Toros Korkmaz: Barışın ve meşruiyetin anahtarı Öcalan’ın özgürlüğüdür

Süreçte tereddütleri giderecek ve meşruiyeti sağlayacak tek adımın Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü olduğunu vurgulayan Siyaset Bilimci Toros Korkmaz, “Demokratik güçler, bu özgürlük talebini daha yüksek bir sesle savunmalıdır” dedi.

“Demokratik Toplum ve Barış” süreci kapsamında, Kürt sorununun çözümüne ilişkin çok boyutlu bir tartışma süreci yaşanıyor. Meclis bünyesinde kurulan çözüm komisyonunun, Önder Apo’yu ziyaret etmesinin ardından, siyasi partiler de çözüm önerilerini içeren raporlarını Meclis’e sundu.

Bu süreci değerlendiren Siyaset Bilimci Toros Korkmaz, iktidarın hazırladığı raporların temelinde “güvenlik” odaklı bir yaklaşımın yattığını; muhalefet cephesinde ise “tarihsel yüzleşme” çekincelerinin ciddi bir engel olarak masada durduğunu vurguladı. Korkmaz, tüm bu engellerin aşılması ve gerçek bir demokratikleşmenin sağlanması için Önder Apo’nun “umut hakkı”ndan yararlanmasının ve özgürlüğüne kavuşmasının önemli olduğunun altını çizdi.

İKTİDARIN SEÇİM KAYGILARI

AKP ve MHP hükümetinin sunduğu raporları analiz eden Korkmaz, bu metinlerin doğrudan Kürt meselesine odaklanan metinler olmadığını; aksine, Türkiye’nin güvenlik kaygılarını gidermeyi amaçlayan savunma metinleri olduğunu kaydetti.

AKP’nin bir “seçim partisi” olduğuna dikkat çeken Korkmaz, Erdoğan’ın siyasi geleceğinin ve partisinin bekasının seçim kazanmaya bağlı olduğunu, bu nedenle oy kaygısıyla hareket edildiğini söyledi. Yıllardır milliyetçi ve faşizan bir hatta konsolide edilen seçmen tabanının, demokratikleşme adımlarından ürkütülmemesi için sürecin “Türkiye’nin bekası” ve “Büyük İsrail tehdidi” gibi bölgesel riskler üzerinden pazarlanmaya çalışıldığını aktaran Korkmaz, “Eğer iktidar bu güvenlik bariyerini aşabilse ve tabanını ikna edebilirse, ancak o zaman demokratikleşme aşamasına geçilmesi mümkün olabilecek” dedi.

‘ÖCALAN’IN VE DEM PARTİ’NİN MEŞRUİYETİ ARTTI’

Tartışmaların ötesinde, bu sürecin halihazırda Kürtler lehine çok önemli bir “eşik aşımı” yarattığını belirten Toros Korkmaz, bu durumun iki temel noktası olduğunun altını çizdi: “DEM Parti’nin mutlak meşruiyetinin kabulü ve Abdullah Öcalan’ın liderlik konumunun tescillenmesi.”

Korkmaz, yıllarca inşa edilen olumsuz imajın yerini, devletin ve siyasetin farklı katmanlarında fiilen kabul gören bir “kurucu önder” tartışmasına bırakmasının önemli ve tarihsel bir aşama olduğunu kaydetti. Korkmaz, Kürtlerin Ortadoğu’da demografik, politik ve örgütlü güçleriyle ciddiye alınması gereken önemli bir aktör olduklarını, yeni süreçle birlikte bir kez daha kanıtladıklarını ifade etti.

‘MUHALEFET VE SOL, SÜRECİ YANLIŞ OKUYOR’

Korkmaz, sadece iktidarı değil; muhalefeti ve bazı sol çevreleri de süreci dar bir zamana sıkıştırmaları nedeniyle eleştirdi. “Henüz kayyımlar kalkmadı, Demirtaş çıkmadı, haklar kazanılmadı” söylemleriyle sürece mesafe koyanların, meselenin uzun vadeli politik sonuçlarını görmezden geldiğini belirtti.

Korkmaz, Kürt sorunun çözümü çerçevesinde partiler tarafından hazırlanan raporları da değerlendirerek, CHP’nin raporunda Kürt sorunun telaffuz edilmesini önemli bulduğunu ifade etti. Ancak CHP’nin kuruluş dönemindeki zorla asimilasyon ve bastırma politikalarıyla yüzleşerek tarihsel bir öz eleştiri sürecine girmemesini büyük bir eksiklik olarak değerlendiren Korkmaz, CHP’nin soruna teknik bir sorun gibi yaklaşmasının büyük bir eksiklik olduğunu vurguladı.

Korkmaz, Yeni Yol Grubu’nun hazırladığı raporun, CHP’nin raporuna kıyasla daha ileri bir noktada olduğunu ve milliyetçi-muhafazakar seçmeni ikna etme potansiyeli taşıdığını söyledi.

TİP’in haklar listesi bağlamında en ilerici raporu sunduğunu belirten Korkmaz, bu rağmen 1925 Şêx Sêîd İsyanı ve 1937-1938 Dersim gibi tarihsel katliamlarla gerçek anlamda bir yüzleşme noktasında, bütün sol kesimlerin eksik kaldığını ifade etti.

‘BARIŞ İÇİN TOPLUMSAL MÜCADELE GEREKLİ’

Barışın toplumsallaşması noktasında demokratik kamuoyuna büyük görevler düştüğüne işaret eden Korkmaz, çözümün sadece makro siyasetle sınırlı kalamayacağını söyledi. Toplumda kökleşmiş Kürt karşıtı önyargılarla mücadelenin şart olduğunu ifade eden Korkmaz, işçi sendikalarından meslek örgütlerine kadar toplumun tüm alanlarının bu süreçte sorumluluk almasının önemli olacağını belirtti.

Korkmaz, Kürt sorunun çözümü noktasında eğitsel bir sürecin gerekliliği üzerinde durarak, şu değerlendirmede bulundu: “Yazılı ve görsel basında, eğitim müfredatında Kürtlerin yalnızca ‘hain kesimler’ bağlamında anılması kabul edilemez. Eğitim-Sen gibi yapıların bu müfredatlara karşı daha güçlü kampanyalar yürütmesi gerekir.

Öte yandan, Bursaspor tribünlerinde Leyla Zana’ya karşı ırkçı saldırılara karşı sessiz kalınması, toplumsal barışın önündeki en büyük engellerden biridir. Mikro düzeydeki bu tür ırkçı saldırılara karşı ideolojik ve kültürel bir mücadele yürütülmelidir.”

‘ÖCALAN’IN HAPİSTE OLMAMASI GEREKTİĞİ YÜKSEK SESLE SAVUNULMALIDIR’

Önder Apo’nun özgürlüğünün artık tartışma konusu olmaktan çıkması gerektiğini vurgulayan Toros Korkmaz, sürecin uluslararası ve yerel meşruiyeti için bu adımın stratejik bir zorunluluk olduğunu söyledi. “Abdullah Öcalan’ın sadece Türkiye’de değil, Ortadoğu genelinde de Kürt halkı üzerinde sembolik ve politik bir ağırlığa sahip” olduğunu hatırlatan Korkmaz, süreci Güney Afrika’nın demokratikleşme deneyimiyle kıyaslayarak şöyle devam etti:

“Nelson Mandela’nın serbest bırakılması, Güney Afrika’daki barış sürecinde nasıl belirleyici ve yapıcı bir rol oynadıysa, Öcalan’ın da özgür koşullarda sürece dahil olması aynı etkiyi yaratacaktır. 'Öcalan özgür mü, kendi iradesiyle mi konuşuyor?' yönündeki tüm tartışmaları ve tereddütleri bitirecek tek şey, bizzat onun özgürlüğüdür. Demokratik güçler, hükümetin çizdiği dar hukuki sınırların ötesine geçmeli; bu siyasal liderin hapiste olmaması gerektiğini daha yüksek bir sesle savunmalıdır.”