Türkiye’de devam eden barış arayışları ve Meclis’te kurulan çözüm komisyonu, gündemdeki yerini korurken, siyasetçi Ahmet Yıldırım sürece dair değerlendirmelerde bulundu.
Yıldırım, birçok siyasetçinin Kürt sorununun nedenlerini ve Türkiye’deki barış girişimlerinin tarihini göz ardı ettiğini belirterek, geçmişten bugüne gelinen noktayı, barışın ülkeye kazandıracaklarını ve sürecin önündeki fırsatlar ile engelleri ele aldı.
Yıldırım, Önder Apo’nun barış arayışlarının yeni olmadığını, en az 32-33 yıl öncesine dayandığını hatırlatarak, “Reel sosyalizmin yıkılışından hemen sonra, 17 Mart 1993’te Bar Elias’ta Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın elçileriyle yapılan görüşmeler, 27 Şubat deklarasyonun bir prototipi niteliğindedir” dedi.
Yıldırım, Önder Apo’nun o dönemde de silahlı mücadelenin yapısal değişime uğradığını ve bunun bir barışla sonuçlanması gerektiğini ifade ettiğini belirtti.
Önder Apo’nun değişen dünya koşullarına göre kendisini, örgütünü ve mücadelesini revize ederek, çağdaş dünyanın gereklerine uygun bir çözümü öncelikli kıldığını vurgulayan Yıldırım, ancak değişen iktidarların “Türk ezberi” ve fobisini bir türlü aşamaması nedeniyle barış arayışının ülkenin kendi iç dinamiklerinden değil, bölgesel gelişmelerin zorunluluğundan dolayı başlamış olmasının incitici olduğunu söyledi.
‘AVRUPA MODELİ DERS ALINMALI’
Avrupa’nın Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarından sonra barışı inşa etme sürecini örnek gösteren Yıldırım, bu acı dolu tarihin nasıl kalıcı bir barışa dönüştürüldüğüne dikkat çekti.
Milyonlarca insanın hayatını kaybetmesinin ardından Avrupa’nın, etnik köken ve milliyet farklılıklarına rağmen bir araya geldiğini vurgulayan Yıldırım, Almanya’da ilkokullarda verilen “utanç tarihi” derslerine atıfta bulunarak bunun, savaşların ne kadar kötü olduğunu ve uygar insanların sorunlarını silahla değil, diyalog yoluyla çözebileceğini gösteren bir yaklaşım olduğunu ifade etti.
Yıldırım, Türkiye’deki çatışmalarda yaklaşık 50 bin insanın hayatını kaybettiğini hatırlatarak, bu acıya yaslanarak yıllarca kin ve intikam siyasetinin körüklenmesinin doğru olmayacağının altını çizdi. Ortadoğu’nun bir parçası olan Türkiye’nin, bu coğrafyadaki acıları yeniden deneyimlemek yerine dışarıdaki örneklere bakarak “model bir barış” inşa edebileceğini belirtti.
“İyi ki milyonlarca ölüyü geride bırakmadık” diyen Yıldırım, Ortadoğu’nun sürekli çatışmalı ortamında Türkiye’nin farklı bir yol izleyerek barışın öncüsü olabileceğini kaydetti.
‘MECLİS KOMİSYONU YASAL VE ANAYASAL DEĞİŞİKLİK ÇAĞRISI YAPMALI’
Sürecin önündeki en büyük engellerden birinin, siyasilerin kendi seçim hesaplarını 86 milyon insanın ortak geleceğinin önüne koyması olduğunu belirten Yıldırım, “Kim bugün bunu tekrar ederse tarihe karşı sorumlu olur” dedi. Siyasi hesaplardan sıyrılmanın, barışla ilgili muazzam bir geniş alan ve konfor alanı yaratacağının altını çizdi.
Meclis’teki komisyonun çalışmalarını değerlendiren Yıldırım, komisyonun şu ana kadar bir “niyet beyanının ötesine geçemediğini” söyledi. Akademisyenlerin davet edilmesini değerli bulduğunu, ancak bunun dışında çağrılan grupların önemli bir bölümünü; özellikle çatışmalarda hayatını kaybedenlerin yalnızca belirli kesimlerinden gelen yakınlarının ya da bölgede geçmişte devletle iş birliği yapmış “devletçi kliklerin” oluşturmasını eleştirdi. Bu yaklaşımın sürecin kapsayıcı ve adil bir zeminde ilerlemesini engellediğini, barış arayışını ise dar bir çerçeveye hapsettiğini ekledi.
Yıldırım, sürecin ilerlemesi için komisyonun mutlaka somut adımlar atması gerektiğini vurguladı. Bu adımların, Meclis Genel Kurulu’na getirilecek yasal değişiklerle somutlaşması gerektiğini belirten Yıldırım, “100 yıllık meseleyi çözecek adımlar atılmalı” dedi.
Görüşmelerin ardından, 1 Ekim’den hemen sonra somut yasal taslakların Meclis’e sunulması gerektiğini ifade eden Yıldırım, aksi takdirde komisyonun kendi emeğini heba edeceğini ifade etti.
‘ÖCALAN DİNLENİLMELİ’
Yıldırım, sürecin ilerlemesi için en önemli adımlarında birinin, devlet yetkilileri ile komisyonun Önder Apo’yu dinleme aşamasına geçmesi olduğunu belirtti. “Bunu kamuoyu önünde tartışmaktan ziyade cesur bir karar alarak, ya Sayın Abdullah Öcalan’ı Ankara’ya, komisyona davet etmeli ya da bizatihi bütün partilere mensup kişiler İmralı’ya giderek görüşme yapmalı” diyen Yıldırım, “Kendi örgütünü fesheden ve silahı, şiddeti sonlandırma cesaretini gösteren kişiden somut öneriler almaları gerekiyor” ifadelerini kullandı.
‘EKONOMİK KRİZİN KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜYLE BAĞLANTISI VAR’
Yıldırım, barışın ülkeye sağlayacağı en büyük kazanımlarından birinin ekonomik refah olduğunu kaydederek, “Bütün ekonomik göstergeler, Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik krizinin yaşandığını ortaya koyuyor. Bu ekonomik krizin, Kürt meselesinin çözümsüzlüğüyle ve enflasyonla bağlantısı kurulmalıdır” dedi.
Savaşın ülkeyi yoksullaştırdığını, barışın ise toplumu zenginleştirdiğini belirten Yıldırım, bu tezini somut verilerle destekleyerek, Cumhuriyet tarihinin en uzun süreli ekonomik büyümesinin (2012-2016) birinci çözüm süreci döneminde yaşandığına işaret etti.
“Ancak 2016 ile 2022 arasında, kişi başına düşen milli gelirin yedi yıl üst üste düştüğü başka bir Cumhuriyet dönemi görülmemiştir” diyen Yıldırım, bu durumun da çözüm sürecinin sonlandırılması ve yeniden şiddet sarmalına girilmesiyle doğrudan ilişkili olduğunun altını çizdi.
Ahmet Yıldırım, savaşın kaybettirdiklerini ve barışın kazandırdıklarını, son 12 yıllık tecrübe üzerinden, yoruma bırakılmaksızın somut verilerle topluma anlatılması gerektiğini vurguladı. Bunun topluma doğru aktarılmasının, sürece toplumsal rıza ve mobilizasyon kazandırabileceğini belirten Yıldırım, sürece desteğin birinci çözüm sürecine kıyasla çok sınırlı kaldığının tespitinde bulundu.
2013-2015 çözüm sürecinde Önder Apo’nun ne görüntülerinin ne de videolarının bulunduğunu, hatta sadece 2013 Newroz’unda okunan bir mektubun bile milyonlarca kişiyi alana çıkarmaya yettiğini hatırlatan Yıldırım, bugünkü toplumsal mobilizasyonun bunun çok gerisinde olduğuna işaret etti.
Bu nedenle herkesin kendi açısından “neden toplumsal rıza üretemediğini” sorgulaması gerektiğini belirten Yıldırım, toplumsal desteği artırmanın yol ve yöntemlerinin tartışılmasının önemine dikkat çekti.
Yalnızca iktidarın eksikliklerini dile getirerek sorumluluktan kaçmanın kolaycılık olduğunu kaydeden Ahmet Yıldırım, meselenin, karşı tarafın davranışlarını değiştirecek adımları da içeren kapsamlı bir yaklaşım gerektirdiğini ekledi.