Amed’te sekiz yıl aradan sonra yeniden düzenlenen Uluslararası Film Festivali, Kürt sineması, kültür-sanat ve barış süreci üzerine yapılan kapsamlı tartışmalara sahne oldu. Bir hafta süren ve 84 filmi izleyiciyle buluşturan festivale ilgi ve katılım oldukça yoğundu. Kürdistan ve Türkiye'den birçok filmin gösterildiği festivalde, hafıza ve ana dil temalarına dikkat çekildi.
Festivale katılan yönetmenler, sanatın özellikle hafıza bağlamında barış tartışmalarında oynayabileceği rol ve misyona vurgu yaptı. Sanatın barış sürecinde önemli bir merdiven işlevi gördüğünü belirten yönetmenler, sanatın yalnızca bir ifade alanı olmanın ötesinde, toplumsal hafızayı diri tutan ve farklı kesimleri bir araya getiren güçlü bir araç olduğunu vurguladı.
'BARIŞI PRATİKLERLE HALKA GÖSTEREBİLİRİZ'
Sanatçılara da yürütülen sürece dair üstlenecekleri rol ve misyonu yerine getirmeleri yönünde çağrıda bulunan yönetmenler, "Bütünleştirici güç, topluma fayda sağlayacak ve sürece katkı verecek şekilde kullanılmalı" dedi.
İlk olarak söz alan Kürt yönetmen Kazım Öz, sanatın barış sürecindeki rolüne dair şunları söyledi:
"Yeni bir süreç başladı ve fiziki olarak savaş durdu. Şu an hem süreç hem sanat hem de siyaset anlamında ciddi bir mücadele başladı. Festival, bu anlamda ciddi bir rol üstlendi; sekiz yıldır yapılmıyordu ve bu durum hem bizim hem de halk için gerçekten çok önemli bir yerde duruyor. Barış süreçlerinde sanatın ve sanatçının rolü çok büyük ve önemlidir. Sanat, barışı pratik anlamda halkın önüne getirebilir ve çalışmalar ile organizasyonlarla bunu her alanda gösterebilir."
'ÜZERİMİZE DÜŞENİ YAPMALIYIZ'
Sanat çalışmalarının ve sinemanın, bu sürece yeni bir bakış açısı sunma potansiyeline sahip olduğunu belirten Kazım Öz, "Bu noktada sanatın da rolünü bu süreçte oynayacağını düşünüyorum. Hem Kürdistan'da hem de Türkiye'de bu tür festivaller artırılmalı. Kürtçe film festivali neden Trabzon'da yapılmasın? Ya da bizim gibi düşünmeyen sanatçılar bir organizasyonla neden bir araya gelip hikayeleri ortaklaştırmasın? Kültür ve sanat, bu çalışmalarla barış sürecine ve siyasete destek olabilir. Ben Kürt bir yönetmen olarak yıllardır bu alanda çalışma yürütüyorum. Bu süreçte de barış için üzerime düşen her şeyi yapmaya hazırım" dedi.
Hevî filminin yönetmeni Orhan İnce, festivalin yeniden yapılmasının kendileri için büyük bir anlam taşıdığını belirterek, sekiz yıl sonra yeniden bir araya gelmenin mutluluğunu yaşadıklarını söyledi. İnce, “Sekiz yıl aradan sonra yeniden festival yapılıyor. Bu yüzden mutluyuz. Çünkü biz derdimizi ancak filmlerle anlatabiliyoruz. Bu işi üreten insanlar olarak söylüyorum: Hiçbir şey olmasa bile buradayız. Bir aradayız, birlikte üretmeye ve ürettiklerimizi izlemeye devam ediyoruz” dedi.
'SANAT TOPLUMSAL BARIŞ İÇİN ÜRETMELİ'
Toplumun bu tür etkinliklere ciddi bir ihtiyacı olduğunu vurgulayan Orhan İnce, festival genelinde yoğun bir ilgi ve talep olduğunu belirtti. Bu ilginin tesadüf olmadığına dikkat çeken İnce, “Bu tür etkinliklerin artması barışa da birlikte yaşama kültürüne de hizmet ediyor. Yıllarca bunun mücadelesi verildi; biz de verdik. Bu tarz üretimler arttıkça toplumsal barışın daha güçlü şekilde sağlanacağına inanıyorum. İnsanlar hem daha mutlu olacak hem de kendi dillerinde kendilerini ifade edebilecekleri, kendilerini görebilecekleri alanlar açılacak” diye konuştu.
'BU COĞRAFYADAKİ HİKAYELERİ BELGELEMELİYİZ'
Sanatın tarih boyunca bir ifade aracı olduğuna işaret eden İnce, “İnsanlar acılarını, mutluluklarını, hüznünü, umudunu sanatla ifade etti. Bizden önce de bu işi yapanlar vardı, bizden sonra da mutlaka olacak. Sanat ölmeyen bir şey” dedi.
Sinema yazarı Elifsu Dilek Şen ise, festivalin yeniden yapılmasının hem Kürt sineması hem de barış süreci açısından son derece önemli olduğunu vurguladı. Dilek Şen, “Sekiz yıl aradan sonra bu festivalin yapılması çok kıymetli. Bu yıl üçten fazla film festivaline gittim ve filmlerin büyük kısmı birbirine çok benziyordu. Burada ise çok farklı filmleri izleme şansımız var. Festival halkla iç içe, sokaklara yayılmış durumda. Bu haliyle barışa ve Diyarbakır’a dair çok güçlü bir söz söylüyor” ifadelerini kullandı.
'FESTİVAL, BARIŞA BAMBAŞKA BİR PERSPEKTİF SUNUYOR'
Ana akım festivallerde Kürt sinemasının yok denecek kadar az olduğuna dikkat çeken Dilek Şen, “Antalya Film Festivali’ndeydim. Orada Kürtçe kullanılan tek film vardı. Onun dışındaki filmler çok sınırlı konulara sıkışmıştı. Buradaki filmler ise bu topraklardaki farklı muhalif sesleri, ötekilerin hikayelerini görünür kılıyor. Bernard Chauv’ın 'Sanat gerçeklikle başa çıkmanın en önemli yollarından biridir' sözü var. Bu festival de bu anlamda gerçekliğe ve barışa bambaşka bir perspektif sunuyor" açıklamasında bulundu.
'SANAT, HALKLARI YAN YANA GETİREBİLİR'
‘Gündüz Apollo Gece Athena’ filminin yönetmeni Emine Yıldırım da sanatın en güçlü yönünün insanları bir araya getirme kapasitesi olduğunu vurguladı. Emine Yıldırım, “Sanat, insanlara bir tartışma zemini sunmaktan ziyade o zeminin kucaklanmasını sağlayabilir. Kesinlikle insanları bir araya getiren ve duygusal olarak büyük bir ivme kazandıran bir gücü var. Sanat olmadan hayat olmaz” ifadelerini kullandı.
Sanatçıların üretim sürecinde sorumluluk almaları gerektiğini belirten Emine Yıldırım, “Bir film yaparken sanatçıların nerede durduklarını bilmeleri ve bunun arkasında durmaları gerekiyor. Eseri halkla birlikte tartışmaya açmak, eleştiriye açık olmak çok önemli. Sanatın barış sürecine katkısı, hiç yan yana gelmeyecek insanları bir araya getirebilmesinde yatıyor. Belki aynı duyguda birleşmelerini sağlayabilir” diye konuştu.
Festivalde yer almaktan duyduğu mutluluğu dile getiren Emine Yıldırım, Diyarbakır ve festival seyircisiyle buluşmanın kendisi için çok kıymetli olduğunu belirterek emeği geçenlere teşekkür etti.