meselesine yaklaşım nedeniyle oluşan hastalıkların, hâlâ Suriye’deki gelişmeleri, özellikle Kuzey ve Doğu Suriye’deki gelişmeleri yanlış okumaya, yanlış kodlamaya devam ettiğinin altını çizen Temelli, şöyle devam etti: “Tam da müzakere dediğimiz şeyin bir ayağı da orada yürüyor. Hem oranın iç müzakeresi anlamıyla Suriye’deki geçici hükümet ile Kuzey ve Doğu Suriye yönetiminin 10 Mart’ta başlayan bir müzakere zemini var hem de bizim hâlâ hayatımıza katamadığımız potansiyel bir müzakere zemini var. Türkiye’nin ısrarla Kuzey ve Doğu Suriye yönetimi ile bir müzakereye başlamamış olması, yani demokratik müzakerenin bir ayağında bu olduğunun farkında olmaması durumu var. Halbuki Türkiye, Suriye, Irak ve İran dediğinizde, bu dört parçada yaşayan Kürtlerin kendi iç duygusallığını dikkate almayan bir yaklaşımla dış politika üretemezsiniz. Hele Ortadoğu’da hiç üretemezsiniz.

TÜRKİYE DOĞRU OKUMUYOR

Kürt meselesinin demokratik çözümünden bahsedecekseniz eğer, o zaman dört parçada da demokratik müzakere zeminlerini ve çözümlerini konuşabilmelisiniz ki, bugün Kuzey ve Doğu Suriye yönetimi buna en yakın yönetimlerden biridir. Bu konuda Suriye’deki bütün yapılardan çok daha öndedir ve Suriye’nin demokratik dönüşümü ve kalıcı barışın sağlanması açısından en önemli, belki de potansiyel müttefik gücüdür. Türkiye dış politikası bunu böyle okumadığı için siyasete de maalesef böyle yansıyor. Siyasetin o geçmişten kalan yanlış, kronikleşmiş tutumlarının olumsuz etkisi de yansıyor. Tabii buradaki sürece de ister istemez negatif yansımaları söz konusu oluyor. Buradaki süreçte, Kuzey ve Doğu Suriye’deki yönetimin taşımış olduğu çözüm gücü, demokratikleşme ve barış gücü, bütün bu karşımıza çıkan sorunları aşmaya muktedirdir.”

KOMİSYON DİNLEMELERİ FİKİR BİRLİĞİ YARATIYOR

Mecliste kurulan Komisyon’un dinlemelere devam ettiğini; bunlar tamamlandıktan sonra bir ara rapor çıkacağını kaydeden Temelli, şunları paylaştı: “Buraya gelen herkes, farklı farklı düşüncelerde olsalar da herkes meselelerde fikir birliğine kavuşmuş durumda. Meclis’in de üzerine düşen zaten bunu sağlamak. Bu ara rapordan sonra da bu Kürt meselesinin demokratik çözümü üzerinden yürüyen müzakereleri artık bir yasal prosese kavuşturmak gerekiyor. Bunun hangi yasalarla yürütüleceği, hukuki güvence nasıl sağlanacak? Silah bırakanların hukuki güvencesi ve siyasete katılım hakları nasıl olacak? Cezaevinde olanların durumu, yurt dışında olanların durumu... Dolayısıyla bu meseleden dolayı mağdur olmuş, bu meseleden dolayı yargılama sürecinin içinde sıkışıp kalmış binlerce, yüz binlerce insan söz konusu. Bunlarla ilgili atılacak adımlar önemli.

ÖNDER APO’NUN YAŞAM VE ÇALIŞMA KOŞULLARI

Tabii en başında da kuşkusuz Sayın Öcalan’ın yaşam ve çalışma koşullarının, kendi taleplerinin doğrultusunda bir an önce düzenlenmesi; kendisinin zaten belirlemiş olduğu yol haritasına bağlı olarak demokratik müzakerenin sürekli hale gelmesi, bu iletişim ve ilişki ağının kurulması çok çok önemli. Birçok kesim adaya gitmek istiyor, birçok kesim kendisiyle görüşmek istiyor, birçok kesim bu sürece katkı sunmak istiyor. Artık bunlar için sağlıklı bir genel kurul çalışmasına ihtiyacımız var. Yasaları hayata geçirmeye ihtiyacımız var. Bu yasalar için de Meclis komisyonunun bir ortaklaşmaya, bir taslağa ve ihtisas komisyonlarını bir an önce harekete geçirmesine ihtiyacımız var. Bunu bekliyoruz.”

DEMİRTAŞ KARARI SİYASİ KUMPASIN PARÇASI

Sezai Temelli, AİHM’nin Selahattin Demirtaş hakkında verdiği karara Adalet Bakanlığının yaptığı itirazı eleştirerek, bu tutumun müzakere sürecini sabote ettiğini söyledi. Temelli Adalet Bakanlığının tutumunun yalnızca hukuki değil, siyasi bir sorun olduğunu belirterek, şunları ifade etti: “Yargı sopasıyla, yargıyı siyasallaştırarak yaratılmış olan bu utançtan artık kurtulmak gerekiyor. Adalet Bakanlığı adeta bu utancı görmezden gelerek yine itirazda bulunuyor. Yine bu kumpası sürdürmek ister bir yaklaşım var. Bunu kabul etmedik ve protesto yaptık. Bu hatadan dönülmesini, itirazın geri çekilmesini istedik. Maalesef Adalet Bakanlığının bu yönde bir girişimi yok. Tam tersine bu kumpas aklında ısrar ediyorlar. Tabii bu sadece Adalet Bakanlığı ile sınırlı da değil. Bu hâlâ iktidarın bu konuya yaklaşırkenki yanlış tutumunu bize gösteriyor. Bir taraftan müzakere diyoruz, süreç diyoruz ve bu konuda inanılmaz bir fedakârlıkla, sorumlulukla hareket ediyoruz. Karşı tarafta süreci adeta sabote eden bir yaklaşım var. Bu itiraz bile süreci sabote etmeye yöneliktir.”