Kürtler için sömürgeleştirilmenin en önemli dönüm noktalarından biri olan ve Kürdistan’ı dört parçaya bölen Lozan Antlaşması’nın üzerinden 103 yıl geçti. Lozan’da hayata geçirilmek istenen, Kürtleri statüsüz bırakma politikasının geçen süre içinde, Özgürlük Hareketi’nin direnişi sonucunda Kürtler bugün siyaset sahnesinde yeniden var olmaya başladı.
Bugün Lozan, Türkiye açısından her ne kadar bir zafer olarak nitelendirilse de Kürtlerin bu politikayı kabul etmeyerek direnişe geçmesi, bunun bir zafer olmadığını ortaya koydu.
‘LOZAN İLE KÜRDİSTAN’IN İLHAK EDİLMESİ, TÜRKİYE’NİN İÇ MESELESİ OLARAK GÖRÜLMEYE BAŞLANDI’
Lozan’ı ve Kürtler arası ulusal birlik çalışmalarını ajansımıza değerlendiren tarihçi Sedat Ulugana, Lozan Antlaşması’nın bir kırılma noktası olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: “Lozan Antlaşması, Kürtler açısından bir sınır antlaşmasından ziyade, uluslararası düzeyde siyasal statü taleplerinin büyük ölçüde göz ardı edildiği bir kırılma noktasıdır. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Kürtlere dair ortaya çıkan bazı cılız uluslararası tartışmalar, Lozan'la birlikte tamamen sona erdi, yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik alanı uluslararası hukuk bakımından tanındı. Bunun ardından, ‘Kürt meselesi’ olarak telakki edilen Kürdistan'ın ilhak edilmesi meselesi, uluslararası bir konu olmaktan çıkıp büyük ölçüde Türkiye'nin iç meselesi olarak görülmeye başlandı.
Bu nedenle Lozan, Kürt siyasal hafızasında günümüze kadar diplomatik bir metinden ziyade, uzun bir kırım döneminin başlangıcı olarak hatırlanıyor. Hatırlayınız; 1925-1938 yılları arasındaki Kürt katliamları silsilesinin miladı, bir bakıma Lozan’dır.”
‘KÜRT MESELESİ BUMERANGA DÖNÜŞTÜ, ÇÖZÜLEMEDİ’
Lozan’ın Türkiye için bir zafer olarak nitelendirilemeyeceğini ve Kürt meselesinin çözülemediğini belirten Ulugana, şöyle devam etti: “Lozan, Türkiye Cumhuriyeti açısından uluslararası tanınmayı sağlayan önemli bir diplomatik hamleydi. Mezkur antlaşmanın başarısı, sonraki yıllarda ürettiği siyasal sonuçlarla değerlendirilir. Evet, cumhuriyet egemenliğini sağlamlaştırdı; fakat Kürt meselesi bumeranga dönüştü ve sahih biçimde çözülemedi. Aradan geçen yaklaşık bir asra rağmen savaş, katliam, hak ihlalleri, sert politikalar, çöktürücü ekonomik maliyetler ve toplumsal kutuplaşma devam etti.
Bu nedenle askeri ve diplomatik kazanımlarla uzun vadeli toplumsal barış ve refah aynı şey değildir. Kalıcı bir barış sağlanamadığı sürece, ‘tamamlanmış bir zafer’ den söz etmek imkansızdır. Lozan bize bunu gösteriyor.”
‘BİRLİK ARAYIŞLARI DAHA GEREKLİ HALE GELDİ’
Bugün Kürtler arasında tartışılan ulusal birlik çalışmalarının geçmişte de yaşandığını, ancak sonuçlanmadığını hatırlatan Ulugana, şöyle konuştu: “Geçmişte de ulusal birlik girişimleri oldu; ancak farklı siyasal öncelikler ve dış müdahaleler nedeniyle kalıcı sonuçlar üretmekte zorlandı. Bugün ise Kürtler, Türkiye, Irak, Suriye ve İran gibi farklı devletler tarafından bölüştürülmüş olan Kürdistan’da birbiriyle özdeş kötü deneyimler yaşıyorlar. Bu durum, birlik arayışını daha gerekli hale getiriyor.
Eğer ortak zemin, farklılıklardan çok temel ulusal haklar ve ortak stratejik hedefler üzerine kurulabilirse, geçmişe kıyasla daha kalıcı bir birlik ihtimali doğabilir.”
‘ULUSAL BİRLİK İRADESİ GÖSTERİLİRSE, TOPLUMSAL ENERJİ ORTAK HEDEFLERE YÖNELİR’
Lozan ile dört parçaya bölünen Kürdistan’da uzun süredir var olan ve bugün yeniden hızlanan ulusal birlik çalışmalarının tek başına sorunları çözmeyeceğini, ancak Kürtlerin ortak hareket etmesini sağlayacağını dile getiren Ulugana, şunları belirtti: “Ulusal birlik, tek başına bütün sorunları çözmez maalesef. Ancak Kürtlerin ortak meselelerde daha koordineli hareket etmesini sağlayabilir. Bu durum, siyasal temsil gücünü artırır, müzakere kapasitesini güçlendirir ve uluslararası alanda daha görünür bir aktör haline gelmelerine katkı sunar. Nitekim ulusal birlik iradesi gösterilirse, toplumsal enerji ortak hedeflere yönelir. Bununla birlikte, ulusal birliğin kalıcı olabilmesi için yalnızca ortak tehdit algısı yeterli değil; ortak kurumlar oluşturulmalı. Tarih bize, ulusal birliğin ancak güçlü kurumsal temeller üzerine kurulduğunda uzun ömürlü olabildiğini gösteriyor.”