‘Yasal değişiklikler bile gerektirmeyen adımlar derhal atılmalı’

HDP Eş Genel Başkanı Sultan Özcan: “On yıllık travmanın yarattığı güven sorununu aşmak için iktidarın, Yüksekdağ ve Demirtaş kararları başta olmak üzere yasal değişiklikler bile gerektirmeyen adımları derhal atması şart."

SULTAN ÖZCAN

HDP Eş Genel Başkanı Sultan Özcan, Kürt sorununda yeni bir sayfa açıldığı değerlendirmesini yaparken, Meclis komisyonunun alt mekanizmaları oluşturmamasını eleştirdi ve sürecin eksik kaldığını ifade etti. Sultan Özcan, “Çözüm, İmralı-Kandil meselesi değil; tüm demokrasi güçlerinin özne olduğu demokratik entegrasyondur” diye konuştu. 

‘MÜZAKERE MASASI, MECLİS OLMALI’ 

Sürecin geldiği aşamalara ve Meclis’in misyonuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sultan Özcan, “Müzakereler ve görüşmeler döneminde Türkiye’de demokratik siyaset muhalefeti olarak çok katmanlı bir yelpazedeyiz. Konumlanışımız itibarıyla hepimiz Meclis’i işaret ettik. Aslında HDP’den DEM Parti çizgisine kadar, sokaktan parlamentoya bir özne olarak kendimizi konumlandırıyoruz. Varlık gerekçemizde Kürt sorununun demokratik çözümü, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve bir programatik çerçeveye kavuşturarak ‘Demokratik Cumhuriyet’ ve ‘Yerel Demokrasi’ olarak tanımlamıştık.

O açıdan Meclis’in rolü ve misyonu, çözüm için Türkiye’ye soluk aldıracak; aslında dış siyasete de soluk aldıracak güçlü bir demokrasi, güçlü bir parlamento ve güçlü bir yerel demokrasi adına inisiyatif alması önerimiz hep bakiydi ve güncelliğini koruyordu” dedi. 

Meclis’te bir komisyonun kurulması ve temsili bulunan siyasi partilerin çoğunluğunun katılmasını önemli bir adım olarak tanımlayan Sultan Özcan, “Bu komisyonun anlamını azaltmamak lazım. Meclis’te bir komisyon kurulması, aynı zamanda yasama organı olan Meclis’in işlevine işaret eder. 2017 referandumu ve 2018 rejim değişikliğine varan bir yönetim biçimi değişikliğinde rolü zayıflayan Meclis’in, aslında gerçek rolüne kavuşmasının ve demokratikleşmesinin yolunu açacak. Sadece toplumsal demokrasi açısından değil, aynı zamanda Meclis’in demokratikleşmesi açısından da önemli bir rolü var.

Bu rol biçildi mi, herkes böyle mi kavradı, ortak kavrayış böyle mi, ayrı bir konu; ama bizler açısından buna da hizmet edeceğini düşünüyoruz. Meclis’te bir komisyon kurulması, 2013-2015 dönemine baktığımızda çok geniş bir yelpazenin ortak bir Kürt meselesi ve demokratik adımlarla çözülmesi iradesinin yelpaze genişliğine kavuşması bakımından, geniş bir konsensüs ve en azından başlangıç adımı konsensüsü açısından da 100 yıllık Cumhuriyet tarihi açısından da önemli bir girişim aynı zamanda. Çözüm komisyonun, komisyon olarak genel kurula ilgili ihtisas komisyonlarına tavsiye niteliğindeki hukuki ve siyasal zemini oluşturacak tavsiye niteliğinde çeşitli hazırlıkları yapması açısından da önemli. Başta komisyonun anlamını böyle ifade edebiliriz” diye konuştu. 

‘SİLAHLI MÜCADELEDEN, DEMOKRATİK VE ÖZGÜRLÜKÇÜ BİR SİYASİ ZEMİNE GEÇİLDİ’

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin DEM Parti sıralarıyla tokalaşmasıyla başlayan süreçten bu yana önemli gelişmelerin yaşandığına dikkat çeken Sultan Özcan, “Sayın Abdullah Öcalan’ın çağrısı ve ardından atılan adımlar tarihi önemdedir. Sayın Öcalan’ın çağrısına örgütünün olumlu yanıt vermesi, fesih kongresini gerçekleştirmesi, sonuç bildirgesini kamuoyuyla paylaşması ve 11 Temmuz’da temsili bir silah yakma töreninin gerçekleştirilmiş olması, sadece Türkiye açısından değil, Ortadoğu ve Kürt halkının yaşadığı dört parçayı da ilgilendiren bir yaklaşımla ele alındı.

Biz bu durumu şöyle değerlendiriyoruz: Silahlı mücadeleden, demokratik ve özgürlükçü bir siyasi zemine geçiş yaşanmıştır. Örgütünü, hareketini demokrasi alanına konumlandırması ve bunu sosyalizme, özgürlükçü ve demokratik bir sosyalizme dönen bir projeksiyonla vermesi önemlidir. Bu, ideolojik olanı aktüel politik ve pratik hayatın önüne koymadan eş zamanlı bir konumlandırma gerçekleştirmesi açısından yaşamsal bir öneme sahiptir” dedi.

‘MÜCADELENİN SOLUK BORULARINI AÇTI’ 

Sultan Özcan, bu çağrıyla birlikte demokratik kanalların açılmasının, Kürt halkı ve Türkiye haklarının ortak mücadele soluk borularını açma potansiyeli taşıması bakımından hayati bir önem taşıdığının altını çizerek şunları söyledi:

“Bu adımlar, dili geçmiş zamanla değil, bugün için hayati ve yaşamsal bir önem olarak görülmelidir. Tüm demokrasi güçlerinin, açılan bu demokratik mücadele alanın doğru kavraması ve bunu gerçekleştirmek için özne olarak kendisini konumlandırması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü uzun bir aralıkta bütün mücadele alanlarını (doğa, kadın, emek, inanç ve halkların tanınma mücadeleleri) domine eden, terörize ve kriminalize eden, toplumu kutuplaştıran yaklaşımın yarattığı hayati önemi asla ıskalamamamız gerektiği kanaatindeyim. Bunların hepsi çok yaşamsal, önemli adımlardır.” 

‘KOMİSYON DİNLEMEDE EKSİK KALDI: HUKUKİ ZEMİN GECİKİYOR’

Meclis’te komisyonun kurulmasının 27 Şubat çağrısından sonra gerçekleştiğini ve bu yönüyle önemli bir adım olmakla birlikte, komisyonun “hakikatle yüzleşme” veya “toplumsal dinleme” gibi alt komisyonlar oluşturmamış olmasını büyük bir eksiklik olarak değerlendiren Sultan Özcan, devamında şu uyarılarda bulundu:

“Eğer bu alt komisyonlar kurulmuş olsaydı, geçmişte yaşanan travmalar, acılar, yaslar, öfkeler ve beklentiler doğrudan dinlenebilirdi. Bu da süreci hem toplumsal hem hukuki açıdan daha güçlü bir zemine kavuştururdu. Şu ana kadar Meclis komisyonu, çoğunlukla farklı kesimleri dinleme aşamasında kaldı. Çatışmalarda ağır acılar yaşamış toplumsal kesimlerden, demokrasi güçlerine, emek örgütlerinden sivil inisiyatiflere, kadın ve gençlik hareketlerine kadar pek çok grup dinlendi. Önümüzdeki hafta da gençlik ve kadın örgütleri dinlenecek.

Ancak alt komisyonların oluşturulmaması, sürecin derinlemesine ilerlemesini şimdilik sınırlamış durumda. O nedenle ‘artık dinlemeler bitsin’ demek doğru olmaz. Toplumun anlatacak çok şeyi var; bu anlatılar, insanların kendi yaşamlarını ve kaderlerini ilgilendiren bir onarma, yüzleşme ve adalete kavuşma sürecidir. Bir daha benzer acıların yaşanmaması için yapılan bu dinlemelerin alt komisyonlar eliyle ilerletilmesinde hiçbir sakınca yok.

Ancak komisyonun esas olarak, silah bırakanların sosyal, siyasal ve toplumsal yaşama yeniden katılımını ve bir daha şiddeti ortaya çıkarmayacak bir durumu güvence altına alacak hukuki ve siyasal zemine hazırlamaya başlaması gerekir. Bu konuda da bir gecikmenin yaşandığını ifade edebilirim.” 

“Aslında Meclis’e yüklediğimiz anlam, aynı zamanda demokrasi güçlerinin bu sürecin toplum, halklar, Kürt halkı ve bütün toplumsal dinamikler lehine netice alabilmesi için özne olacak bir inisiyatif almaları konusunda çeşitli zayıflıklar olduğunu gösteriyor” diyen Sultan Özcan, değerlendirmelerini şöyle sürdürdü:

“İki noktada değerlendirmekte fayda görüyoruz. Bunlardan birincisi, temel haklar olarak tanımlanan ve bir daha şiddet ile silaha başvurulmasına neden olan koşulları ortadan kaldıracak hukuki ve siyasi zeminin oluşturulmasıdır. Yani bu sonucu doğuran nedenleri kalıcı biçimde ortadan kaldıracak adımların atılması gerekiyor.

İkincisi ise bununla paralel biçimde, daha uzun vadeli olarak yeni bir demokratik toplumun ve demokratik hayatın inşa edilmesidir. Onarım ve inşa sürecini bu perspektifle değerlendirmek gerekir. Komisyona pek çok konuyu boca edip ‘işlemiyor şimdi’ diye bir umutsuzluk yaratmamak açısından, bu başlıkları bir hiyerarşi değil, ama bir sıralama içinde ele almakta yarar var. Dolayısıyla dil, tanınma, eşit yurttaşlık, yerel demokrasi gibi konular, nasıl bir gelecek, nasıl bir Türkiye, nasıl bir ülke tasavvur ettiğimizle doğrudan ilgilidir.

Bu süreç, en geniş toplum kesimlerin ortaklaşmasını sağlayarak ve hukuki anlamda da bir ‘yol temizliği’ yapılarak inşa edilebilir. Ancak esas olarak, yani makro düzeyde tanımladığımız şey; savaşı ve silahlı mücadeleyi bir ihtiyaç olmaktan çıkarıp demokratik bir zeminde Türkiye’nin demokratikleşmesine hizmet edecek bir entegrasyon sürecidir. Silah bırakanların sosyal ve toplumsal hayata yeniden katılmalarının önündeki hukuki engellerin kaldırılması, bu demokratik entegrasyonun en temel noktasıdır.

O açıdan beklentimiz, komisyonda yer alan arkadaşların da ifade ettiği üzere, bu hukuki zeminlerin ve adımların atılması yönünde bir iradenin ve planlamanın bulunduğu yönündedir.”

‘İKTİDARIN GÜVEN ARTIRICI ADIMLAR ATMASI ŞART’

Toplumda genel olarak barış isteğinin güçlü olduğuna işaret eden Sultan Özcan, ancak adil bir barışın nasıl sağlanacağı konusunda ciddi bir güvensizlik yaşandığına değinerek şunları söyledi:

“İktidarın bugüne kadar sergilediği pratikler, toplumda ‘barışa karşı’ bir tavır yaratmasa da çözüm sürecini kendi siyasi çıkarına göre kullanacağı yönünde kaygıları ve temkinli olma halini artırmıştır. Bu nedenle güvenin yeniden tesis edilmesi açısından iktidara büyük sorumluluk düşmektedir. Aynı şekilde, bizlere ve tüm demokrasi güçlerine de iktidarı adım atmaya zorlayan, süreci toplum lehine ilerletecek bir rol düşüyor. Süreci yalnızca ‘iktidar ile Kürt hareketi’, ‘iktidar ile Sayın Öcalan arasında’ ya da “İmralı-Kandil ekseninde’ bir mesele olarak görmek, seyirci kalma halini derinleştiriyor. Bunun aşılması için güven artıcı adımların atılması şart.

Bu adımların bir kısmı hiçbir yasal değişiklik gerektirmeksizin hemen atılabilir. Örneğin; kayyım atanan belediyelerin yeniden halkın iradesine devredilmesi, Sayın Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş hakkında AİHM kararlarının uygulanması, hasta tutsakların durumunun acilen ele alınması, 30 yılı aşkın süredir cezaevinde bulunan mahkumların infazlarının Cezaevi İdare ve Gözlem Kurullarının keyfi kararlarıyla uzatılmasına son verilmesi. Bu konularda atılacak hızla ve somut adımlar hem iktidarın samimiyetini gösterecek hem de toplumda barışa dair inancı güçlendirecektir.

Yalnızca Meclis komisyonunun değil, tüm örgütlü demokrasi güçlerinin, ‘bundan bir şey çıkmaz’ anlayışını bırakıp, ‘bu süreci nasıl kalıcı bir barışa ve demokratikleşmeye dönüştürürüz’ iradesini ortaya koyması hayati önemdedir. Sayın Abdullah Öcalan’ın defalarca ateşkes, çözüm ve barış yönünde gösterdiği iradeye rağmen, bugüne kadar süren eylemsizlik ve erteleme politikaları, büyük can kayıplarına, kaynak israfına ve derin toplumsal acılara yol açmıştır.”

‘İKTİDARA KARŞI CİDDİ BİR ÖFKE VE GÜVENSİZLİK VAR’

2013-2015 döneminde kıyasla, bugün Meclis’te geniş yelpazeli mutabakatın bile o dönemden daha zayıf kaldığına dikkat çeken Sultan Özcan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“O yıllarda AKP iktidardaydı ve Avrupa Birliği normlarına uyum çerçevesinde bir ‘reform rüzgarı’ estiriliyordu. Bu süreçte, iktidara yönelik ‘bir değişim yapabilir’ umudu vardı; yani kısmi bir güven ortamı mevcuttu. Ancak çözüm sürecinin ‘buzdolabına kaldırılması’ ile geçen son 10 yıl, toplumda derin bir travma ve hafıza yarası oluşturdu. OHAL uygulamaları, hak gaspları, baskıcı yönetim biçimi, binlerce Kürt siyasetçinin, gazetecinin, sivil toplum temsilcisinin, on binlerce HDP’linin cezaevine konulması ya da susturulması, toplumun geniş kesimlerinde derin bir öfke ve kırgınlık bıraktı.

Bugünle o dönem arasındaki fark da tam burada yatıyor. Bu son yılın birikimi olan büyük baskı, acı ve adaletsizlik, iktidara karşı ciddi bir güvensizlik ve öfke birikimi yaratmış durumda. Dolayısıyla bu öfkenin giderilmesi için iktidarın somut adımlar atması ve güveni yeniden tesis edecek bir müzakere sürecine girmesi gerekiyor. Bu müzakereler hem demokratik yolların açılmasını sağlayacak bir söylem hem de eylem biçimi benimsenmelidir. Gerçek bir demokratikleşme süreci, bu on yıllık travmayı adil, kalıcı ve samimi adımlarla onarmaktan geçmektedir.”