Türkiye kanlı tertiplerden vazgeçmiyor

Suriye halkları ile demokrasiden ve barıştan yana olanların bilmesi gerekir ki, Türkiye kanlı bir savaşın tertibiyle uğraşıyor. Dürzi bölgelerinde yapıldığı gibi, ‘Aşiret güçleri SDG’ye karşı savaşıyor’ adı altında kuralsız, kanlı bir savaş planlanıyor.

ZEKİ BEDRAN

Türk Dışişleri Bakanı, ‘SDG’nin Arapların çoğunlukta olduğu bölgelerden derhal çekilmesinin en önemli öncelik olduğunu ve bunun ilk adım olması gerektiğini; bunun henüz hayata geçirilmediğini, herkesin bu sorunun çözülmesini beklediğini, çözülmezse çok ciddi çatışmaların beklenebileceğini’ söylüyor.

Ayrıca, ‘SDG’nin Türkiye, Irak veya İran’dan gelen PKK militanlarından arınma konusunda Türkiye’ye herhangi bir yol haritası sunmadığını; PKK’nin Doğu ve Kuzey Suriye’yi işgal ettiğini ve sömürgeci bir güç olduğunu’ vurgulamayı da ihmal etmiyor.

Bu söylemlerin Kürt halkına karşı saldırı ve katliam seferlerine hazırlık anlamına geldiği açıktır. Sözde ‘Kürt-Türk kardeşliği’ temelinde arayışları var; Kürt sorununu çözmek istediklerini söylüyorlar.

Bunun gerçekleşmesi ve savaşın, silahlı mücadelenin sonlanması için Önder Apo tarihi adımlar attı; PKK’nin varlığına ve silahlı mücadeleye son verildi. Ancak onlar Suriye’deki işgallerini sürdürmek ve Kürtleri ezmek için hala PKK’yi bir gerekçe olarak sunmaya devam ediyorlar. PKK olmasa Suriye’de savaş çıkarmaları için bir gerekçeleri yok.

Açıktan Kürt düşmanı olduklarını söylemeleri gerekir; bu da dünyada kabul gören ve onaylanan bir gerekçe olmaz. Bütün kötülüklerini PKK ve ‘teröre karşı mücadele’yle meşrulaştırmaya devam ediyorlar.

‘SDG derhal Arapların çoğunlukta olduğu bölgelerden çekilsin’ söylemi, nasıl bir tertip peşinde olunduğunu gösteriyor. Arap milliyetçiliğini kışkırtarak Arapları ve Kürtleri birbirine kırdırmak istiyorlar. Aynı şeyi Baas rejimi de yapıyordu. Dêrazor’da bazı çevreler harekete geçirildi; karışıklıklar çıkarılmak istendi. Bazıları İran adına milislik yapıyordu. Değişik suçlara bulaşanlar bölgeden kaçıp rejime sığındı.

Şimdi bu çevreleri Türk devleti örgütlüyor; HTŞ de destek veriyor. Bu çeteleşmiş ve kışkırtılmış kesimi ‘Arap aşiretleri SDG’ye karşı savaşıyor’ diye lanse ettiler ve etmeye de devam ediyorlar. Türk devleti ‘SDG Arap bölgelerinden çekilsin’ diyerek Arap-Kürt birliğini ve ittifakını yıkmak istiyor. Halbuki SDG’nin yarıdan fazlası zaten Araplardan oluşuyor. SDG, bölgenin ve halkın korumasını yapıyor. Neden halkını ve topraklarını terk etsin?

Kaldı ki, SDG Suriye ordusuna katılmayı kabul etmiş ve bu konuda görüşmeler sürüyor. Doğu ve Kuzey Suriye güçleri ile Özerk Yönetim, Şam hükümetiyle 10 Mart’ta bir mutabakat imzaladı. Buna göre birleşme ve ortaklaşma hazırlıkları ile görüşmeler var. ABD gibi güçler de sürecin ilerlemesi için girişimlerini sürdürüyor. Bunun için Paris’te bir toplantı yapılacaktı; ABD, Fransa ve İngiltere katılacak ve garantör olacaklardı. Ama Türk devleti bunu engelledi ve HTŞ’yi bu görüşmelerden çekti. Uluslararası güçlerin gözlemci ve arabulucu olmasını istemediler.

Kürtlerin uluslararası bir görüşme veya anlaşmanın konusu olmasını istemiyorlar. Kürtler 20. yüzyılı statüsüz geçirdiler; 21. yüzyılda da öyle kalmalılar diye çalışıyorlar. Bu, Türk devletinin değişmez stratejisi haline gelmiş durumda. Türk devleti, HTŞ’yi de sık boğaz ediyor ve baskı uyguluyor. HTŞ sanki derli toplu bir ordu ve devlet kurmuş da Kürtler buna engel olmuş gibi lanse ediliyor. Oysa HTŞ’nin öncelikli konusu Doğu ve Kuzey Suriye değil. Aralarında bir biçimde diyalog var ve ateşkes yapılmış durumda.

Türk devleti olmasaydı, SDG, Özerk Yönetim ve geçici Suriye hükümeti aralarındaki sorunları daha hızlı çözebilirlerdi. Ancak Türkiye, arabulucu bir rol oynamak yerine ısrarla ara bozucu bir rol oynuyor. ABD ve Fransa gibi güçleri de sınırlıyor ve engelliyor.

Türk Dışişleri Bakanı kafayı PKK’ye takmış ve DAİŞ’e karşı savaşa katılanları sürekli gündem yapıyor. Oysa Kürtlerin birbirlerine yardıma gitmelerinden daha doğal ne olabilir? Suriye vatandaşı olmayanların Suriye’den çıkması gerektiğini söyleyip duruyorlar. Kendileri de çok iyi biliyorlar ki, Kürdistan’ın diğer bölgelerinden gelen Kürtler Suriye’de kalıcı değiller. Birçoğu zaten geri döndü; kalanlar da sorun değil, gitmeyiz diyen de yok. Özerk Yönetim ve SDG kendisini yönetiyor. Bu konuda ortada bir sorun yok; sorunu yaratan Türkiye’dir.

Suriye’de asıl sorun, binlerce Orta Asyalı, Afgan ve Afrikalı olan kişiler. Bunların çoğu DAİŞ ve El Kaide kökenli ve aynı zihniyeti taşımaya devam ediyor. Bütün dünya bunlardan yana kaygılı. Ancak Türk hükümeti bunları ağzına almıyor; tersine, Suriye’de kalmalarını ve HTŞ’yi güçlendirmelerini istiyor. Bu kanlı çetelerin Suriye yönetiminde yer almalarına da Türkiye’nin bir itirazı yok.

Suriye halkları ile demokrasiden ve barıştan yana olanların bilmesi gerekir ki, Türkiye kanlı bir savaşın tertibiyle uğraşıyor. Kendileri de bu savaşın çok ağır olacağını ifade ediyor. Dürzi bölgelerinde yapıldığı gibi, ‘Aşiret güçleri SDG’ye karşı savaşıyor’ adı altında kuralsız, kanlı bir savaş planlanıyor. Bölgedeki gerginlik ve karışıklıklarda Türkiye’nin belirleyici rolü olduğu bilinmeli.