‘Türkiye tarihi fırsat heba etmemeli’

Siyaset bilimci Fatma Bostan Ünsal, iç ve dış koşulların barış süreci için önemli bir zemin sunduğunu belirterek, bu tarihi eşikteki fırsatın heba edilmemesini istedi.

FATMA BOSTAN ÜNSAL

Bölgesel gelişmelerin Türkiye’yi Kürt sorununu çözme yönünde teşvik ettiğine dikkat çeken Fatma Bostan Ünsal, ‘güvenlikçi’ kabullerin gözden geçirilmesi gerektiğini vurguladı. 

ANF’ye konuşan Fatma Bostan Ünsal, Kürt meselesinde 1993’ten beri çok çeşitli fırsatlar çıkmasına ve çeşitli teşebbüs olmasına rağmen bir türlü başarılı olunmadığını hatırlatarak, bir yıllık süreçte gelinen noktanının önemini vurguladı. Fatma Bostan Ünsal, “Kritik önemde ve fırsat olarak gördüğüm bu gelişme karşısında siyasetçisi ve halkı ile geçmişten ders çıkararak bu sefer farklı yaklaşacağını düşünüyorum. Gerçekten daha öncekilerden farklı olarak sürece karşı olan çok büyük bir muhalefet grubunun bu dönemde çeşitli nedenlerle artık olmadığını görüyoruz. Barış süreçlerine en karşı olan partinin bu sürecin başlatıcısı olması, eskiden bu süreçlere şiddetle karşı olan ana muhalefet partisinin Kürt siyasi hareketi ile çeşitli şekillerde yan yana gelmesi ve elbette dış konjonktür, bu kritik anların bir daha heba edilmesini engelleyecek diye umuyorum” dedi.

HUKUKİ SÜREÇ İŞLETİLMELİ

Devletin, barış içinde bir arada yaşamayı sağlayacak adımları atmasının gereğine işaret eden Fatma Bostan Ünsal, şunları söyledi: “Meclis’de oluşturulan Komisyon’da bu adımlar çok çeşitli sivil toplum kuruluşları tarafından tekrar tekrar söylenmiştir. Türkiye’nin çok radikal değişiklikler yapmasına da gerek yok, çoğu talepler Türkiye’nin zaten mevcut hukukunu uygulaması ile yerine gelecektir. Komisyon’da, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AHİM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının uygulanması talebinin en çok tekrarlanan talep olması bunu göstermektedir. Türkiye son barış süreci akamete uğradıktan sonra hem hukuk devleti ve özgürlükler hem de ekonomik olarak hızla geriye gitmekte, gençlerinin ve müteşebbis sınıfının ülke dışına çıkmasına sebep olmaktadır. Bu yüzden Kürt meselesinin de ortaya çıkmasına ve akut hale gelmesine sebep olan ortamdan çıkma iradesini göstermesi konusunda şartlar artık kendini zorlamaktadır.” 

DURUM, KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜNÜ DAYATIYOR

Bölgesel gelişmelerin Türkiye’yi Kürt sorununu çözme yönünde teşvik ettiğine dikkat çeken Fatma Bostan Ünsal, şöyle devam etti: “İran Şahı ve Saddam’ın aralarında anlaşarak Kürtlere yönelik bastırma ve büyük kıyımlara yol açtıkları bir dönemde değiliz. Artık Irak içinde resmi olarak da tanınan,çok büyük petrol gelirine sahip olan, tarihsel ve jeopolitik nedenlerle de Türkiye ile iyi ilişkilerin geliştirildiği bir Kürdistan Bölgesel Hükümeti vardır. Yine Suriye’de Esadlar döneminde baskı altında tutulan Kürtler yerine iç savaş geçirmiş ülkede artık askeri olarak belki de en güçlü, istikrarı çoğulcu bir ortamda sağlamış, bölgede varlık gösteren ABD ve Rusya gibi güçlerle iyi ilişkileri olan Demokratik Suriye Güçleri (QSD), yani Rojava realitesi söz konusudur. 

GÜVENLİKÇİ KABULLERİ GÖZDEN GEÇİRMELİ

Bu itibarla Türkiye, güneyindeki bu yeni güçleri dil, kültür, gelenek, ortak hafıza gibi pek çok sebeplerle kendi yakınları olarak görüp iyi ilişkiler geliştirebileceği potansiyel olarak değerlendirme fırsatına sahiptir. Bunun için Türkiye’nin içine kapalı, etrafı düşmanlarla çevrili, bütün komşularını düşman olarak gören içte ve dışta ‘güvenlikçi’ kabulleri gözden geçirmesi gerekir. Türkiye’nin bütün bunları yapabilmesi için yıllardır ihmal ettiği, bir türlü çözemediği ve sadece Kürt vatandaşlarını değil bütün halkını mağdur ettiği Kürt meselesini çözmesi gerekiyor. Bu gerçeğin, bu zamana kadar Kürt meselesinin çözümüne engel olan güçlerce bir şekilde anlaşılmış olduğu hissediliyor. 

TOPLUMSAL ALGININ DEĞİŞMESİ

Bu süreçte toplumun ortaya çıkan bu bölgesel değişiklikleri açık bir şekilde görme, değerlendirme fırsatını bulması gerekir. Toplum bu zamana kadar tek taraflı propagandaya maruz kaldığı için kahir ekseriyetinin barış süreçlerine yaklaşımı, ‘kazan-kazan’ perspektifi yerine kendisinin kaybedeceği bir alışveriş-taviz olarak algılama eksenlidir. Bu nedenle barış sürecine giren siyasetçiler, bu konuda eski ezberleri bozma konusunda tutuk olmaktadır. En son örneğini Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a yönelik İyi Parti Genel Başkan Yardımcısı Erhan Usta’nın ‘PKK sevdalısı’ ve ‘terör destekçisi’ gibi ithamlarla yönelmesi ve sonrasında Numan Bey’in ne kadar ‘incinebilir’ olduğunu görmüş bulunuyoruz.

HUKUK DEVLETİ ÇAĞRILARINA OLUM YANIT VERİLMELİ

Devlet güçlerinin artık konu hakkında görüş değiştirmesi süreci kolaylaştıracak gibi görünse de bu zamana kadar ve halen de yapılmakta olan aksi propaganda nedeniyle toplumun büyük çoğunluğunun sürece yönelik olumsuz yaklaşımını giderecek en önemli tedbir, gittikçe artan hukuka aykırılıkların giderilmesi, insan hakları ve hukuk devleti çağrılarına olumlu cevap vermek olacaktır. Bu çerçevede daha öncede bahsettiğim gibi; AİHM ve AYM kararlarının uygulanması, siyasi mahkumlara uygulanan ayrımcılığı kaldırmak, hasta ve yaşlı tutukluların son günlerini aileleri ile geçirmesinin sağlanması, kayyum uygulamalarına son verilmesi, Terörle Mücadele Kanunu’nun değiştirilmesi ve insanların sıradan durumlar nedeniyle terörle yargılanmasının önünün geçilmesi gibi adımlar, milyonlarca insanın beklediği ve destekleyeceği değişikler olacaktır. Ayrıca bu adımlar sürece yönelik çok yüksek endişeleri giderecek, güveni arttıracaktır. Eğer süreç, bu adımlar eşliğinde yürütülür ve Kürtçenin eğitim dili ve kültürel faaliyetlerde yaygın kullanımı, eski savaşçıların toplumsal hayata katılımı gibi daha özel hususlar, genel sorunların giderilmesine eşlik ederse, Türkiye’nin katılımcı, hukuk devletine ulaşma amacına hizmet ederse toplumun yıllardır maruz kaldığı tek taraflı propagandanın etkisi de zayıflayabilir. Kürt meselesinin niye çıktığı, Susurluk kazasında en açık şekilde gördüğümüz hangi ortamları beslediği ve tüm Türkiye halkına verdiği hasarın da daha net görülmesine yol açar, sürece destek artar.

TÜRKİYE İNİSİYATİF ALABİLİR

Bütün bu dile getirdiğimiz sorunlar, algılar, hukuki değişiklikler bir anda değil ancak süreç içinde olabilir. Siyasi partiler, medya, sivil toplum veya bağımsız bireyler tarafından gerçekleştirilecek iradi müdahalelerin toplumsal süreçleri belirleyeceğine ve toplumsal değişikler getireceğine inanan biri olarak, Türkiye’nin bu kritik dönemeçte inisiyatif alacağına, sorunlarını içeride çözüp bölgede barışı sağlayacak konumda olma sorumluluğunu alacağına güveniyorum.”