DEM Parati Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Meclis'te basın toplantısı düzenleyerek güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
HALKLAR OTORİTER REJİMLERİN BEDELİNİ ÖDÜYOR
Temelli, Venezuela’ya yönelik ABD müdahalesine dikkat çekerek şunları ifade etti:
“Yeni yıl yine tüm dünyada savaşlarla, krizlerle, kaoslarla başlamış oldu. Venezuela’da yaşanan gelişmeler, müdahale ve sonrasında yaşanan küresel kriz, otoriter rejimler ile emperyal müdahaleler arasında sıkışmış halkların yaşadığı dramı bir kez daha bize gösterdi. Dünya uzun süredir otoriter rejimler ve emperyal müdahalelerin altında büyük krizler yaşamaya devam ediyor. Dünya halkları, toplumlar bu krizlerin en büyük bedelini ödüyor. Venezuela halkından tutun da Filistin halkına, Kürt halkına kadar. Dünyanın her yerinde yaşanan bu gelişmeler halklara zulüm, savaş ve şiddetten başka bir şey getirmiyor.”
ULUSLARARASI HUKUKA UYULMALI
Temelli’nin konuşmasında öne çıkan diğer başlıklar şöyle:
“Uluslararası hukuka gönderme yapıyoruz. Uluslararası hukuk çok çok önemli. Hayata geçmesi lazım. Ama şunu görüyoruz ki karşımızda uluslararası hukuk yok, devletler hukuku var. Devletlerin birbiriyle olan angajmanlarına göre biçimlenmiş bir hukuk da maalesef halkların, insanların, toplumların haklarını koruyan bir yerden bu sisteme müdahale edemiyor. Bunu bir kez daha yaşamış olduk. Oysa uluslararası hukuk dediğimizde evrensel hukuka bağlı, insan haklarını esas alan ve her türlü insan hakkının yok edildiği yerde müdahale eden bir güce ihtiyaç var, enternasyonal bir anlayışa ihtiyaç var. Bunu görmek çok da mümkün değil.
Ne oluyor? Venezuela’da yaşanan olaylar dünya gündemini kaplarken, yanı başımızda İran’da yaşananlar aslında göz ardı ediliyor. İran’da da çok ciddi ölümler söz konusu. Özellikle Rojhilat bölgesinde yaşanan ölümler bunu bize gösteriyor. Diğer taraftan Gazze'de yaşananlar, 70.000'den fazla insan soykırıma uğradı. Fakat bugün Gazze üzerine konuşulduğunda, Filistinlilerin, orada yaşayan insanların hakları üzerinden olmuyor. Devletler hukuku sınırlarında, devletlerin anlaşmalarına bağlı bir anlayışın hakim olduğunu görüyoruz.
SURİYE İÇİN SAHİCİ ÇÖZÜMLER
Ve yine tabii ki Suriye'de yaşananlara baktığımızda da aynı gelişmeleri görmemiz mümkün. Oysa Suriye'de de Suriye halklarının kendi geleceklerini belirleme hakkına saygı gösteren bir hukukun var edilmesi büyük önem taşıyor. SDG ile Suriye hükümeti arasında yapılan son görüşmelerde devam kararının alınması da yine önemlidir. Bunun 10 Mart Mutabakatını referans gösteren bir yerden, fakat o mutabakatın gelişmesi üzerinden yol kat etmesi en büyük arzumuzdur. Sağlıklı ve sahici çözümlerin Suriye'nin demokratikleşmesi için önemli olacağını düşünüyoruz. Dolayısıyla halkların kendi tercihleri yönündeki gelişmelerle otoriter rejimlerden kurtulan bir dünyanın aslında bu emperyal müdahalelere de kapısını kapatacağını çok iyi biliyoruz. Bugün bu emperyal müdahalelere karşı çıkıyorsak, uluslararası hukukun hakim olmasını istiyorsak, her şeyden önce bu otoriter anlayışları da sonlandırmamız gerekiyor.
AİHM KARARLARINA UYMAYA DAVET EDİYORUZ
Uluslararası hukuk demişken, bu hukuk meselesinde bizi ilgilendiren başlıklar da var. İşte Selahattin Demirtaş kararı. Demirtaş kararının hayata geçmesi tam da uluslararası hukuka uymanın en önemli örneklerinden biri. İstinaf Mahkemesi ne bekliyor? Uluslararası hukuku yok sayıyor İstinaf Mahkemesi şu anda. Biz uluslararası hukuktan bahsediyoruz ama bizatihi Ankara'da İstinaf Mahkemesi uluslararası hukuku yok sayıyor, evrensel hukuk normlarını yok sayıyor. İnsan hakkı ihlaline devam ediyor. Arkadaşlarımız 10 yıldır cezaevinde. Evet, 9 yılı bitti, 10. yılın içindeler. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Kobanî Davasından yargılanan arkadaşlarımız hala tutsak edilmeye devam ediyor. İşte hukuk her yerde herkes için diyoruz ve bir an önce İstinaf Mahkemesini hukuka, AİHM kararına uymaya davet ediyoruz.
Sezai Temelli, Meclis’in 2026 yılı çalışmalarına başlaması öncesinde yaptığı değerlendirmede, 2025 boyunca yasalaşan tüm düzenlemelerin Türkiye’nin yapısal sorunlarını çözmek bir yana daha da derinleştirdiğini söyledi. Temelli, emekçilerin, kadınların, doğanın ve toplumun yararına tek bir düzenlemenin hayata geçirilmediğini belirterek; Trafik Kanunu’ndan İklim Kanunu’na, maden ve enerji düzenlemelerinden yargı paketlerine kadar çıkarılan yasaların ağırlıklı olarak sermaye lehine hazırlandığını vurguladı.
Enerji ve madencilik politikalarının ekolojik yıkımı hızlandırdığını ifade eden Temelli, su zengini bir ülkenin su stresi yaşamasının temel nedeninin bu anlayış olduğunu söyledi. Ormanların, zeytinliklerin ve tarım alanlarının enerji projelerine açıldığını hatırlatan Temelli, iklim krizinin bu denli derinleştiği bir ülkede COP31’in Türkiye’de yapılmasını “kara mizah” olarak nitelendirdi. Türkiye’de ekolojik yıkım sürerken bu tür zirvelerin sorunu gizlemeye yönelik olduğunu dile getirdi.
Ekonomik tabloya da dikkat çeken Temelli, asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığını, TÜİK’in açıkladığı enflasyon verilerinin gerçeği yansıtmadığını ve emekçi ile emeklilerin gelirlerinde büyük bir erime yaşandığını söyledi. Gelir vergisi tarifesiyle düşük ücretlilerin daha fazla vergi ödemek zorunda bırakıldığını belirten Temelli, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın enflasyonla mücadeleyi emekçilerin sırtına yüklediğini ifade etti. Bu politikaların 2026 yılında emekçiler açısından daha ağır sonuçlar doğuracağını vurguladı.
Yargı paketleri, uyuşturucuyla mücadele ve suç politikalarına da değinen Temelli, eşitsizlikler sürdüğü sürece bu düzenlemelerin günü kurtarmaktan öteye geçmediğini söyledi. Kadın cinayetleri, şiddet ve uyuşturucu sorunlarının magazinsel operasyonlarla örtbas edilmeye çalışıldığını belirten Temelli, Meclis’in 2026 yılında yürütmenin güdümünden çıkarak demokratik, ortaklaşmacı ve toplumun gerçek sorunlarına çözüm üreten bir yapıya kavuşması gerektiğini ifade etti.