AKP yönetimindeki Ümraniye Belediyesi ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından rant uğruna kentsel dönüşüm adı altında “rezerv yapı alanı” ilan edilen tapulu evlerinden çıkmaları için polis zoruyla elektrik, su ve doğalgazları kesilen Topağacı Mahallesi sakinlerinin direnişi 60 gündür kararlılıkla sürüyor.
18 Eylül’de polis eşliğinde yaklaşık 20 evin yıkıldığı mahallede, geriye sadece üç ev kaldı. Bu evlerden birinde yaşayan Yılmaz ailesi, yaklaşık iki aydır bu gaspa karşı direniyor. 80 yaşlarındaki anne ve babasıyla geceleri mum ışığında yaşam mücadelesi veren Sadık Yılmaz, ANF’ye konuştu. Yılmaz, yaşanan zulme tepkisini, “bunlar için 20 yıl koşturduk, oy verdik ama şimdi bizi mağdur ettiler” diyerek gösterdi.
‘MAHALLEYE DEVLET BİR ÇİVİ ÇAKMADI!’
Evlerini boşaltmaları için 24 Temmuz’da polis zoruyla alt yapı hizmetleri kesildiği için birçok sakinin gitmek zorunda kaldığı Topağacı Mahallesi’nde, sözleşmeye imza atmayan sakinlerden Yılmaz ailesi, rant uğruna evlerinin ellerinden alınmasına karşı direniyor. Kendini bildi bileli bu mahallede yaşadığını anlatan Sadık Yılmaz, babasının her şeyi adeta tırnaklarıyla kazıyarak yaptığını vurguladı.
Devletin mahalleye tek bir çivi çakmadığını kaydeden Yılmaz, “Burada ne asfalt ne de kanalizasyon vardı. Babam ve beraberindeki mahalleli, 1988 yılından beri çok uğraştı bu mahallenin eksiklerini tamamlamak için. Asfalttan kanalizasyona, elektrik direklerine, yola kadar mahalleli kendi imkanlarıyla yaptırdı. Camiyi bile biz mahalleli para toplayarak yaptırdık. Sağlık ocağı da devletin malı değildir, şahsa aittir. Şimdi mağduriyetimizi anlattığımız bazı kişiler bizim devlet malına çöktüğümüzü sanıyorlar. Öyle bir şey yok. Bu mahalleyi sakinler tırnaklarıyla kazıyarak bugünlere getirdi. Devlet bir çivi çakmadı” dedi.
‘MAHALLEYE MÜTEAHHİTLERİ SOKMAYAN BELEDİYE RANTA KENDİSİ TALİP OLDU’
Tapularını 2012 yılında aldıklarını belirten Yılmaz, tapuları alır almaz Alpha ve NEF firmalarına bağlı müteahhitlerin gelip mahallede incelemelerde bulunduklarını ve yerlerin çok değerli olduğunu söyleyerek, 4-5 katlı binalardan oluşan projelerini mahalle sakinlerine sunduklarını anlattı. Ancak daha sonra belediye tarafından kat sayısının azaltılarak imarın düşürülmesi üzerine müteahhitlerin burada bina yapmaktan vazgeçtiğini dile getiren Yılmaz, yaşananları şöyle anlattı: “O dönem Ümraniye Belediyesi’nin imarı düşürmesi üzerine müteahhitler bu projeden zarar edeceklerini söyleyerek geri çekildiler. Hani belediye, bugün kentsel dönüşüm adı altında evlerin eski olduğunu öne sürüyor ya, bu da bir yalan çünkü müteahhitlere proje yolunu kapatan belediyenin kendisiydi. İnşaat yapmak isteyen firmaları sokmadılar buraya. O dönem de belediye AKP’nin elindeydi. Birkaç yıl sonra, 2021 yılında bu defa belediye yetkilileri geldi mahalleye ve buraların çok değerli olduğunu söyleyerek, kaç dönümlük imar istiyorsak ona göre imza toplamamızı ve bu imzaları belediyeye asmamızı istediler. Ve böylece müteahhitlerin mahalleye akın akın geleceklerini öne sürdüler. Hatta gelen müteahhitlerle yüzde 50’den aşağı anlaşmamamız gerektiği uyarısında bulundular. Biz de yüz kişi 50 dönüm için imza topladık ve gidip Ümraniye Belediyesi’ne astık. 15 gün sonra ne olduysa, belediye yetkilileri tekrar mahalleye geldi ve bize, ‘Siz belediyeye imzaları astınız ama gelen giden olmadı, en iyisi biz belediye olarak buraya talip olalım’ dediler. Biz de yüzde kaç vereceklerini sorduğumuzda, yüzde 45 cevabını verdiler. Tam yerel seçimlerden önce, 2024 yılında dönemin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, temel atmaya geldiği mahallede yüzde 45 oranını 50’ye çıkarttığını bize aktardı.”
‘CAMİDE TOPLAYIP MAHALLELİYİ İKNA ETMEYE ÇALIŞTILAR’
Belediyenin projeleri getirdiğini ve mahalleliyi ön sözleşmeleri imzalamaları için camiye çağırıp, orada yaptıkları toplantıyla ikna etmeye çalıştıklarını belirten Yılmaz, bunun sonucunda sakinlerin birçoğunun ön sözleşmeye imza attığını aktardı. İki dönem mahalle muhtarı olan Yaşar Karataş’ın bu olan bitende büyük payı olduğunu belirten Yılmaz, kadastroyu mahalleye getirerek insanları ikna eden ve kandıran Karataş’ın şimdi belediyede meclis üyesi olduğuna işaret etti.
‘SANKİ ÇOK ZENGİNİZ, DEVLETE DE YÜZDE 25 BAĞIŞLAMIŞIZ’
Ön sözleşmeye rağmen belediyenin üç yıl inşaat yapmadığına dikkat çekerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Ne zaman yerel seçimler yaklaştı, o zaman mahallede Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ofis açtı. Önce biz bu ofisin açılmasının daha önceki sürecin devamı olduğunu düşündük. Belediyeye ön sözleşmelerde atılan imzaların ne olduğunu sorduk. Bize inşaat maliyetleri kurtarmadığı için imzalarımızı feshettiklerini ve projeyi Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na devrettiklerini söylediler. Bu defa talep için imza toplayacaklarını ve bu imzaları Ankara’ya sunup bütçe isteyeceklerini belirttiler. Maalesef mahallelinin çoğu sözleşmeyi dahi okumadan imza attı. Biz imza atmadık ve avukatlarımıza göstermek üzere sözleşmenin bir kopyasını istedik. Ama bunu da kabul etmediler. Sözleşmenin bir kopyasının alınamayacağını, ancak belediyeye gelip inceleyebileceğimizi belirttiler. Bir mahalleli de belediyeye gidip sözleşmeyi telefonuna çekti. Daha sonra 16 maddeden oluşan bu sözleşmeyi avukatımıza gösterdiğimizde ortada çok büyük bir sıkıntı olduğunu anladık. Sözleşmede mahallenin arazilerinin yüzde 25’ini hazineye bağışladığımız yazılmış. Biz çok zenginiz ya, bir de devlete bağış yapıyoruz. Kısacası sözleşmede, sen alacağın daireye bak, gerisine karışamazsın diyor. Sonuçta arsa benim, ev benim ama sen hem benim malıma ortak oluyorsun, hem de bana bir şey vermiyorsun. Hemen gittik itiraz ettik, mahalleliyi uyardık ve toplam 146 sakin imzaladıkları muvafakatnameyi; yani ön sözleşmeyi noterde feshettirdi. Bizim oturduğumuz parsel 2 ada ama yıkımların birinci etabını başlattıkları zaman metrekareyi tutturmak için 1 adayı 2 adaya, yani bize kattılar. Bu tam bir usulsüzlük.”
‘DEPREM BÖLGESİ DEDİLER, ZEMİNDEKİ KAROTLARI 17 METRE DELEMEDİLER’
Depremlerde bir taşın yerinden oynamamasına rağmen uydu üzerinden mahalleyi birinci derece sit alanı ilan ettirdiklerini belirten Yılmaz, hemen itiraz ettiklerini söyledi. Elindeki karot örneğini gösteren Yılmaz, “Biz itiraz ettikten sonra mecburen burada karot testi yapmak zorunda kaldılar. Karotçular zemini 35 metre deleceğiz dediler ama karotlar öyle sağlam ki 17 metreyi bile delemediler. Böylece deprem bahanesi de boşa çıkmış oldu” dedi.
‘MAHKEMELİK OLMAMIZA RAĞMEN POLİS ZORUYLA EVLERİMİZDEN ÇIKARILMAK İSTENİYORUZ!’
Şu anda mahkemelik olmalarına rağmen polis zoru ve tehdidiyle evlerinden çıkarılmak istendiklerine dikkat çeken Yılmaz, polisin evin kapısını kırarak elektrik, su ve doğalgazı kestiğini aktardı. Bu zorbalığa itiraz ettiği için karakolluk olduğunu anlatan Yılmaz, “Evde kimse yokken kapımın kolunu çekiçle kırdılar. Evimi savunduğum için iki kez beni ters kelepçeleyerek gözaltına aldılar. Belediyeden yetkililer de yok, emniyet gelip, ‘Suyu kes, doğalgazı kes’ diye emir veriyor. Bir de utanmadan sizin can güvenliğiniz için geldik diyorlar. Oysa mahallenin huzurunu kendileri bozuyor, sanki savaş varmış gibi panzerlerle, TOMA’larla, çevik kuvvet ekipleriyle buraya resmen baskın düzenliyorlar” diye tepki gösterdi.
‘GİDECEK BAŞKA YERİMİZ YOK’
80 yaşındaki anne ve babasıyla yaşayan Yılmaz, yaklaşık 2 aydır mum ışığında kaldıklarını, yemekleri tüple pişirip banyolarını akraba ve suyu akan komşularda yapıp eşyalarını orada yıkadıklarını söyledi.
Mahalledeki kedi ve köpeklerin de aç kaldığını belirten Yılmaz, “Kendimizle ilgilenmediğimiz için onlarla da doğru düzgün ilgilenemiyoruz. Hayvanlar burada aç, susuz ve perişan halde kaldı. Hayvanseverler gelip burayı da bir görsün” diye konuştu.
18 Ağustos günü polis eşliğinde gelen yıkım ekiplerinin hem imza atanlara hem de atmayanlara ait evleri yıktıklarını belirten Yılmaz, geriye kendi evleriyle birlikte 3 ev kaldığına dikkat çekti.
Tüm baskı, şantaj ve tehditlere rağmen evini terk etmemeye kararlı olan Yılmaz, “Benim anne babam yaşlı. Gidecek başka bir yerimiz yok. Yarınımız kış. Ama bunların hiçbirini düşünmüyorlar. Çıkıp gidin diyorlar, inşaat yapıldığı zaman hakkını alırsın diyorlar. Ama bunun garantisi de yok, ortada bir sözleşme de yok. Şimdi okullar başladığı için mecburen insanlar evlerini bırakıp taşınmak zorunda kaldılar. Benim kardeşimin de iki çocuğu var ve mecbur kaldı buradan taşınmaya. Ki taşınma bedelini bile vermediler. Ben burada yaşarım ama çocuklar çok mağdur kalırdı bu koşullarda. Ama biz evimizi terk etmeyeceğiz çünkü biliyoruz ki bulunduğumuz yer finans merkezine yakın, rant uğruna bizi buradan atıp yerimize beyaz yakalıları koyacaklar” vurgusunda bulundu.
Son olarak hukukçulara çağrı yapan Yılmaz, “Biz kanunları çok iyi bilmiyoruz, bunu fırsat bilip her türlü kağıdı imzalattırmaya çalışıyorlar. Bu nedenle haklarımızı savunacak gönüllü avukatlara ihtiyacımız var” dedi.