Yazar İlhami Akter'in 1972’de Xarpêt’ın (Elazığ) Dep (Karakoçan) ilçesinde başlayan hayat hikayesi henüz ilk gençlik dönemlerinde politik nedenlerle sürgüne dönüştü. Almanya’nın Kürt mültecilere yönelik politikalarından nasibini alan Akter, 20 yıllık mültecilik sonrası nihayet edindiği vatandaşlık ile annesini ziyarete edebildi. Gittiği köyünden 2013-15 çözüm sürecinin son bulmasıyla kişisel olarak o da nasibini aldı. Bir aylık tutukluluk sonrası yine kaçak yollarla Almanya’ya geldi. Önce ‘Erdoğan Hakimlerinden Kaçış’ kitabını, ardından yaklaşık 23 seneden beri sürdürdüğü taksi şoförlüğünden yola çıkarak, “Taksi Hikayeleri/Hayatın Yazdığı Yolculuklar" adlı kitabı yazdı.
Yazar İlhami Akter ile Hamburg Garı önündeki taksi durağında buluşup hayat hikayesini, yazma serüvenini ve kitaplarını konuştuk.
“Erdoğan’ın Hakimlerinden Kaçış” şimdi de “Hayatın Yazdığı Yolculuklar” ile okuyuculara sesleniyorsunuz. “Erdoğan’ın Hakimlerinden Kaçış”ı biraz anlatır mısınız?
Bu kitap her ne kadar otobiyografim olsa da aslında anlatmak istediğim bir halkın yaşam gerçeğidir. Sömürgeci devlet tarafından maruz kaldığı vahşetlerin, tüm çıplaklığıyla yazıya dökülmüş bir arşiv belgesi diyebiliriz. Yine savaşın yaşandığı bir coğrafyada sadece silahlı güçler birbirini öldürmüyor. Orada doğa tahrip oluyor, açlık sefalet, hak, adalet ayaklar altına alınıyor. En çıplak örneği ise Şêxmûs sahnesinde, onun gözleri önünde ahırda askerler tarafından ateşe verilen hayvanların çayır çayır can çekişmeleri. Örneğin benim yaylaya çıkıp da tarlalara bakınca bakımsızlıktan kocaman arazinin nasıl çölleştiğini görmem. Yine Agir sahnesinde dağda ölü bir askerin cenazesine tesadüfen rastlaması, sonra psikolojisinin bozulması. Kısacası, doğduğumdan bugüne kadar yaşamın gerçeğinden ısrar ederek edindiğim bilgi, tecrübeden yararlanarak yazmış olduğum bir eserdir.
Diğer kitabınızın geçtiği mekan ise Almanya ve bir taksicinin gözüyle hikayeler okuyoruz. Bundan biraz bahsedir misiniz?
Tümden birinci kitaptan ayrı özellikler taşıyor. Her ne kadar Kürt bir Almanya vatandaşı olsa da konular, kahramanlar, verilen mesajlar Hamburg veya Almanya'ya aittir. Hamburglu bir taksi şoförünün dünyaya bakış açısıyla yazılmıştır. İkinci bir etkense, elbette yaşadıklarım. Hiç beklemediğin insanlardan hiç beklemediğin bir yaşam performansını veren bir olaylar dizinidir. En önemlisiyse biri biner biri iner, geriye sadece anlattıkları hikayeleri ve seninle yaşadığı olaylar kalır. Yine özgün, sansürsüz ve yalın bir dille yazılan bir eserdir. İnsanların büyük bir çabayla oraya buraya koşuşturmalarını, yaşam mücadelesinin içindeki akışını, fotoğrafını, görselini yazıya dökmektir. Örneğin bir an önce işine, otobüsüne ya da trene yetişmek için can havliyle verdiği bir mücadele. Diğeri kendine bir an önce uyuşturucu bulmak için sarf ettiği amansız çaba. Bu yaşam akışının içinde bir taksici olarak bazen hak mücadelesi, ya da ne bileyim birine tanıklık, diğerine nasihat, bazen de kurbanı olduğun yaşamın gerçeğinden gelen hikayeler dizinidir. Bunları yaşadıkça benden böylesi bir eseri yazma fikrini oluştu.
Bu kitapları yazarken motivasyonunuz neydi?
En büyük motivasyonum kendime olan özgüvenimdir. Öyle bilindiği gibi üniversiteler, edebiyat fakültesi falan da hiç bitirmedim. Kendi çabalarımla yazdım ve yazmaya devam edeceğim.
İnsan hakları aktivizminin içinden gelen birisisiniz. Bu nedenle yazı ve kitaplarla haşır neşirsiniz. Yazmak ise çok farklı bir durumu ifade ediyor. Yazmaya nasıl başladınız?
Bir Kürt bireyi olarak, hele hele ki politik bir aileden geliyorsanız, ister istemez kitap dünyasıyla tanışıyorsunuz. Bu da ister istemez benden bir kültür, bir edebi birikime neden oldu. Henüz 10-12 yaşlarındayken “Elazığ Bin Sekiz Yüz Evler'de” tutuklu olan abime babam tarafından gönderilen mektupları yazarak başladım diyebilirim. Sonradan Hamburg, Almanya'nın birçok şehrinde okuma yazması olmayan Kürtlere, kimine iltica dilekçesi, kimine normal mektuplar yazarak ve en önemlisi ise bunlardan etkilenerek yazı yazmaya başladım.
Benim için yazmak insanın içindeki çığlıklarını, isyanını, duygu ve düşüncelerini yazı yolu ile ifade etmektir. Yaşadığım süreç içerisinde doğduğum, büyüdüğüm topraklarda yaşadıklarıma, cevap veremeyişlerime verilen en büyük cevaptır yazı yazmak benim için. En önemlisi ise tarihe not düşmek ya da geriye bir eser bırakmak da denir buna! Yine doğup büyüdüğüm, topraklarda, bulunduğum toplumun içinde geçen sürece, zamana tanıklık edip, toplumun, dönemin içinde olduğu yaşam koşullarını, savaşın acımasızlığını, ruh hallerini, ev hayvanlarını, doğasını, acılarını, sevinçlerini yalın bir dille kaleme almaktır.
Bir anlamda isyanımı, sesimi, haykırışımı herkes duysun diye hep yazmak isterim. İçimde kangren olan bir yarayı silip atıyormuşum gibi rahatlıyorum. Bütün bunları yaparken, kendime ilke olarak, yaşamın gerçeğinden yola çıkarak edebi karakter, edebi ahlak, edebi estetik ve yalın bir dille anlatmak yöntemini hep benimsedim. Bütün bunların yapmamın asıl amacı ise, toplumumuza edebi zenginlik katmak ve kendinden de bir şeyler vererek insanları okumaya, yazmaya teşvik etmektir.
Yazı yazmanın, edebiyatın bir başka kuralı da dinlemektir. Çok küçükken annemle dayılarıma giderdim. Dayım bize o sonu gelmeyen Kürt masallarını anlatırdı. Anlatımda bahsederken dengbêjlerin de hakkını inkar etmemek gerekir.
Son olarak okuyucularınıza neler söylemek istersiniz?
Okuduğunuz hikayelerin anıların, anlatıların, izlenimlerin hepsini siz değerli okuyuculara; binlerce yolcuyla yaşadığım sohbetlerin, olayların, tartışmaların içinde seçerek yazdım. Yine muhatapların hiçbir kelimesini abartmadan gerçekçilikte ısrar ederek o an tuttuğum notlarla, aklımda kalan sözlerle aktarmaya çalıştım.