Son Dakika: ‘BM’de Kürt halkı için gözlemci millet statüsü istenecek’
GÖRÜNTÜLÜ

'Ben Kemal Pir’e Rıza'yı yoldaş verdim'

'Annem şöyle diyordu: “Kemal'i sevdim, o bir halk savaşçısıydı. Mazlum’u sevdim, o bir ilim deryasıydı. Haki’yi sevdim, o bir emekti. Ben Kemal Pir’e, Rıza'yı yoldaş verdim. Mazlum Doğan'a Haydar'ı verdim ki O, Mazlum’un ilim deryasından payını alsın.'

ZÖHRE ALTUN, RIZA ALTUN'U ANLATIYOR

Kemal Pir çizgisinde hareket eden bir devrimci olarak anlatılan Rıza Altun, 1975’ten itibaren Apocu grup içerisinde yer alarak, Özgürlük Mücadelesi’nin tüm alanlarında yer aldı. Hareketin eylem çizgisinin gelişmesinde belirgin rol oynayan Altun, bulunduğu tüm çalışmalarda doğal bir öncülük misyonu ile hareket etti. Uluslararası Komplo’ya karşı mücadelenin yürütüldüğü süreçte, uzun süre Avrupa çalışmalarında yer aldı. En son KCK Dış İlişkiler Komitesi çalışmalarında yer alan Altun’un Ankara Tuzluçayır mahallesindeki gençlik yıllarından önce Küçüksöbeçimen’de geçen çocukluğu, Kemal Pir ile tanışması, Apocu harekete katılımı başta olmak üzere Hatice Ana ve yoldaşları ile olan bağlarını ablası Zöhre Altun anlattı. 

İki bölümde yayınlayacağımız anlatımlarını okuyucularımız için derledik:

DERSIM’DEN KAYSERİ’YE SÜRGÜN

Kayseri’nin Sarız ilçesine bağlı Küçüksöbeçimen köyünde yaşıyorduk. Rıza arkadaş isyancı biriydi. Çocukluk sürecinde henüz 3-4 yaşında iken dahi sürekli isyan halindeydi. Ne annem ne de babam O’nunla bir türlü baş edemezlerdi. Fakat bütün bunlara rağmen hepimiz seviyorduk. Çocukluğundan beri asi ve haksızlığa karşı sürekli bir duruşu vardı, öyle de çekip gitti ve toprağın oldu.

1960’larda dedem diyordu ki, bizim köklerimiz Dersim’den geliyor. Reskan aşiretiyiz diyordu, fakat emin olamıyorduk. Bundan dolayı dedem, dayım ile birlikte 1960 yılında Dersim'e gidiyorlar. Dersim'de ailemizin köklerini araştırıyor ve belgeleyerek geliyorlar. Aşiretimizin, Dersim isyanı zamanında bir aşiret olduğunu ve isyanda çoğunun kırıldığını, kimsenin artık kalmadığını, var olanların da sürgüne tabi tutulduğunu söylüyordu. Dayım bunların hepsini öğreniyor, öyle geri dönüyor. Ondan sonra annem ile dayımın Dersim ile bağı sürekli gelişti. Kürt olma duygusu ve zamanında büyük bir soykırım sonucu sürgün olmanın getirdiği o acı kopuştan dolayı evimizde annem anadilimizde konuşmayı bir ölçüye dönüştürdü. Yaşanmışlıklardan dolayı daha çocuk yaşta iken Dersim İsyanı’nın hikayelerini dinliyorduk. Mesela biz okulda Türkçe, evde Kürtçe konuşurduk. Okulda Kürtçe konuştuğumuzda öğretmen tarafından dövülüyorduk. 

RIZA’NIN İĞNESİ

Rıza bir gün köyde yolda giderken bir dikiş iğnesi bulmuştu. “Ben bir iğne buldum, al bunu” diyerek anneme verdi. Ertesi gün ne olduysa bir yaramazlık yapmıştı. Annem de kızarak “evimden çık git” dedi. Rıza da tepkiyle, “nereye gidecekmişim? Bu evde benim iğnem var. Ver onu ki gidebileyim” dedi. Yani onun olan herhangi bir şeyi elinden almak zordu. Annem kolundan tuttuğu gibi Rıza’yı dışarı attı. O da kömürlüğün üstüne çıkıp “iğnemi verin” diye bağırmaya, sonra da evin camlarını taşlamaya başladı. Annem Rıza’yı kovalamaya başladı ama baş edemedi. Zaman geçtikçe daha da hırslanarak kapı ve pencereleri kırdı. Sonunda annem pes edip, “şunun iğnesini verin, yoksa evi başımıza yıkacak” dedi. İğnesini aldı ve o gece amcasına gitti. Meryem yengeme, “annem beni evden kovdu, bende bir iğne var, onu sana vereyim ama bu akşam da sizde kalayım” diyor. Yengemde gülerek, “Kurban olduğum, iğnen çok olaylı oldu. Ver ben sana saklarım, istediğinde de veririm. Yeter ki, benim cama ve kapıya karışma” diyor. 

HAKSIZLIĞA KARŞIYDI

Hatırlıyorum; henüz ilkokul üçüncü sınıfta iken kadın öğretmeni, ona tokat atmış. Eve geldi, “okula gitmiyorum” dedi. Gurur meselesi yaptı. Tüm uğraşlara rağmen Rıza’yı okula gönderemedik. Böylece okulu bıraktı. Annem ona okul diplomasını bir yöntemle dışarıdan aldırdı. Fakat onu da kabul etmedi ve bir gün olsun eline almadı. “Ben dövüldüğüm yere asla gitmem” dedi. Annem daha sonra Rıza’yı ortaokula da yazdırdı ama onu da kabul etmedi.

AVŞARLARDAN İNTİKAM ALINDI

Bir dayım tüccardı. Altın kabzalı bir mavzeri vardı, hep yanında taşırdı. Bir gün Avşar aşireti mensupları önünü kesip dayımı öldürdüler. Avşar aşireti Sünni ve Türktür. Üzerinde bulunan 30 bin lira parayı ve mavzerini alıyorlar. Haberi alınca Ankara’dan gidip cenazemizi getirdik. O zaman orduda subay olan bir dayımız vardı. Annem köye gelmesi için ona haber gönderdi. Dayım firar edip köye geldi. Buna karşı intikam almak için Rıza'yı da dayımın yanına vererek dağa çıktılar. Hemen ardından Avşarlardan bazılarını vurdular sanırım. Bu durumda köyde kalamayacağımız için göç ettik.

TUZLUÇAYIR’DA BİR İSYANKAR

Ankara’da bir gecekondu semti olan Tuzluçayır’a yerleştik. Bu Rıza için yeni bir başlangıçtı. İlk günlerimiz ve aylarımız çok sıkıntılı geçiyordu. Kürt olduğumuz için kaldığımız gecekondu evi taşlanıyordu. Fakat Rıza orada yeni olmasına rağmen, o taş atan bütün çocuklarla arkadaş oldu. Bunlar arasında Hasan Şerik, Cemal Şerik, Doğan Kılıçkaya ve Ali Asker de vardı. Etkileyen, hatta liderlik vasıfları taşıyan özelliğinden dolayı Rıza, Tuzluçayır’da bir isim olmuştu. Zamanla Rıza’nın grubu büyüdü ve yetmiş kişiyi buldu. Tuzluçayır’da zenginden alan fakire dağıtan bir delikanlı gelişiyordu. Beraberindeki arkadaş grubu ise, onunla oturup onunla kalkıyordu. Ben bu sıralarda Hüseyin İnanlarla aynı ortaokula gidiyordum. 

OKULLARDA KÜRT SORUNU TARTIŞILIYORDU

Tuzluçayır'da ve okullarda Dev-Yol hakimdi. Fakat bir noktadan sonra okullarda yavaş yavaş Kürt sorunu tartışılmaya başlandı. "Bir grup çıkmış, Kürt sorununu tartışıyor" deniliyordu. Biz hayret ediyorduk. Okullarda ve cemiyetlerde Kürtçe yasaktı fakat Kürtlük, Kürdistan gibi konular yavaş yavaş tartışılıyordu. Bu tartışmaları yapanlar Rıza ve grubuydu. Rıza’yı bu bilince ve pratiğe teşvik eden, aslında annemin Kürtlük bilinci ve ısrarıydı. Rıza’yı Kürtlüğe teşvik ediyordu. 

KEMAL PİR TUZLUÇAYIR’A GELDİ

Bir gün duyduk ki, Kürt, Kürdistan gibi konularda ısrar eden biri Tuzluçayır’a gelmek istiyor. Bu kişi Kemal Pir’dir. Kemal Pir, Tuzluçayır’a gelerek Rıza ile konuşmak istiyor. Kemal Pir, Tuzluçayır’a geldiğinde Rıza ile buluşup konuşuyorlar. Burada "Kemal Pir, Kürt-Kürdistan için mücadele gerekiyor" minvalinde bir şeyler anlatıyor. O sırada annem de oradadır. Kemal Pir, Rıza’ya “Rıza gel bize katıl” diyor. Rıza’da Kemal Pir’e “siz kaç kişisiniz” diye sorunca, “biz 6-7 kişiyiz” diyor. Rıza ise, “biz de 60-70 kişiyiz. Siz gelin, bize katılın” diyor. Bunun üzerine annem, “Rıza dur!. Bir Türk gelmiş diyor ki ‘Kürt, Kürdistan’. Önce biraz terbiyeli ol ve dinle. Sonra sözünü söylersin” demiş. Kemal’in Kürdistan mücadelesi için olan kararlılığı annemi o esnada çok etkiliyor. Annem Kemal’i çok sevip ondan yana tavır alınca Rıza da ikna oluyor. 

HATİCE ANA KEMAL’E SİPER OLDU

Kemal gittikten kısa bir süre sonra tekrar Tuzluçayır’a gelecekti. Öğrendik ki, Tuzluçayır’da Kemal’e diğer sol örgütler tarafından bir pusu kurulmuş ve vuracaklar. Türk solunun merkezi olan bir Halkevleri vardı yol ağzında; toplantılarını genellikle burada yapıyorlardı. Annem silah alıp kapısına dayandı ve oradan kimsenin çıkmasına izin vermedi. İki el ateş ederek, “Bu kapıdan dışarıya çıkanı vururum” dedi. O sırada bize döndü, “siz gidin Kemal’i alın” dedi. Rıza, Şahin Kılavuz ve Ali Doğan Yıldırım gidip Kemal’i aldılar, bizim eve getirdiler. 

RIZA, KEMAL VE ŞAHİN KILAVUZ CAMDAN İÇERİ GİRDİ

Biz oturup, Halkevi’ne eylem yapmayı tartıştık. Rıza “siz kadınlar önde gidin, Halkevi’nde olay çıkarın, o sırada biz içeri gireceğiz” demesinden sonra gittik. O esnada, boksör olan Metin Aslan ameliyatlı olduğu halde bizimle gelerek, “ben duvara dayanırım, ama siz benim tarafıma itin, ben onları indiririm” dedi. İçeri girdik ve tuttuğumuzu Metin’in önüne ittik ve o da yere yığıyordu. Artık pek kimse kalmadı. Baktık ki, Rıza, Kemal ve Şahin Kılavuz kapıdan değil, camları kırarak içeri girdiler. İçeride kimseyi bırakmadılar. Halkevi’ndeki herkes perişan olmuş vaziyette, yerdeydiler. Öncesinde ise annem, “bunu yapanları perişan etmeden sakın gelmeyin, yoksa tekrar kalkar, aynısını yaparlar” demişti. Eylemin etkisi ile artık Tuzluçayır bir bütünen bize açıldı. 

TUZLUÇAYIR’DAKİ EV, KEMALLERİN EMEĞİYLE OLUŞTU

Ondan sonra arkadaşlar eve gelmeye başladı. Bizim ev çok küçük olduğundan Natoyolu’nda bir ev tuttuk. Kemal Pir ve arkadaşlar halen Tuzluçayır’da olan o evin yapımında birebir çalışarak bitirdiler. Kemal çok pozitif, pratik ve canlıydı. Örneğin bir mesele anlatırken, adeta yaşayarak anlatırdı. Gerçekçi ve dürüsttü. “Günde on beş eylem yapmazsam kendimi eksik hissediyorum” diyordu. 1978 sonrası Partileşme süreci buradaki emeğin, ruhun ve komünün bir sonucu olarak gelişti. 

ÖNDERLİKLE İLK KARŞILAŞMA

Bir kaç gün sonra Kemal eve geldi ve anneme, “Ana, bir arkadaş evimize geldi ve 24 saatte yönetimi ele geçirdi” deyince annem, “Kemal ben senin yönetiminin elden gitmesine razı değilim. Fakat o arkadaşınız her kimse onda liderlik vasıfları vardır. 24 saatte evin idaresini ele geçiriyorsa, siz onu bana getirin” dedi. Sonraki günlerde Başkan, arkadaşlar eşliğinde evimize geldi. Ev artık bir tartışma ve buluşma yeriydi. 

ANNEM KAPI DELİĞİNDEN ONLARI GÖZETLİYORDU

Bir gün annem özel olarak tavuk pişirmişti. Önderlik, Kemal, Rıza, Mazlum, Haki ve diğer arkadaşlar, toplandıkları odada annemin yaptığı yemeğe oturmuşlardı. Annem o sırada kapı deliğinden onları gözetliyor. Birden Rıza kapıyı açtı ve “anne, sen ne yapıyorsun burada “diye sordu. O da, “oğlum ben o kadar hizmet ettim; bakıyorum bunlar hak ediyor mu, hak etmiyor mu?” deyince Kemal, bir gülümsemeyle odanın kapısına gelerek, Rıza’ya, “niye anneye karışıyorsun, onun yanına ben oturacağım” dedi ve gelip annemin yanına oturdu. Kemal'in sevgisi gittikçe artıyordu. Çünkü gönüllere hitap ediyordu. 

APOCULARIN ANNESİ HATİCE ANA

Annem Kemal, Mazlum, Haki ve Hayri için şöyle diyordu: 

“Kemal'i sevdim, o bir halk savaşçısıydı. 

Mazlum’u sevdim, o bir ilim deryasıydı. 

Haki’yi sevdim, o bir emekti.”

Ben Kemal Pir’e, Rıza'yı yoldaş verdim. 

Mazlum Doğan'a Haydar'ı verdim ki, Mazlum’un ilim deryasından payını alsın. Bundan sonra torunlarımı yetiştireceğim.” 

Salih ve Sinan için annemin söylediği şey şuydu: “Hayri'nin borcu bizim borcumuzdur, her iki torunum da mücadeleye katılıp ödesinler diye büyüteceğim.” Öyle de oldu. Her iki torunu büyüyüp mücadeleye katıldı. Mücadelede de şehit düştüler.

HAKİ KARER HAMALLIK YAPTI

Haki, Antep’e gideceği zaman evde biriktirdiğimiz para vardı biraz. Sadece ihtiyacı kadar yol parası alarak Adana üzeri Antep’e gitmişti. Haki için bir ilişkinin değeri büyük ve kıymetliydi. Her ne oluyorsa Adana’da bir ilişki ediniyor ve onu örgütleyeyim düşüncesiyle Adana’da iniyor. Fakat Antep’e gitmek için parası olmadığından, gidip bir hafta boyunca hamallık yapıyor. Burada kazandığı para ile Antep’e geçiyor. Biz bunu duyduğumuzda çok kızmıştık. “Haki nasıl hamallık yapar?” diyorduk. Haki sonradan bize yazdığı bir mektupta şunları belirtmişti; “Emek vermeyen, çalışmayan bir devrimci ‘ben devrimciyim’ demesin. O para zaten bizim paramızdır. Önemli olan bir devrimcinin kendisini mutlak bir şekilde devrime katmasıdır. Kızmaya, sinirlenmeye gerek yoktur.” İşte Haki, insanların ruhuna böyle hitap eden bir insandı. Haki deyince akla ilk gelen, emektir.

TUZLUÇAYIR’DA İLK YÜRÜYÜŞ

Arkadaşlar artık Tuzluçayır’da giderek güç kazandılar. Herkesin katılabileceği bir yürüyüşün organize edilmesi gerektiğini belirttiler. Bu yürüyüşe Tuzluçayır’da başta Rıza’nın grubu, onların aileleri başta olmak üzere yaklaşık 900 kişi katıldı. Anneler, babalar, çocuklar herkes katıldı. İşte Apocuların ilk yürüyüşü, burada start aldı. Kim nereden bilecekti ki, zamanı geldiğinde bu yürüyüş bir ülkeyi kavuracak! Herkes şoktaydı. Kimileri diyordu, “bu Apocular nereden çıktı?” Bu yürüyüş bir efsane gibi Tuzluçayır sokaklarında, gecekondu mahallelerinde anlatılıyordu. Rıza, artık Kemal ile yekvücut olmuştu. Aynı yere beraber gidiyor, örgütlüyorlardı. Hakimiyet Apocular’ındı.

ABBAS HEVAL ANNEMİN BARİKATINI AŞAMADI

Bizim Natoyolu’ndaki ev, faşistlerin tam sınırındaydı. Bir gece Abbas arkadaş, ilk kez bizim eve gelirken polisin takibine uğruyor ve bayağı zorlanıyor. Kendini zar zor eve atabiliyor. Polisi aşan Abbas heval, bizim kapıya dayanıyor ve kapıyı çalıyor. Kapıya annem yanaştı ve “kim o” diye seslendi. Arkadaşlar arasında Rıza’nın ismi ‘Şirket’ti. Olası durumlarda kullanılıyordu. O sırada Abbas heval “Şirket evde mi?” diye seslendi. Annem de onu polis sanarak, “ben Şirket falan bilmem” diyerek kapıyı açmamak için kızmaya başladı: “Bizi rahat bırakın!, Biz yoksul insanlarız, gidin kapımızdan! Siz bizden ne istiyorsunuz? Bize uykuyu haram ettiniz” dedi. Abbas arkadaş ısrarla “ana vallahi ben arkadaşım, Şirket evde mi?” dedi. Rıza gülerek yanaştı ve “anne, bırak o bizim arkadaştır” dedi. Abbas heval ancak böyle içeri girince, gülerek, “biz polis barikatını aştık ancak ananın barikatını bir türlü aşamadık” dedi Rıza'ya. 

SOL YAPILAR EZBERE YAKLAŞIYORDU

Bizim ev, artık genç Apocuların eviydi. Sürekli geliş gidişler, toplantı ve görüşmeler oluyordu. Annem Başkan’a bir oda ayırmış, Başkan orada arkadaşlarla görüşüyor, tartışıyordu. Ülkeye dönüşler başta olmak üzere ileriye dönük tartışmalardı. Örneğin Haki Antep’e, Kemal, Mazlum ve Rıza onlar Kürdistan şehirlerine gittiler. Tuzluçayır örgütlemesine ben de çıkıyordum. Önderliğin hazırladığı bir sayfalık “Kürdistan Manifestosu” bildirisi vardı. Bir gün Kemal dedi ki, “bunu alın, gidin, Türk soluna anlatın ama Apocular yazdı demeyin. Anlatın ve eğer sol örgütler ‘bunu kim yazdı ya da kim söylüyor’ derlerse, siz ‘Lenin, Mao, Stalin, Marx söylüyor’ dersiniz. O zaman onlar çok irdelemez ve sizi dinlerler.”

 Biz gittik, kahveleri ve sol örgütlerin olduğu mekanları dolaşıp anlattık. Kaynakları soran olunca da, Kemal’in dediklerini söyleyince onlara mantıklı geliyordu. Dönüşte Kemal sordu, “ne oldu?” Ben de “planın harfiyen tuttu” deyince güldü.

YARIN:

* Annem Rıza’yı silahla Kürdistan’a uğurladı 

* Askeri darbe oldu, Rıza yakalandı

* Esat Oktay Yıldıray’a tokat gibi cevap

* Bir tek Kemal için ağladım